ANADOLU’NUN SOM’BAHARINI SEVİN
..        
Bazılarını dediği gibi sonbahar bana pek öyle hüzün de vermiyor. Yana yakıla ağlamak ve hüzün denizlerinde boğulmak ise hiç mi hiç içimden gelmiyor.
En iyisi ne yapalım biliyor musunuz? Sonbahar geldi, hüzün sardı etrafı diyeceğimize: “Sombaharı sevelim, yağmuru sevelim, az biraz soğuğu sevelim. Sarıyı sevelim, dökülüp savrulan yaprakları da sevelim…”
Her ne kadar sararıp düşen yapraklar bizlere bir sona doğru gidişi, ölümü hatırlatıyor olsa da başka bir açıdan ilkbaharın tohumunu toprağa atıyor gibi algılamak insanda biraz da olsa rahatlamaya neden oluyor. Hele düşünsenize; sonbaharda yapraklar dökülmese ilkbaharda yeniden uyanışı nasıl yaşayabiliriz. Yani sonbahar, her şeyin sonu değil başlangıcıdır dersek daha doğru olur gibi geliyor bana.
Sonbahar aslında som bahardır. Her şey ama her şey en güzel, en altın günlerini yaşar Anadolu'da. Önce ve en önemlisi bolluk ve bereket getirir sombahar. Nice genç kız veya erkeğin umudunun diğer adı sonbahardır (güz) aslında. Güz gelince birçoğunun babası borcunu bitirecek oğlunun ya da kızının düğününü edecektir. E yani, bu sonbahar genç kız ya da oğlana hüzün mü verir? “Sevdiğine, bir tanesine” kavuşturan mevsim hüzün mü verir hiç insana?
Bolluk getirir dedim ya… Her hangi bir Anadolu köyü veya kasabasından arabayla geçerken etrafınızı dikkatlice gözlemlerseniz sonbaharın bin bir bereketle geldiğini görürsünüz. Pencere korkuluklarına asılı kurutulmuş patlıcan, biber, fasulye hevenklerinin sergilediği renk cümbüşü bu düşüncemizin en canlı örneğidir. Salça yapan, bulgur kaynatan, tarhana döken eli kınalı teyzeler ise başkaca bir güzelliktir. Sirke ve turşu malzemesi satan kişilerin de en bereketli ve bol para kazandığı dönemdir sombahar.
Eğer bulunduğunuz yerin sokak aralarında dolaşma imkânınız olursa mutlaka her evin altından mısırın közleme veya haşlanmış kokusu burnunuza gelir. Hatta bazen kahvehane sohbetleri gecenin bir vakti yarıda kesilir; en yakın bahçe kiminse oraya mısır közlemeye gidilir. Öyle büyük hazırlık yapmaya gerek yoktur. Bahçeyi çeviren çitlerden çalı çırpı, çakmak ve bıçak bu iş için yeterlidir. Bıçak ile mısırı takacak kadar bir çubuğun ucunu sivriltme işi yapılır.
Üzüm bağları, kavun tarlaları, sebze bahçeleri ise ayrı bir güzel; ayrı bir alımlı… Bağbozumlarında hasret kokan sevda türküleri söylenir gizlice; gözyaşları akar ardı sıra…
Yol kenarlarında kazılıp çuvallara doldurulmuş patates ve soğan çuvalları ise ayrı bir renktir. Kışlık telaşında olan herkesin bir şeyler alıp sakladığı mevsimdir sombahar…
Tüm bunların içinde en önemlisi mavi önlüklü, beyaz yakalı, saçları özenle taranmış kızlı erkekli öğrenci gruplarının verdiği renk güzelliği ise cabası…
Yazımın başında belirttiğim gibi sonbahar bana pek öyle hüzün de vermiyor.
Öyle yana yakıla ağlamak ve hüzün denizlerinde boğulmak ise hiç mi hiç içimden gelmiyor.
En iyisi siz ne yapın biliyor musunuz? Sonbahar geldi hüzün sardı etrafı diyeceğinize şöyle yapın:
Sombaharı sevin, yağmuru sevin, az biraz soğuğu sevin. Hava yeni aydınlanmışken ağzınızdan buharlar çıkartarak, tanımadığınız bir insana "Günaydın!" demeyi sevin.
Çöküveren akşam karanlığında eve dönme telaşı yaşayan insanları sevin. Bir şemsiyenin altına sığmayı becerebilen iki ayrı bedenin ortak ruh halini sevin. Daha fazla ıslanmadan sığınacak bir yer arayışı içinde olan insanların da telaşını sevin.
Akşam karanlığını feryatlarla çınlatan serçelerin saçaklara yaptığı; bir girip bir çıktığı derme çatma yuvalarını sevin. Sokak aralarında, taşlardan kurulan kalelere son bir gol atmak için üşüyen ellerini ovalayıp bir hamle daha yapma gayreti içinde olan çocukların azmini de sevin. Tarladan dönen atlı adamların öksürüklerini; atların nal seslerini sevin…
Akşamın soğuğunu biraz kırsın diyerek annelerin ateşlediği teneke sobalardan sokağa yayılan çam sakızı kokusunu da sevin. Bacalıkta, bakır tencerelerde pişen tarhanalardan komşusuna da gönderen teyzelerin ince fikrini de sevin… Mahalle aralarında, güneye bakan duldalarda komşu evin hanımı ile halleşen teyzeleri de sevin. Besmele ile açtığı dükkânındaki eşyaları şükür ile toplama gayreti içinde olan esnafın gönül zenginliğini de sevin.
Bir veda bile etmeden, (Öyle ya “Gidip gelmemek; gelip görmemek var.) sıcak iklimlere göç eden leyleklerin vefasızlığını da sevin.
“Akşam oldu böyle oldu .“ diyen balıkçı esnafın son bağırışlarını sevin… Hanım dört gözle bizi bekler diyerek koltuk altına sıkıştırdığı ekmeği evine yetiştirmek için hızlı adımlarla evine koşarak giden babaları sevin. Çocuklar şimdi gelir; sofrayı hazır edeyim diyen annelerin tatlı telaşını sevin;
Sonbaharı sevin, yağmuru sevin, az biraz soğuğu sevin, Sarıyı sevin, dökülüp savrulan yaprakları da sevin… Ve işte SOM'BAHAR. Anadolu'nun som'baharını sevin. Hele bu yıl ki sonbahar öyle bir misafir ile geldi ki sevmekten başka çaremiz yok. Sevmek için çok sebep var. Yeter ki sevmek isteyin…

Bu Yazı 1993 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar