Kapak
Kâbe'de Zamanın Durduğu An / Ali Erkan Kavaklı
       

KÂBE’DE ZAMANIN DURDUĞU AN

Ali Erkan Kavaklı


Ramazan dördüncü akşamı, namazı eda ettik, elhamdülillah. Akşam ile yatsı arasında bir saatten fazla zaman var. Kâbe’de vakti değerlendirmenin en iyi yolu tavaf etmek. Gündüzün sıcaklığı yüzlere vuruyor. Hava sıcak mı sıcak… Kimsenin havanın sıcaklığına aldırdığı yok. Hem sevap kazanacağız da hem de terlemeyecek miyiz?
Yatsıya kadar tavafı bitirmeliyim.
Namazdan sonra en evvel süpürülüp temizlenen mekân, Kâbe’nin etrafı.
Üçüncü katta iftar etmiştim. Hemen merdivenlere yürüdüm. Zemin kata indim ve Kâbe’ye doğru yürüdüm. Umre arkadaşım Veli Deveci, Kâbe’ye en yakın mekânda tavaf edersen daha çabuk bitirirsin, demişti. Yeşil ışıkların hizasından Hacerü’l-Esved’i selamlayarak başladım teşbihe başladım. 
İstiğfarlar, dualar, niyazlar…
İnsan seli içinde bir zerreyim, okuyorum.
Beyaz kefenlerine bürünmüş insanların yüzünden ter fışkırıyor; masum ve sevimli çocuklar su içinde, feracelerine bürünmüş kadınların yüzünden ter akıyor…
“Allah’ümme inneke afüvvün, Kerimün. Tühibbül affe fa’fü anni.”
Kadınların tavafta erkeklerden fazla olduklarını fark ettim. Bu sıcakta, yaz günü, ter içinde… Zayıf bedenli kadınlar zorluklara daha mı dayanıklı? İman ve sevap kazanma aşkı insanları daha fedakâr ve güçlü hâle getiriyor. 
“İhtiyar kadınlarınızın dini üzerine olun!” hadis-i şerifini hatırladım.
Arkamdan itenlere, önümdeki insanlara çarpmamak için direniyorum… Akşam vakti, terlemeye başladım. Sırtımdan ter boşanıyor. Dua kitabım yelpaze gibi kullanıyorum.
Her tavafta siyah örtüsüne bürünmüş, üzerindeki altın rengi ipliklerle yazılmış âyetlerle cennet müjdeleri sunan Kâbe’ye daha çok yaklaştım. Bu, daha çok heyecan demek… Her şavtta okunacak duaları mırıldanıyorum. Bildiğim bütün dua âyetlerini okuyorum; Cevşen’den Veyselkaranî Hazretlerinin duasını okuyorum. Kalbimin ürperti, yakarış ve niyazlarını Rabbime arz ediyorum.
Önüm, arkama, sağım, solum insan seli. Etrafımdakilere dikkatle bakmıyorum. Sırtıma sert dokunuşlar, erkeklerin… Kasları ve kemikleri daha güçlü… Yumuşak dokunuşlar karşı cinsin. Burada karşı cinse karşı hiçbir ilgi ve şehvet duygusu hissetmiyorum. Sadece Kâbe atmosferinden insanlar erkek ve dişilik kimliklerini yitiriyor. 
Dünyevî arzular, şehvet duygusu, daha doğrusu bunların hayalleri zihnimizde kayıp halka…
Bütün umreciler ve ziyaretçiler zamanı başka bir boyutundayız şimdi.
Kıyamet iklimine kanatlandık, bedenimiz ruhumuza teslim olmuş vaziyette.
Zaman zaman Hatim’e bakıp Hicr-i İsmail’de (Hz. İsmail’in (as) odacığı) dua edenlere göz atıyor ve imreniyorum. 
Üçüncü şavtta okumam gereken dua daha kısa. Mültezime’de okunacak duayı okumalıyım.
Kâbe kapısı önünde elini duvara dayamış, eliyle kapıya asılmış insanlar… Yönlerini duvara dönmüşler, yalvarıp yakarıyorlar, sarsıla sarsıla ağlayanlar var.
Sonra Kâbe’nin dört bir tarafında ellerini duvara dayayıp yakarışta bulunanları fark ettim.
Vecd hâlindeler, etraflarını görmüyor, duymuyorlar. Yalvarıyor, yakarıyor, hıçkırıyorlar… Kadın, erkek, genç, ihtiyar…
Burada rahmet kapıları sonuna kadar açık… Burası Beytulllah yani Allah’ın eve Kâbe…
Yedinci şavtı yaparken Hatim’e iyice yaklaştım. 
İçerisi kadın-erkek ibadet aşkıyla kendinden geçenlerle dolu.
Burada cinsiyetin önemi yok. Allah evinin ziyaretçiler kadın veya erkek kimliklerini çoktan kaybetmişler. 
Burada her gönül kulluk elbisesi giymiş, âbid kimliğini takınmış, halis kulluk peşinde herkes…
Burası teslimiyet, adanmışlık, hiçliğini hissetme makamı.
Dünyevî ihtiraslar, istekler, şehvet, rüya, düşünce ve hayaller kapıda kalmış olmalı…
Hatim’in kapısında durdum.
Kalbim yerinden fırlayacak gibi. Zamanın durduğu an.
Heyecan ve ürperti içindeyim.
İçeri girmenin zor olacağını tahmin ediyordum. 
Önümdekiler ırmak gibi içeri akıverdi. 
Kendimi Hatim’de buldum. Namaz kılacak yer de buldum. Dünyalar benim oldu.
Bu kadar kolaylık beklemiyordum.
“İnne maal usri yüsra!” (Zorlukla beraber kolaylık da vardır.)
Namaza durdum.
Önümdekiler duada, yanımdakiler niyazda…
Karşımdakiler… Kâbe duvarına abanmış, dünyaya veda edip ahiret ufkuna kanatlanmışlar…
Uhrevî iklimdeler…
Dua, yalvarış, niyaz, yakarış…
Burada hayaller Arş’a kanatlanıyor… Dünyaya her şey geride kaldı…
Başka âlemlere doğru seyr ü seyahat ediyoruz.
Dua, niyaz, yakarışlarımı Yüceler Yücesi’ne arz ediyorum.
Hatim’de dua kıymetli. Hicr-i İsmail’de namaza paha biçilmez. 
Burası en kıymetli mekân...

Gönüller Sultanı (sav) Buradan Arş’a Kanatlandı

Kâbe’nin batı tarafı, Hatim denilen yer.
Gönüller Sultanı (sav) burada uyku ile uyanıklık arasında yazıyordu. Taif’ten dönmüştü. Kalbi kırık, yüreği buruktu. Tebliğ için gitmiş, bir hafta dil dökmedik insan bırakmamış, kimseye hak ve hakikati kabul ettirememişti. Üstelik kovmuş ve taşlamışlardı. Mahzundu, muğberdi, hüzünlüydü. Hayatının en büyük hayal kırıklığını yaşamıştı. 
Hz. Cebaril kendisini burada selamladı. Burak’a bindirdi ve Rabbimizin huzuruna götürdü. Mirac gecesi Gönüller Sultanı Allah Rasulü (sav) hayatının en büyük sevincini yaşadı.
Allah Rasulü’nün (sav) ayak bastığı yere alnımı koyuyorum, secdedeyim.
Hz. İsmail, annesini buraya defnetmiş.
Oğulları, Hz. İsmail’i burada ebedî yolculuğuna uğurlamışlar. 
Gönüller Sultanı (sav) geceleri Kâbe’ye dua ve niyaz için gelir, alnını secdeye buralarda koyardı.
Ebu Cehil’in tahrik ve teşvikiyle Ukbe bin Muayt, deve işkembesi getirip burada Allah Rasulü’nün (sav) iki kürek kemiği arasına koymuş ve onu boğmak istemişti.
Burada Hz. Fatıma annemiz çocuk yaşında kahramanlaşmış, işkembeyi babasının sırtından indirerek Kureyş ileri gelenlerine meydan okumuştu…
Yemenli Devs Kabilesi reisi, şair Tufeyl bin Amr, burada Kur’an dinleyerek Müslüman olmuş ve Ebu Cehil’i hayal kırıklığına uğratmıştı. 
Burada yeni bir tarih başlamış ve zaman burada durmuştu.
***
Teravih öncesi tavaftan sonra Hatim’e daldım.
İkinci rekâtın rükûsundan sonra önüm ziyaretçilerle dolup taştı.
Beklenmedik bir şey değildi. 
Kadınlar, erkekler…
Secdeye gitmek istiyorum, başımı koyacak yer yok. 
Beklemek zorundayım…
Nihayet secde mahallinden ayaklar çekildi. Huzura kapandım.
Duaları kısa tutmalıyım.
Hicr-i İsmail’de dua etmek isteyenler çok… Burası bencillik makamı değil. 
“Rabbim, Kâbe’nde dua, ibadet ve kulluk sofrası kurdun. Bu aciz kulunu davet etme lütfunda bulundun.
Gelmeyi nasip ettin, el açıp dua etme nimetini verdin.
Hicr-i İsmail’de namazı, rükû ve secdede bulunmayı bahşettin.
Sana şükürler olsun!
Günahlarımı bağışla! Hatalarımı affet! Razı olduğun kullarından eyle! Cehennem azabından azad et, cennetine kabul buyur! Peygamber Efendimize (sav) cennetinde komşu eyle! Beni, anamı, babamı ve bütün mümin kardeşlerimi bağışla!
Benden dua istirhamında bulunanları affet, muratlarını kabul eyle, umduklarına kavuştur, korktuklarından azad eyle!
Dualarımı kabul et! Amin!..”
Mümin kardeşlerime yer açmak için giriş kapısına yöneldim. Kapı dedimse kapı falan var zannetmeyin. Giriş-çıkış mahalli…
Kâbe duvarının yanından geçerken ürptiyle elimi Kâbe örtüsüne dokundurdum.
Siyah örtü üzerine iplik iplik âyetler dokunmuş:
“Lâilahe illellah, Muhammed rasulüllah. Sübhanallahi ve bihamdihi, sübhanallahil-azim!”
Âyetler okuyarak dualar mırıldanarak tavafı tamamladım.
Hacerü’l-Esved âşıkları birbirlerini iterek siyah taşı öpme yarışındalar… Burada kimseyi itelemeye gönlüm razı olmadı, kimseye kıyamam, kimseyi dirseklemeyi göze alamam. 
Mübarek taşı selamlayarak geçtim.
Sırada iki rekât tavaf namazı var, sonrasında hatimle teravih…

 


Bu Haber 657 Defa Okunmuştur.

Habere Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Habere Yapılan Yorumlar