ALMANCI HAYRİ
..        
Şehir aylar öncesinden hazırlanmaya başlamıştı. Şehrin elli yıldır iflas etmiş olan alt yapısı yenileniyor çimlendirme ve ağaçlandırma çalışmaları olanca hızıyla devam ediyordu. Şehir adeta baştan aşağı gelinlik kız gibi süsleniyordu.
On bir ay boyunca oğlunu, kızını, gelinini, torununu görme arzusuyla yanıp tutuşan ana ve babalar gurbet kuşlarının gelmesini iple çekip, ne hayaller kuruyorlardı kim bilir? Esnaf, bakkal, manav, kasap, kitapçı mağazalarının vitrinlerini mükemmel bir şekilde dekore edip, iki ay boyunca satacağı malın hayalini kurarak ümitle uzaklardan geleceklerin yollarını bekliyorlardı.
Yol gözleyen sadece onlar mı? Gelinlik kızlar Almancı birinin gönlünü çalıp, Avrupa'ya gelin gider miyim ümidiyle, evlenecek delikanlılar gurbetçi kızların gönlüne girip kapağı Avrupa'ya atmanın hayalini; seyyar satıcılar, ayakkabı boyacıları, simit satan çocuklar, dilenciler, hatta Aksaray'ın meczubu Polis Yaşar bile Almancı mevsimi gönle ve keseye giren para olarak görüyordu.
Yine gurbetçi sezonu. Ağustos sıcağının yakıp kavurduğu, dudakların çatladığı, her şeyin harmanı Aksaraylının dermanı, ilacı olan bir ay…
Güneşin gündüzle vedalaşıp akşam uykusuna niyetlendiği anki serencam insanın gönül ufuklarına, ruhunun girdaplarına meltem esintileri veriyordu. Şehirde iğne atsan yere düşmüyor, sokaklar yerli arabadan çok yabancı plakalı arabalarla doluyordu. Bu son model arabalar içinde acayip giyimli gençler teyplerini sonuna kadar açarak, insanların başını döndüren şehir rallisinde tur atıyordu. Caddeler, kaldırımlar insan seli gibi rengârenk. Allı pullu açık elbiseler; şortlar, mini etekler, garip pantolonlar, garip elbiseler içinde gençler birbirlerini kollarcasına; göz atmalar, laf atmalar, baygın edalarla gizemli bakışlar, birbirlerini kesmeler, gönüllerde ilk kıpırtılar, ilk vuruluşlar ilk sözleşmeler, ilk buluşmalar, kol kola, göz göze gelişler, dokunuşlar ve günahlar…
Ekmek parası uğruna otuz kırk yıl önce başlayan umut yolculuğu, maddeten çoğuna yar olmuş, evler, apartmanlar, dükkânlar, villalar dikilmiş alın teriyle kazanılan parayla. Ya bizden alıp götürdüklerine ne demeli? Bizi biz yapan değerlerin kayboluşu, hısım akrabayı tanımama, ahlakın, edebin, hayânın silinmesi, dinin diyanetin rafa kalkması, özümüzün benliğimizin kaybolması… İçler acısı, yürek sızısı…
Hep Almancı deyip yollarını bekledik. Hediyeler, marklar, elektronik eşyalar hep hayallerimizin sevgilisi oldu. Esnaf yolunacak bir kaz, biz de yolunacak bir akraba gördük yıllar yılı. Hem Avrupa'da yabancı, hem de öz memleketlerine yabani yaptık kendi ellerimizle bizim evlatlarımızı.
Bu yaban ellere düşen biri de Remzi Dayıydı. Yenipınardan Almanya'ya gideli kırk yıl olmuştu. Yedi çocuğu, bir eşi dokuz baş horanta. Yıllarca çalışıp durdular. Gecelerine gündüzlerine katıp, diş ve tırnaklarıyla didine didine epeyce dünyalık mal varlığı edindiler. Remzi Dayı ve can yoldaşı Semiha ana ne kadar uğraştılarsa da evlatlarının birer sabun kalıbı gibi erimeleri mani olmadılar.
Oğulları Hayri Anadolu ikliminden, Türk İslam kültüründen uzak yaşadı yıllar yılı. Kırmadığı ceviz, devirmediği çam kalmadı diyar-ı gurbette. Hem kendisi, hem de ailesi cehennemi bir azabın içinde kıvranıp duruyorlardı yıllar yılı.
On yıldır izne gelmeyen Hayri Aksaray'ı çok değişik bulmuştu. Birkaç gün dinlendikten sonra bir ikindi vakti ana caddede özgürlüğe koşan tutsaklar gibi arzı endam ederken, Kurşunlu Caminin karşısında Ensar adlı kitapçının camında gördüğü ilanla irkildi. Solgun benzine kan geldi. Ümitleri filizlenmeye, gözlerinden ışıklar süzülmeye başladı.
Demek Cehennemden kurtuluş bu kadar ucuz. Hem de on beş YTL' ye ha?
Diyerek cama yaklaştı. Gördüğüm bir rüya mı diye düşündü. Parmağıyla camı tıklattı. Ses geliyordu. O halde bu bir rüya değildi. Yazıyı bir daha dikkatlice okudu.”Cehennemden kurtuluş on beş YTL.” Evet evet yanlış değildi. Gördüğü ve okudu yazı buydu. Koşarcasına
İçeri dalıp kitapçıya;
-Merhaba dedi.
Buyurun beyefendim.
Şey, ben şu ilanı soracaktım.
Hangi ilanı?
Şu on beşlik ilanı. Şimdi ben on beş YTL verince Cehenneme gitmeyecek miyim?
Allah bilir.
Demek cehennemden kurtuluş on beş YTL ha? Dünyada olmaz.
Allah murat ederse olur beyefendi.
