14 Yaşında 14. Osmanlı Sultanı
..        
Osmanlı sultanlarının 14.sü, İslam halifelerinin 79.su olan Sultan Ahmed Han 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da dünyaya gelmiştir. Babası sultan III.Mehmed, annesi ise Handan Sultandır. I.Ahmed tahta çıktığında takvimler 21 Aralık 1603'ü göstermekteydi. Yani sultan çocuk denebilecek bir yaşta, 14 yaşında tahta geçmiştir. Bu padişahın hayatında 14 rakamının önemli bir rolü vardır. Zira sultan, 14 yaşında 14.cü Osmanlı padişahı olmuş, 14 yıl saltanat sürdükten ve iki 14'ün tutarı kadar, 28 yıl yaşadıktan sonra vefat etmiştir.
Sultan Ahmed çok mükemmel bir eğitim almıştır. Arapça ve Farsça'yı mükemmel derecede konuşurdu. Ok atmak, kılıç kullanmak, ata binmek gibi savaş ve askerlik alanlarında çok usta olan Sultan Birinci Ahmed, ava ve cirit oyununa çok düşkündü. Babası Sultan Üçüncü Mehmed'in vefatı üzerine 21 Aralık 1603'te Eyüb Sultan'da kılıç kuşanarak tahta geçmiştir. Çocuk denebilecek yaşına rağmen devlet işlerinde çok başarılı olan Sultan, devlete sahip çıkmış ve devlet işlerine kadınları karıştırmamıştır.
Ahmed Han, akıllı, zeki, münevver, hamiyetli, azimkar bir padişahtı. Çok sade bir giyim tarzı vardı. Gayet kuvvetli, çok iyi binici ve atıcı, avcı ve silahşördü. Dindarlığı ve insanlara merhameti ile tanınan Sultan Ahmed Han, memleketin imarı için çok çalışmıştır. Bilhassa Mekke ve Medine'ye pek çok hayırlı hizmetler yapmıştır. O zamana kadar Mısır'da dokunan Kâbe'nin örtülerini İstanbul'da dokutturmuştur İstanbul'da yaptırdığı hayırlı hizmetlerinin başında bugün yerli ve yabancı herkesin hayran kaldığı kendi ismiyle bilinen Sultan Ahmed Camii gelmektedir.
Sultan Ahmed şiire de çok meraklıydı. Küçük yaşta şiir yazamaya başlamış, yaşı ilerledikçe de kalemi güç kazanmıştır. Zamanın şairi Nef'î'yi çok sevmiş ve onu dinlemekten zevk almıştır. Şiirlerinde “Bahtî” mahlasını kullanmıştır.
Sultan Ahmed'in Resulullah Efendimiz(s.a.v.)e olan engin muhabbet ve hürmeti ile ilgili, Yazar Mehmet PAKSU hocamızın güzel bir yazısından bir bölümü aktarmak istiyorum:
“Sultan Ahmed Camiindeyiz. İçeride ancak birkaç kişi var. Namazdan sonra camiin içinde alıcı bir gözle dolaşmaya başladım. Bir ara sol tarafta nefis bir hat dikkatimi çekti. Biraz büyükçe bir tablo. Siyah zemin üzerine altın yaldızla yazılmış bir hat. Hemen not aldım.
Aradan birkaç ay geçmişti. Birgün Ebû Eyyub el-Ensârî'yi ziyaret niyetiyle Eyüb Sultan'a gitmiştim. Efendimizin İstanbul'umuzdaki nâdide bir hatırası olan bu Medineli zâta bir Fatiha okudum. Türbeden çıkmak üzere hazırlanırken sol tarafta ışıklı bir dolap gözüme ilişti. Dolap, güzelim çiniler arasında yer alıyordu.Dikkatle baktım. Bu bir “ayak izi”ydi. Hemen solunda da güzel bir hatla yazılmış bir dörtlük bulunuyordu. Bu hat Sultan Ahmet Camiindeki yazının aynısıydı. Bunu da defterime kaydettim.
Bir kitap fuarındaydım. Okuyucularıma kitaplarımı imzalıyordum. Bir hanım okuyucum geldi. Kitabı imzalattıktan sonra çantasından bir paket çıkardı, bana doğru uzattı. “Bunu size getirdim” dedi. Nedense birden heyecanlandım, paketi aldım ve hemen açtım, bir de ne göreyim, Eyüb Sultan'daki “ayak izi”nin fotoğrafı değil mi? Dünyalar benim olmuştu. O an minnetimi ifadeden âciz kaldım. Sadece teşekkür edebildim.
“Nakş-ı kadem-ı şerif” olarak meşhur olan bu ayak izi Peygamber Efendimize aittir. Onun mübarek ayağının izidir. Hikâyesi şöyle:
Sultan I. Ahmed, Memluk Sultanlarından Kayıtbay'ın türbesinin içinde Efendimize ait olan bir ayak izinin bulunduğunu haber alır. Mısır'a bir heyet göndererek İstanbul'a getirtir. Büyük bir merasimle Eyüb Sultan türbesine yerleştirir.
Aradan birkaç yıl geçer, kendi adını taşıyan o muhteşem mabet Sultan Ahmet Camiinin inşaatını tamamlar. Ve yine bir merasimle “ayak izi”ni Eyüb Sultan'dan Sultan Ahmed Camiine getirtir ve mûtena bir yere koydurur.
Aradan fazla bir zaman geçmeden bir rüya görür.
Bütün padişahların toplandığı yüce bir divan kurulmuştur. Peygamber Efendimiz kadılık makamındadır. Sultan Kayıtbay, Sultan Ahmed'i gösterir, der ki:
“Ey Allah'ın Resulü! Ümmetinden bu zât, benim türbemi ziyarete vesile olan 'kadem-i şerifiniz'i aldırdı, kendi camiine koydurdu. Bu amelinden dâvâcıyım.”
Peygamber Efendimiz dâvâcıyı dinledikten sonra, kadem-i şerîfin alındığı yere geri verilmesi istikametinde karar verir.
Suçlu mevkiinde oturan Sultan Ahmed Han, kan ter içerisinde uyanır. Sabahleyin ilk iş olarak iâde işine koyulur. Ancak, kadem-i şeriften ayrı kalmaya yüreği dayanamaz ve tıpkı kadem-i şerîf şeklinde bir sorguç yaptırır, sarığına takar. Ayrıca bir tahta üzerine de kadem-i şerîf resmini çizdirip saltanat tahtının önüne astırır.
Resmin kenarına da kendi elleriyle şu dörtlüğü yazar:
No'la tâcım gibi başımda götürsem dâim
Kadem-i nakşını ol Hazret-i Şâh-ı Rusülün
Gül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sâhibidir
Ahmedâ durma yüzün sür kademine o Gül'ün
Dörtlükte şu mânayı dile getirmektedir:
Ne olaydı, tacım gibi devamlı başımda taşısaydım,
O peygamberler şahının mübarek ayak izini.
Çünkü o ayağın sahibi peygamberlik bahçesinin gülüdür.
Ey Ahmed, durma, o Gül'ün ayağına yüzünü sür.
Benim Sultan Ahmed Camiinde gördüğüm tabloda bu dörtlük yazılıydı. Eyüb Sultan Türbesinde gördüğüm ışıklı dolapta bu dörtlük yazılıydı ve okuyucumun resmini çekip getirdiği o levhada da bu dörtlük yazılıydı. 28 yaşındayken hayatının baharında öbür âleme göçen Sultan Ahmed, kendi hayatında isminin sahibine, Efendimize duyduğu sevgiyi, bağlılığı ve hasreti bu şekilde dile getiriyordu.
Ve o aşk ve şevkle vücuda getirdiği kendi adını taşıyan camide de her gün beş vakit ezanla birlikte o Güzeller Güzelinin adı anılıyordu.
Aslında Yunus da aynı duyguyu dile getirmiyor muydu? “Araya araya bulsam izini, izinin tozuna sürsem yüzünü” derken…”
Sultan Ahmed Han 1617 senesinin 21 Kasım'ını 22 Kasım'ına bağlayan gece rahatsızlanarak daha yirmi sekiz yaşındayken vefat etti. Cenazesinin yıkanması için hocası Aziz Mahmud Hüdai hazretleri davet edildi. Ancak o; “Sultanımı çok severdim. Şimdi dayanamam. İhtiyarlığım sebebiyle beni mazur görün.” buyurdu. Talebelerinden Şaban Dede'yi gönderdi. Cenaze namazından sonra nâşı kendi ismi ile anılan Sultan Ahmed Camiinin yanındaki türbeye defnedildi. RUHUNA FATİHA…

Bu Yazı 2897 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar