İslam Medeniyeti
Said Alpsoy

       

İslam Medeniyeti

 

Said Alpsoy

Kanal a Haber- 30 Ocak 2015

Miladi 13.yy. ortalarında Moğol işgalinin etkisiyle İslam medeniyeti yaklaşık yedi yüz sene devam eden bir durgunluk dönemine girdi. Bu arada Osmanlılar ve Babürşahlar gibi siyasi/askeri açılardan “dev” olarak nitelenebilecek boyutlara ulaşmayı başaran yeni İslam devletlerinin doğmuş olması, işaret ettiğimiz gerçeği etkilemedi. Çünkü bir medeniyet “komple” olmayı gerektirir. Bu iki devlet ise ne yazık ki, askeri/siyasi alanda ortaya koyduğu performansı, medeniyeti inşa eden başta özgün düşünce olmak üzere diğer alanlarda gösteremedi ve bugünlere gelmiş olduk. Daha doğrusu 20.yy.’a… Ve yaklaşık yüz seneden beridir, yeni bir İslam medeniyetinin oluşumuna şahitlik ediyoruz. Batı’nın sahip olduğu ezici güce rağmen ve aslında biraz da o güce bir tepki olarak, yani paradoksal bir biçimde hem o güce rağmen hem de o güç nedeniyle, yeni bir İslam Medeniyeti hamlesi doğdu.

Ne var ki, bu süreç içerisindeki İslamcılık faaliyetinin aslında yeni bir İslam medeniyetinin inşaı demek olduğu, yakın zamanlara kadar pek anlaşılamadı, algılanamadı. Dünyanın doğusu da batısı da olup bitene, Batı medeniyetine karşı, siyasi niteliği ön planda olan bir İslami tepki olarak baktı. Bu bakışla da olayı doğru fakat çok eksik görmüş oldu. Geçen yüz seneden sonra anlıyoruz ki, aslında yeni bir İslam medeniyeti inşa ediliyor. Birçoğumuz, işin bu boyutunun farkında olmasak bile bizler de bu yeni medeniyet inşaında görevliyiz. İslam’a hizmet etmek anlamında yaptığımız faaliyetler, son tahlilde o noktaya doğru akıyor.

Konuyu en ilginç kılan şey, insanlık tarihinde ilk kez bir medeniyetin bilinçli olarak inşa ediliyor olmasıdır. Eski Yunan’dan Modern Batı’ya kadar hiçbir medeniyet, sahipleri tarafından “biz şu an yeni bir medeniyet inşa ediyoruz” bilinç ve niyetiyle oluşturulmuş değildir. Bu, tarihte ilk kez yaşanıyor. Ve aslında büyük bir mazhariyet sayılması gereken bu durumun özneleri olduğumuz için de ALLAH’a ne kadar hamd etsek azdır. Çünkü bu bilinç sayesinde, öncekilerin içine düştüğü hataların büyük kısmından korunup, sonuçta İslam adına da insanlık adına da ortaya çok daha sağlıklı bir “ürün” koyabiliriz.

Şimdi bizlere düşen, dünyanın dört bir yanında İslam’a hizmet/cihad/İ’la-yıKelimetullah/Emr-i bi’l-Maruf isimleri altında faaliyet gösteren bütün Mü’minlerin, “yeni bir İslam medeniyeti” inşa etmekte oldukları gerçeğinin farkında olmalarını sağlamaktır. Zira her ne kadar bu bilinç oluşmuşsa da henüz herkes tarafından farkına varılmış değildir. Ve daha uzun bir zaman, az sayıda insan tarafından fark edilmeye devam ettiği takdirde, sözünü ettiğimiz avantajı kaçırma riski de ortaya çıkabilir ki, ALLAH korusun, bu son derece acı olur. Çünkü eski medeniyet kurucular, her şey olup bitene kadar yaptıkları işin farkına varmamıştı… Fakat biz, yani İkinci İslam Medeniyeti’nin kurucuları da ne olduğunun farkına varmış olmamıza rağmen, yeterli düzeyde yayılıp duyulmasını sağlayamadığımız için eskilerle aynı durumda kalırsak… “Çok acı olur” dememin sebebi budur.

Bugüne kadar siyasi/kültürel kodları üzerinden adlandırılan/anlamlandırılan ve şu sıralar Türkiye’de olduğu gibi, Batılı/Modernist çevreler tarafından birbirinin zıddı ve alternatifi şeklinde gösterilmeye çalışılan bütün İslami hizmetler, aslında aynı bütünün parçalarıdır ve aynı gayeyi gerçekleştirme çabası içinde, kendi aralarında iş bölümü yapmış, deyim yerindeyse ayrı ayrı “uzmanlık birimleri”dir. Tabii, bu tespitten Türkiye’de “Paralel Devlet Yapılanması”, Irak’ta “Kesnizani Tarikatı” gibi işbirlikçi, kripto İslami yapılanmalar anlaşılmamalıdır. Evet, içiyle-dışıyla gerçekten İslami nitelikli olan bütün alt kimlikleri birden kastederek diyorum ki, kimi siyasi, kimi de kültürel nitelikli araçlar kullanarak… Hepsi birden aynı inşaatın işçileridir: İslam Medeniyeti…

Ve artık hepsinin, bu bilince sahip olmasının zamanıdır. Bu noktada en büyük sorumluluk, bütün İslami alt kimliklerin içindeki kalem erbabına ve kanaat önderlerine düşüyor. Herkes çevresini bilinçlendirsin, aydınlatsın.

Baştan beri sözünü ettiğimiz “İkinci İslam Medeniyeti”nin ne olduğu, temel ilkelerinin nelerden ibaret bulunduğu gibi meseleler de önümüzdeki haftanın yazısının konusunu oluştursun.

Hepiniz ALLAH’a emanet olun!

 

http://www.kanalahaber.com/yazar/said-alpsoy/islam-medeniyeti-27069/

 

İslam Medeniyeti – 2

 

Said Alpsoy

Kanal a Haber- 07 Şubat 2015

Geçtiğimiz hafta ele almaya başladığımız ve adına “2. İslam Medeniyeti” diyebileceğimiz,  geleceğin dünyasının en önemli, en büyük oluşumunun temel ilkeleri neler olacaktır ya da neler olmalıdır?

Konunun daha rahat ve net anlaşılması için Modern Medeniyetle karşılaştırmalı bir değerlendirmenin, soyut bir anlatımdan daha isabetli olacağını düşünüyorum.

Modern Medeniyet’in materyalist özüne ve bundan kaynaklanan, insanı sadece bedenden ibaret gören yaklaşımına karşılık, 2. İslam Medeniyeti, İslam’ın manevi olan özüne uygun olarak insanı beden ve ruh ikilisinden oluşan bir bütün şeklinde ele alacaktır. O zaman da, kendisine İslam rengi verilmiş yeni bir Modern Medeniyet versiyonu değil, her şeyiyle İslam’a özgü yepyeni bir dünya inşa edecektir. Geleceğin hâkim modelini oluşturacak olan bu yeni dünya, bir Fransız düşünürün: “21.yy. ya manevi olacak ya da olmayacak” deyişine uygun biçimde, ruhu esas alan bir karaktere sahip olacaktır ki bu özellik, aynı zamanda 2. İslam Medeniyeti ile Modern Medeniyet arasındaki temel farkı oluşturacaktır.

İkinci olarak, Modern Medeniyet’in kendisine antikiteyi (Eski Yunan ve Roma) yani insan aklı temelli felsefeyi esas almasına karşılık, 2. İslam Medeniyeti Kur’an ve Sünnet (Asr-ı Saadet pratiği)in, yani vahiyden ayrı kalmış yetersiz akıl karşısında, vahyin ve ona dayalı müstakim ve mükemmel aklın kendilerine özgü, ilahi esaslarına dayalı olacaktır.

Üçüncü olarak, Modern Medeniyet’in kendi dışındaki insani birikim/medeniyet havzaları karşısındaki kibirli, düşmanca duruşuna mukabil 2. İslam Medeniyeti, Efendimiz’in (O’na Binler Selam) : “Hikmet, Mü’minin yitiğidir, nerede bulursa oradan alsın” deyişine uygun olarak, kendi dışında yer alan insanlık birikimine karşı saygılı bir yaklaşıma sahip olup, her türlü kapris ve kompleksten uzak durma olgunluğunu gösterecektir. Bu cümleden olarak, ne başka bir medeniyet karşısında aşağılık kompleksine kapılıp, onun bütün değerlerinin mükemmel olduğu ve taklit edilmesi gerektiği yanılsamasına düşecek (Ümmet-i Muhammed’in Modern Medeniyet karşısındaki son bir-kaç yüzyılında olduğu gibi…), ne de kendi dışında kalan her varlığı GrouchoMax’ın deyimiyle: “O, her ne ise ben ona düşmanım!” gözüyle görüp, bir kibir heykeli halinde saldırıp yok etmeye ya da en azından değiştirip/dejenere edip kendisine benzetmeye çalışacaktır. Yani Modern Medeniyet’in bütün tarihinde olduğu gibi…

Bu yeni Medeniyet hamlesiyle beraber insanlık ikinci bir kez ve yine Müslümanların eliyle insani ve evrensel bir kimlikle tanışmış olacak, ALLAH’ın dilediği kadar bir süre evrensel barış, adalet ve huzuru gerçekten tecrübe edebilecektir.

Dördüncü olarak, “ahiret hayatı” ve “ona hazırlık yapmak” kavramları insanlığın gündeminde duygusal nitelikli bir retorik konusu olmanın ötesinde ciddi ve gerçekçi bir yere, hem de ister bireyin günlük programı, isterse toplumsal gündem çerçevesinde olsun, stratejik önemde bir yere sahip olacaktır. Böyle bir anlayış ve yaşama biçimi ise insanlığın bütünü üzerinden düşünüldüğü takdirde ilk kez tecrübe edilecek ve aklın alamayacağı kadar ilginç, çarpıcı ve bir o kadar da mutluluk verici bir şey olacaktır. Söz konusu tecrübe, yepyeni bir insanın, dünyanın ortaya çıkmasını sağlayacaktır ki, herhalde 2. İslam Medeniyeti’nin insanlık tarihi açısından en büyük sürprizi ve katkısı da bu olacaktır:  “Ahiret endeksli yeni bir yaşam biçimi…”

Gerçi bu tecrübe daha önce, Asr-ı Saadet’te Ashab-ı Kiram tarafından yaşanmıştır fakat bundan sonraki deneme, dünya çapında ve bütün insanlık ölçeğinde olacağı için bu durum, 2. İslam Medeniyeti’nin en şok edici niteliğini oluşturacaktır.

Yukarıdaki değerlendirmelerden 2. İslam Medeniyet’i çağında bütün insanlığın/dünyanın Müslüman olacağı gibi bir sonuca ulaşılmamalıdır. İnsanlığın sayısal olarak çoğunluğu belki gene gayr-ı Müslim kalmaya devam edecek fakat en azından dünyada yaşayan herkes “böylesi insanlar ve toplumlar” da olabileceğini görerek, işaret ettiğimiz şoktan kendi hisselerine düşeni almış olacaktır. Yani ya doğrudan değişerek/dönüşerek ya da en azından bu değişim/dönüşüm mucizesinin şahitleri olarak herkes, değişik biçimlerde, geleceğin bu kutlu medeniyetinin içinde bir yer almış olacaktır.

Şimdi bizlere düşen, bu kutlu yolculukta ne yapmamız, 2. İslam Medeniyeti’ne ne şekilde katkıda bulunmamız gerektiğini sormak ve sonra da harekete geçmektir. Bir yönüyle bu soruya “Ne Yapmalı?” dizisiyle cevap vermeye çalışmıştık. Fakat o bir ufuk turu idi ve dolayısıyla sözü genel/temel çerçeveyle sınırlı tutmuştuk. Bundan sonra, aynı konuda ikinci turu başlatıp, daha detay ve olayın entelektüel arka-planıyla ilgili olan noktalara bakmaya başlamamız gerekiyor.

 

http://www.kanalahaber.com/yazar/said-alpsoy/islam-medeniyeti-2-27079/

Bu Yazı 2643 Defa Okunmuştur.