Dalga geçmeyin benle
Ne münasebet efendim hiç dalga geçer miyim?
Bak delikanlı ben sana on beş değil, bütün servetimi vereyim. Yeter ki beni bu ateşten kurtar.
Tamam efendim ama sizi haşa ben değil, Allah kurtaracak.
Peki, bu işin garantisi var mı?
Neyin garantisi?
Beyefendi gözünün önünde açıp bakarız. Hata var mı yok mu anlarız. Eğer hata varsa gerekeni yaparız.
Demek açıp bakabiliyorsunuz? Çıplak gözle görülüyor mu?
Elbette. Hatta size vereyim, siz kontrol edin.
Destur deyiniz. Ben evliya mıyım? Ben nasıl göreyim? Hem ben korkarım. Sırtımı döneyim siz bakın lütfen.
Korkacak ne var efendim? Sıradan bir iş.
Olsun gene de siz bakın. Ne olur, ne olmaz?
Hayri sırtını dönerek gözlerini kapayıp, kulaklarını tıkadı. Kitapçı genç Ahmet raftan aldığı Sözler adlı eseri alarak, bütün sayfalarını baştan sona hızlıca gözden geçirdi.
Buyurun beyefendi, işte hiç hata yok.
Hayri ürkek bir eda ile gözlerini açarak;
Bu da ne?
Kitap beyefendi.
Bu muydu ilan? Bu mu kurtarıcı Cehennemden?
Kurtarıcı Allah.
Bende sandım ki,
Ne sandınız efendim?
Boş verin ne sandığımı.
Efendim siz kitabın içeriğine bakınız. Ben kimim? Nereden geliyorum? Nereye gidiyorum? Bu dünyadaki vazifem nedir? Bu soruların cevabını bulur, Cehennemden kurtulup, Cennete girersiniz inşallah.
Allah Allah, bunu bilmeyecek ne var be evlat? Ben Hayri Yenipınar'dan geldim, Almanya'ya döneceğim. Görevimde maden işçiliği.
Kitapçı Ahmet gülümseyerek, öyle değil amcacığım. Sizden özür diliyorum. Sizi ayakta tuttum için bağışlayın beni. Sizinle bir çay içelim, hem de sohbet ederiz.
Çaylar geldi, zevkle yudumlandı. Sohbet o kadar koyulaştı ki, zamanın nasıl geçtiğini fark edemediler. Yıllardır manevi gıdaya aç ve susuz kalmış bizim Almancı Hayri saatlerce bu gençle sohbet etti. Genç Ahmet “Sözlerden” okudukça Hayri'nin gönlü ferahlıyor, kalbine, ruhuna mana iklimlerinden rahmet damlalarının nüfuz ettiğini hissediyor, aklı, ruhu ve kalbi büyük bir lezzet alıyordu.
Bak Ahmet şu sır dolu dört kelimeyi biraz açıp merakımı gidermelisin.
Ahmet:
Biz Müslüman biriyiz. Ruhlar âleminden, anne karnından, geçip dünyaya merhaba dedik. Bu dünyadaki asıl vazifemiz bizi yoktan var eden Rabbimize karşı kulluk vazifemizi yerine getirmek. O'nun mukaddes kitabı Kuran'a ve iki cihanın güneşi Hz. Muhammet'in (sav) sünneti doğrultusunda hayat sürmektir Hayri amcacığım. Biz Kur'an'a ve Peygamberimizin sünnetine ne kadar sıkı sarılırsak ve hayatımızda tatbik edersek işte o zaman ebedi Cehennemden kurtulup, ebedi Cennete gireceğiz inşallah. İşte amcacıcığım Cehennemden kurtuluşun reçetesi bu…
Bu sözleri can kulağıyla dinleyen Hayri Bey kırk yıllık hayatını bir sinema şeridi gibi gözünün önünde canlandırdı. Yıl yıl, ay ay, gün gün hayatının bütün karelerine baktığında içine hüzün ve korku çöktü. Hayatın çıkmaz, karanlık dikenli ve taşlı yollarında günahlarla alude olmuş bir hayattan silkinip kurtulmak, İslami bir hayat tarzı sürmek arzusuyla sinesinde fırtınalar, tufanlar koptu. Coşkun akan nehirler gibi ruhunu yeniden donatan Rabbine karşı imanla köpürmek, şükürle şahlanmak, ibadetle huzur bulmak arzusuyla kitapçı gence;
İçime kor ateş düşürdün. İnsan olduğumu yeniden hatırladım. Şu ana dek eli ayağı prangalı mahkûmlar gibiydim. Nefsimin karanlık vadilerinde, zulümat denizlerinde boğuluyordum. Ama şimdi yeniden nefes almaya başladım. Adeta yeniden doğdum. Bu sözleri bana hatırlatarak gönlümü gül bahçesine çevirdin. Gecem gündüze, kışım bahara dönüştü.Sana bir ricam olacak.Bana yok olan yirmi beş yılımı geri verecek , hayatın sırrını öğretecek , imanımı kurtaracak bir reçete istiyorum.
Ahmet hedefini on ikiden vurmuş avcı edasıyla dudakları çatlamış nefsi daralmış, gözyaşlarıyla yıkanmış yakarışlarla inleyen bu adamcağıza asrın Kuran tefsiri Risale-i Nur Külliyatını verdi.
Bahtiyar adam, hayatının gidişatını değiştiren bu delikanlıya sarılıp, teşekkür ederek; ilk defa Almancı diyerek, başka bir gözle bakılmadığını, bin yıldır İslam'ın bayraktarlığını yapan bu necip milletin kahraman gençleri tarafından yüceltileceğinin hayalini kurarak gurubun büyüleyen kızıllığında köyünün yolunu tuttu.

Bu Yazı 2624 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar