1 Numarayı Açıklıyoruz
..        
Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ) hakkındaki soruşturma süreci ilerledikçe, kamuoyunun örgütün tepe yönetiminin kimlerden oluştuğunu öğrenme isteği de artıyor. Herkes örgüt yönetiminde 1 numaranın kim olduğunu merak ediyor. Tahliller yapılıyor, tahminler yürütülüyor ve herkes kendince 1 numara tanımlaması yapıyor. Herkes bir şeyler söylüyor, ama söylenenler bir tahminin ötesine gitmiyor. Hiç kimse söylediğinden emin değil. Biz kamuoyunu daha fazla merakta bırakmamak için, 1 numaranın kim olduğunu açıklamaya karar verdik. Sıkı durun: ETÖ'nün 1 numarasını şimdi açıklıyoruz.
1 numara Türk ve Müslüman değil. Kamuoyuna 1 numara olarak lanse edilenler ancak örgütün işbirlikçileri olabilirler. Piyasada vatanseverlik taslayıp, kahramanvari caka satanların pek çoğu menfaat temini karşılığında kendini kullandıran birer işbirlikçi veya tetikçi konumundadır. Biraz araştırırsak pek çoğunun vatan kurtarma derdinde değil, cebini doldurma telaşında olduğunu açıkça görürüz.
Ülkesini, milletini, devletini ve bayrağını bir nebze olsun seven bir insan, ülkesinin kargaşaya, buhrana, bunalıma, krize sürüklenmesine, halkının kan ve gözyaşı dökmesine razı olabilir mi? Maalesef kendi çıkar ve menfaati uğruna, halkının huzur ve istikrarına kasteden teşebbüslere iştirak edebilen bir güruh ile karşı karşıyayız. Burada şahısları hedef almıyoruz, hiç kimseyi doğrudan suçlamıyoruz. Zira biz mahkeme değiliz. Kesinleşmiş yargı kararı ile suçlu olduğuna hükmedilmedikçe herkesin masum kabul edilmesi gereği, hukukun genel ilkelerinden birisidir. Onun için tüm zanlılar suçluda, masumda olabilirler. Biz şahıslarla ilgilenmiyoruz. Fakat illegal derin bir yapılanmanın mevcudiyeti ve bu örgütün insanı dehşete düşürecek eylemler yaptığı veya planladığıda inkar edilemez bir gerçektir.
Ergenekon Terör Örgütü, bir ahtapot gibi tüm dünyayı sarmalayan derin bir yapılanmanın Türkiye'ye uzanan kolu ve Türkiye'deki yapılanmasıdır. Ahtapotun başı ve beyin kısmı, ETÖ'nün daha ötesinde ve Yahudi sermayesinin kontrolündedir.
Bugün tüm insanlık, Yahudi lobisi ve Yahudi sermayesinin kontrolündeki küresel güç odaklarının organize ettiği, tek bir dünya devleti kurma çabası içerisinde olan ve tüm dünya genelinde örgütlenen çok derin bir yapılanma ile karşı karşıyadır. Bu derin yapılanmanın merkezi Amerika'dadır. Ahtapotun başı da, beyni de Amerika'dır ve Yahudilerin kontrolündedir. Küresel sermaye denilen şey aslında, Yahudi sermayesi ile Yahudi kontrolündeki uluslararası sermayedir. Küresel güç odaklarının en etkili aktörü de Yahudi lobisidir. Türkiye veya diğer ülkelerdeki derin yapılanmalar ise, dünyayı saran bu dev ahtapotun sadece bir kolu veya uzantısı durumundadır. Ahtapotun genel amaçları doğrultusunda ülkeleri kontrol etmeye yarayan birer araç konumundadırlar. Onun için Türkiye'de 1 numara aramak beyhude bir çabadır.
1 numara ile ilgili çok önemli bir hususta şudur:
1 numaranın kim olduğunun hiçbir önemi yoktur! Zira bir hanedandan değil, bir örgütten söz ediyoruz. Bir hanedandan söz ediyor olsaydık, hanedanın tepe noktasında bulunan şahsın, yani hanedan reisinin kim olduğu çok önemli olabilirdi. Ancak biz bir örgütten söz ediyoruz. Çağdaş örgütlerde tepe yöneticinin yani 1 numarasının görevi semboliktir, çoğunlukla sadece temsil niteliği taşır. Örgütlerde asıl önemli olan birim ise, konsey, kurul, heyet, meclis vb. karar organları ve icracı örgüt birimleridir.
Çağımız ferdiyet çağı değil, örgütler, cemiyetler, cemaatlar, teşkilatlar çağıdır. Şahıslar değil, şahs-ı maneviler (tüzel kişilikler) önem arz etmektedir. Bu nedenle, günümüzün örgütsel yapılarında kişiler değil, kurullar etkilidir.
Gerçek manada 1 numaranın kim olduğunu öğrenmek için Amerika'daki CFR'nin, İMF'nin ve Dünya Bankasının arkasındaki belirleyici-etkin gücün kim olduğuna bakmak yeterlidir.
“Ne yani ETÖ'den kurtulamayacak mıyız?” diye bir soru akla gelebilir. Kurtulabiliriz elbet. Karanlık güçleri ve karanlık amaçlarını deşifre ederek, hukuk devleti ve demokrasiyi gerçek manada tesis ederek, bunalım ve komplo üreten bataklıkları kurutarak, Ahtapotun Türkiye'ye uzanan kollarından kurtulabiliriz. ETÖ soruşturması sonuna kadar ciddiyetle yürütülür, sulandırılmaz ve ört-bas edilmezse; bu illegal derin yapılanma tasfiye edilebilir. Türk Milleti, egemenliği gerçek sahibi olabilmek, milletin kanını emen ve ülkeyi sömüren sahte kurtarıcılardan kurtulabilmek için, ilk defa böyle bir fırsat yakaladı. Bu fırsat kaçırılmamalı. Onun içinde ETÖ soruşturmasına kamuoyunun ilgi ve desteği artarak devam etmelidir.
Ancak şunu da unutmamalıyız: Bu şahıslara bağlı bir dava değildir. Türkiye'deki bütün ETÖ mensuplarını tespit ederek tasfiye etsek, ortalıkta bir tane Ergenekoncu bile kalmasa; mutlaka hemen yeni yapılanmalar, yeni elemanlar, yeni planlar devreye sokulacaktır. Zira tüm bunlar, insanlık tarihi boyunca devam eden bir mücadelenin günümüzdeki tecellileridir. Kıyamete kadar devam edecek olan bir mücadele: karanlıkla aydınlığın, iman ile imansızlığın, güzel ahlak ile sefahat ve dalaletin, dünyevileşenler ile ahirete çalışanların, zalimler ile mazlumların mücadelesi…
Bu mücadele, kıyamete kadar devam edecektir. Bu mücadelede izlenebilecek en iyi yöntem, karanlık güçlerin ferdi ve sosyal hayatımızda salgıladığı zehirlere karşı, panzehir üretmektir. Karanlık ile mücadele karanlık vasıtası ile yapılamaz. Karanlık ile mücadele, ancak aydınlıkla Nur ile olabilir. Onun için Allah Resulü (s.a.v.)in kendisinden sonra bize emanet bırakmış olduğu Kuran'a ve Sünnet-i seniyye'ye sımsıkı sarılmamız gerekir. Kuran ve sünnet bizi sahil-i selamete, yani hem dünya hem de ahiret saadetine kavuşturacaktır.
Söz Ergenekon'dan açılmışken, iki konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum: Danıştaya yapılan ve tüm ülkeyi şok eden malum saldırı halen zihinlerdeki canlılığını koruyor. Hatırlarsanız, saldırının hemen arkasından, patlayan silahdan çıkan duman bile henüz kaybolmamışken, eylemin üzerinden daha 2 saat bile geçmemişken ve olay hakkında hiçbir şey aydınlanmamışken başta dönemin Cumhurbaşkanı olmak üzere, Anamuhalefet Partisi Lideri, Yüksek Yargı mensupları, bazı asker ve sivil bürokratlar, üniversite çevreleri verdikleri beyanatlarla dindarları töhmet altında bırakan açıklamalar yaptılar. Eylemin laiklik karşıtı irticacı çevreler tarafından yapıldığını ilan ettiler. Kısa sürede, ülkenin laik-anti laik kutplaşmasına sürüklenmesine yol açacak tavırlar sergilediler. Olayın birazcık aydınlanmasını bile bekleyemediler. Ve gün geldi, olayın Ergenekon Terör Örgütü'nün işi olduğu anlaşılmaya başlandı…Ama bu beylerde “tık” yok, ses seda çıkmıyor. İşin aslını anlama-araştırma sabrını göstermeksizin halkın büyük çoğunluğunu hoyratça suçlamaktan çekinmediler. Şimdi şu soru zihinlerimizi meşgul ediyor: “Ogün sorumsuzca açıklama yapıp olayın saptırılmasına yol açan bu beyler, bugün Ergenekon Davasının neresine oturtulacak acaba?
Bir mesele daha var: Ergenekon soruşturması kapsamında yaşanan her gözaltı dalgasından sonra, Soruşturmadan rahatsız olan ve süreci sulandırmaya çalışan bazı çevreler, “ayıp oldu edebiyatı” yapıyorlar. “Devletin koskoca paşasından, rektöründen, saygın bürokratı veya itibarlı işadamından terörist mi olur, ayıp ediliyor-çok ayıp, hiç yakışmadı” diyorlar.
İyi de, 27 Mayıs Darbesini, 12 Mart veya 12 Eylül Darbesini köydeki çiftçiler, fabrikadaki işçiler ve mahalledeki bakkallar mı yaptı? Yasaları çiğneyerek, darbe yapan ve Anayasal düzeni yıkanlar o koca adamlar değilmiydi. Garibanlar, darbe yapmayı rüyasında görse hayra yormaz ve o rüyanın şerrinden Allaha sığınırlar.
Unutulmamalıdır ki; Darbeciler eğer başarılı olurlarsa devlet başkanı, başbakan, bakan vs. olurlar. Ama başaramazlarsa, birer hain birer suçlu-sanık olurlar. Onun için, geçin o ağızları…Beyler, Millet artık yutmuyor…Yeni numaralar bulun kendinize.

Bu Yazı 3633 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar