Abdülmecid Sivasi
17.03.2015        

EYÜP SULTAN’A (Hz.) KOMŞU OLAN TÜRBESİ ZİYARETÇİLERİNİ BEKLİYOR!

Abdülmecid Sivasî (Hz.)

 Can Alpgüvenç

 

 

Bu ay sizlere, “Padişahımız, eğer devletin uzun ömürlü olmasını istiyor, dünya ve ahiret saadetini kazanmayı talep ediyorlarsa, ulema ile meşveret etmeliler; çünkü garazsız olan âlimler, Cenab-ı Allah’ın cemal ve kemal sıfatının aynalarıdır,”  diyerek, hükümdarların ilim sahipleriyle istişare etmeleri gerektiğini söyleyen bir Hak dostundan Abdülmecid Sivasî Hazretleri’nden söz edeceğim.

***

1563’de Tokat’ın Zile kazasında dünyayı teşrif eden Abdülmecid Sivasî, ilk tahsilini babasının rahle-i tedrisinde görerek yedi yaşında Kur’an’ı hıfzetmiş, amcası Şemseddin Sivasî’den, başta tefsir, kelâm, hadis ve fıkıh olmak üzere dini ilimler tahsil ederek kısa zamanda alanında aşılması imkânsız bir noktaya yükselmişti. Abdülmecid Efendi, otuz yaşına geldiğinde amcasına intisap ederek bâtınî ilimleri tahsil etmeyi de istemiş, lâkin Şemseddin Sivasî Efendi, tereddüdünü şu sözlerle ifade etmişti.

“Oğlum, zâhirî ilimler sana vücut vermiştir (ilmî enaniyet, kibir kazandırmıştır), onun için manevî tecelliler sana geç gelir. Ama sabredip çok gayret edersen, o vakit herkesi geçersin!”

Sivâsî Hz, aşırı ısrarı üzerine, amcası tarafından tarikata kabul edilmiş, tasavvuf sahasında büyük bir azimle çalışarak, sonunda da bu alanda da üstün bir derece yükselmişti.

Amcası Şemseddin Efendi, onun bu hummalı gayretlerini şu sözlerle özetler:

“Bizi bi’ttamam yağmaladın, nasb-ı aynım oldun!”[i]

 

Rızası yoksa ip elinden kurtulur!

Abdülmecid Sivasî, manevî mertebeleri kısa zamanda atlamasına rağmen, - amcasının da işaret ettiği gibi - zâhirî ilimlerle fazla meşgul olduğundan, sûfilerin bazı hallerini içine sindiremiyor, onlarla sohbet ve ünsiyet içine giremiyordu. Kendisi bu halini şöyle hulasa eder:

“İlimle meşgul oluşum, bu gibi kimselerle dostluk kurmama mani oluyordu. Özellikle sema’ı inkâr ediyor, bunu yapanlara kızgınlık duyuyordum. Zira onlardan bazısı zikir esnasında şiddetli sayhalarla bağırıyor, sağa sola sallanıyor, yakalarını yırtıyor; bazısı da sinelerini dövüyordu. Onların bu davranışlarını kabul edemiyordum!”

Sivasî Efendi, sûfilerin bu tarz zikirlerini inkâr düşüncesine sahipken görmüş olduğu bir rüyayı şöyle anlatır: “Hz. Peygamberin (sav) ravza-yı mutahharası, Hz. Şems’in mekânında idi… Hz. Şems, bir kafes içinde oturuyorlardı. Kafesin dışında sırtına ağır bir yük vurulmuş ve yuları Peygamberin elinde olan bir deve görüyordum, hayvan sema’ edip duruyordu! Ben, hem devenin sema’ını izliyor, hem de yüksek bir sesle gazel söylüyordum ki, hayvanı ürküteyim, bu işten vazgeçireyim. Bir yandan da, eğer Hz. Peygamberin sema’a rızası yoksa devenin ipi elinden kurtulur, diye düşünüyordum. Lâkin gördüm ki, Hz. Peygamber deveyi elinden salmadı. Birden uykudan uyandım ve rüyamı şöyle tabir ettim: Deve, tarikat erbabı; sırtındaki yük, emanet-i şeriat; Rasûlullah, tarikat ehlini yönlendiren şahıs; devenin devranı, sûfilerin devranıdır. Böylece sûfilerin devranının Rasûlullah’ın rızası üzere olduğuna kanaat getirdim. Bu rüyayı gördükten sonra bazı inkârım zâil olmuştu.”

 

İlim sahibini irşat ne güçmüş!

“Rüyayı şeyhime (amcama) anlatmamıştım. Bir Cuma günü yanına gittiğimde gördüm ki, dervişler sema’ ve devrana başlamışlar. Kimi zikrinden dolayı hayran, kimi mest olmuş, kimi vecd hali, kimi vecd arayışı içinde bağırıyor, sema’ ve devran ile garip davranışlar gösteriyorlar. Göğsüm daralıp gönlüm bunaldı; zira onların bu hallerini öteden beri bid’at ehline benzetiyordum. Amcamın kütüphanesine girip: “Sultanım, sûfiler ibadeti bid’ate tebdil etmişler, sema’ ve devran ediyor, üstlerini başlarını yırtıp ellerini birbirlerine çarparak feryat ü figan ediyorlar,” dedim.Şeyhimin yüzü kızardı, yüzüme hiddetle bakarak:

“Hey Allah’tan korkmaz kuru zâhit! Rüyanda Hz. Peygamberin elinde devenin nasıl sema’ ettiğini görmedin mi? Bu rüya, inkârını izale etmede sana kâfi gelmedi mi? Ah, ah! Âlemde ilim erbabını irşat etmek ne kadar güç!” dedi. Bu söz üzerine inkârım tamamen yok olmuş, muhabbete dönüşmüştü.

 

Sultan Ahmed camiinde 22 yıl!

Abdülmecid Sivasî, sülûkunu bitirip icazetini aldıktan sonra Merzifon’a gönderilmiş, bir süre sonra Şeyh Veliyüddin’in yerine Zile’deki Halveti dergâhına halife tayin edilmişti. 1597’de amcası Şemseddin Sivasî’nin, ardından oğlu ve damadının birbiri ardına vefatları üzerine, halife ve müritleri kendisini Sivas’a dâvet ettiler. Böylece Abdülmecid Efendi, amcasının dergâhına giderek meşihat makamına oturdu.

Abdülmecid Sivasî, 1600 yılında devrin padişahı Sultan III. Mehmed’in bizzat yazdığı hatt-ı Hümayun ile İstanbul’a davet edilince, “Allah’a, Peygamberine ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin,” ayetine uyarak Dersaadet’e vasıl oldu. Bu davetin sebebi, kendisinin ilmî ve tasavvufî şahsiyetinden istifade etmek, onun hurafe, bâtıl fikir ve düşünceler karşısındaki hassasiyeti, sünnî inancın gayretli bir müdafii olmasından ileri geliyordu. Önce Ayasofya civarında bir konağa yerleştirilmiş, bir süre sonra Reisülküttap Lâ’li Efendi’nin gayretiyle Eyüp Nişanca’da bir konak tahsis edilmişti. Fatih Çarşamba’daki Mehmed Ağa Tekkesi’nde meşihata devam ediyor, Şehzade camiinde vaaz, Süleymaniye’de tefsir dersleri veriyordu. 1604’te tayin edildiği Sultan Selim Camii’nde 1617’ye kadar tam on üç yıl vaizlik görevinde bulunmuştu. 1609’da Sultan Ahmed Camii’nin temel atma törenine dua etmesi için çağrılmış, aynı gün bu mübarek caminin Cuma vaizliğine getirilmişti.

Bu vazifeyi, vefatına kadar tam 22 yıl aralıksız sürdürecekti..

 

Vezirlerimden şehit var mı?

Sultan IV. Murad, Bağdat’ı fethetmeye karar verdiğinde, Sivasî Efendi’yi huzuruna davet ederek: “Efendi, Bağdat’ı fethe niyet ettiğimi duymuşsundur, acaba fetih müyesser olacak mı?” diye sormuştu. Sivasî Efendi:

“Siz Allah’ın dinine, peygamberine yardım ederseniz, o da size düşmanınıza karşı yardım eder,” ayetiyle sabittir ki, eğer reayaya adalet eder, onların üzerlerinden zulmü def eder, fukaraya in’am ve ihsanla muamele ederseniz, Allah da sadece Bağdat’ın fethi ile değil, daha nice beldelerin fethiyle size nusret eder, diye cevap verdi. Sultan IV. Murad:

“Efendi, ben senin müşahedenden sual ediyorum, bana müşahedenden haber ver; zira kâmil şeyhler, Levh-i Mahfuz’a bakıp hakikate muttali olabilirlermiş. Ben seni tecrübe ediyorum. Eğer sen onlardansan elbette müşahedenden söylemelisin!”

Sivasî, Sultanın bu ısrarı üzerine:

“Padişahım, otuz dokuz gün muhasara edin, kırkıncı gün fetih müyesser olur,” dedi.

“Vezirlerimden kimse şehit olur mu?”

“Veziriazamınız şehit olacak padişahım, lütfedip başka sual sormayınız!”

Muhasara gerçekten otuz dokuz gün sürmüş, Bağdat kırkıncı günü Cuma vakti alınmış, savaş esnasında veziriazam şehit düşmüştü.[ii]

 

Eyüp Sultan’ın yanı başında…

Sivasî Hazretleri, tarihte Kadızâdeliler hareketi olarak bilinen tasavvuf ve tarikat aleyhtarı cereyana karşı meşayihi savunmuş, bu bağnaz görüşler karşısında tasavvuf erbabının o asırdaki temsilcisi olmuştu. Ayrıca ehl-i sünnet anlayışına aykırı gördüğü görüş ve davranışlara şiddetle karşı çıkarak, onlarla kıyasıya mücadele etmişti.

1639’da 76 yaşında iken dâr-ı bekâ’ya irtihal eden Sivasî Efendi, Eyüp Nişanca semtinde, kendisinin dergâh olarak kullanıldığı konağın bahçesine defnedildi. Kabrinin üzerine, vefatından iki yıl sonra (1641) Sultan İbrahim’in annesi Mahpeyker Kösem Sultan tarafından büyük bir türbe yaptırıldı.



[i] Bizdeki bütün ilmi noksansız tahsil ettin (süzüp aldın), âdeta bizim tıpkımız oldun!

[ii] Uzunçarşılı’ya göre; bu zat Veziriazam Tayyar Paşa’dır.


Bu Yazı 3414 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar