Açın Defteri Kitabı Bilgi Üreteceğiz
27.01.2015        

Açın Defteri Kitabı, Bilgi Üreteceğiz

Hüseyin Tunç

 

 

 

 

Eğitim hayatı, doğumla başlayıp ömrümüzün sonuna kadar devam eden, adeta bizimle birlikte yaşayan canlı bir organizma gibidir. Bazen isteyerek öğreniriz… Bilerek, çalışarak, yolunda mücadele vererek…

Bazen o kendiliğinden hem de hiç çaktırmadan dahil olur hayatımıza. Hiç önemsemediğimiz öyle durumlar vardır ki, bilinçaltımıza esaslı bir eğitim kodu olarak yerleşiverir. Bazen de hayat bizzat kendisi kafamıza vura vura öğretir bazı şeyleri...

Eğitim dediğimiz şey aslında bireyin bilinçlenme sürecidir. İnsanın bilgisi ve görgüsü arttıkça bilinçlenmenin artması beklenmektedir. Fakat bilgiyi dengeleyici değerlerin de ihmal edilmemesi kaydıyla… Bu yüzden eskiler eğitim sürecini talim ve terbiye diye ifade ederlermiş. Eğitim ve öğretim…

Modern toplumlar bireyi bilinçlendirmenin en etkin yolu olarak sistematik eğitim süreçlerini ihdas etmişler. Aile içinde geçen çocukluk döneminin belli bir evresinden itibaren sistemli bir okul eğitimine dahil oluruz. Okul hayatının yardımıyla daha bilinçli, daha uyumlu, daha üretken kişiler olmak yolunda mesafe alırız. Okullar, aileden sonra kişilik kazanımında en önemli sosyla kurumlardır.

Eğitim sisteminin esas amacı, kişinin hayatta ihtiyaç duyacağı bilgilerle donatılmasıdır. Edinilen bilgilerin sadece bireyin kendisine değil, aynı zamanda onun hayatını çevreleyen muhtelif ortamlara da değer katacak türden olması beklenir. İnsan hayatını daha iyiye ve daha güzele götürecek bir yol olarak görülür eğitim süreci.

İngilizce'de education olarak ifade edilen eğitim teriminin kökeni Latince educare fiilinden gelmektedir.

Educare, inşa etmek, ayağa kaldırmak, dikmek manasına gelir. İslam kültüründe ise eğitim, talim ve terbiye olarak kabul edile gelmiş ve ilim sahibi olmak her zaman övgü ile karşılanmış, teşvik edilmiştir. İlim sahibi olmak muhtelif tanımlarla ifade edildikten sonra, kişinin kendisini ve yaratıcısını bilmek olarak en üst noktada hükme bağlanmıştır.

Hayata Allah'ın bahşettiği temel donanımla gelen insanoğlunun, yeryüzünde karşılaşacağı sorunlarla baş edebilmesi varlığını sürdürebilmesi, hayatına anlam kazandırabilmesi ve çevresine uyum sağlayabilmesi için ilave bilgi, tecrübe ve kabiliyetler edinmesi gerekmektedir. Eğitim sistemlerinin ve özellikle okulların varlık nedeni de işte bu alanlarda kişiyi donatmaktır. O halde öyle bir eğitim sistemi nasıl olmalıdır ki, yıllar boyu harcanan maddi ve manevi emekler beklenen neticeleri doğursun? 1859-1952 yılları arasında yaşamış olan Amerikan filozof, psikolog ve eğitim reformcusu John Dewey eğitimin köhnemiş, eski olguları tekrarla belletmeye değil öğrencinin bir kişi ve vatandaş olarak yaşamına uygulayabileceği bilgi ve becerileri kazandırma amacı gütmesi gerektiğini öne sürmüştü. Yunus Emre ise,

İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin

Bu nice okumaktır

diyerek, talim, terbiye ve ilim edinme sürecinde kişiye kazandırılması gereken en önemli becerinin ne olması gerektiğini net bir şekilde ortaya koymuştur.

   

Türkiye'de eğitim sistemi yıllardan beri üzerinde ciddi tartışmaların sürüp gittiği ve neredeyse taraflardan hiçbirinin memnun olmadığı bir konumda devam ediyor. Max Weber'in karizmatik otorite modelinde olduğu gibi, her yıl eğitim modelinin ne olacağı yeniden belirlenmekte, kitleler, bir kişinin dudakları arasından çıkan kelimelerle halden hale savrulmaktadır. 

Bu alanda belki de en önemli eksiklik, eğitim sisteminden beklenenin ne olduğunun artık bütün bütün unutulmuş olmasıdır.

"Nasıl bir eğitim," "nasıl bir gelecek" sorusu ile birlikte sorulmamaktadır. Ülkenin gençliği birkaç cılız gayret haricinde önünü boş bulmuş sel gibi önüne çıkan ilk yamaçtan akıp gitmektedir.

Eğitim sistemi, insanlığı daha iyi bir noktaya taşımak ve topluma değer katacak güzide bireyler yetiştirmek için amaç olmaktan çıkmış, adeta bir kapkaç yarışına dönmüştür. Daha yakından bakıldığında ise göze çarpan unsurlar şunlardır:

- Hayattan bezmiş öğretmen ve öğrenciler,

- Sürekli değişen sistemler,

- Gerçek hayattan kopuk yahut gerçek hayatla bağlantısı kurulmayan müfredatlar,

- Neyi niçin öğrettiğini bilmeyen hocalar ve neyi niçin öğrendiğini bilmeyen öğrenciler,

- Gerçek hayatta bu bilgiler ne işimize yarayacak diye süre giden homurdanmalar,

- Toplumsal histeriye dönüşmüş sınavlar,

- Ezbere ve sınava dayalı köhneleşmiş yarışlar...

Eğitim hayatımız gerçek dünyadan kopuk, ayrı bir dünyada, kendi modası geçmiş yatağında akıp gitmektedir. İlköğretimden yüksek öğretime kadar bütün bir süreç bireye katkı sağlamak yerine ömür tüketen bir zaman aralığı olarak hayatımıza dahil olmaktadır.

Üniversitelerin iş ve bilim dünyası ile bağlantısı kopuktur. Bütün hayatını test türü sınavlarda daha çok soru çözmeye adayan öğrenciler o sorulardan birini bir paragraf şeklinde açıklamaktan acizdir. Yabancı dil öğretememe konusuna kimse el atmamaktadır.

Okul hayatını bitirip iş hayatına atılan öğrenci sudan çıkmış balık misali o güne kadar hiç tanımadığı yabancı bir ortama adım atmaktadır.

    Eğitim sistemi felsefesini kaybettiğinden beridir, şişirilmiş ama ucu açık balon gibi havalarda kafasına göre uçup, sonra fıs diye rastgeldiği yere çakılmaktadır. Ruhsuz ve kültürsüz bir eğitim hayatı... Öğrencinin potansiyeline ve ilgi alanına bakmadan herkesi aynı tornadan geçirmeye çalışmak gibi absurd bir süreç devam edip durmaktadır.

Öğrenciler okulu, öğretmenler öğrencileri sevmemektedir. Eğitimden sevgi yıllar önce kaçıp gitmiştir.

Kimse bu sevgiyi aramamaktadır.

Eğitim süreçleri ideolojilere kurban edilecek kadar basit süreçler değildir. Hatalı uygulamaların telafisi mümkün değildir.

Eğitim kadrosunun ve eğitim bakanının engin bir birikim ve geniş bir dünya görüşüne sahibi olması gerekir. Eğitim sistemimizin dünya üzerindeki tarihsel değişime paralel revize edilmesi ve siyasal görüşlere dayalı gelip geçici politikalardan kurtarılması gerekir. Politikaları belirleyen kişilerin, ders veren ve ders alan herkesin eğitimin esas amacı ile nikah tazelemesi gerekmektedir.

Bilginin kendisinden daha çok anlatanın ve dinleyenin zihin dünyaları önemlidir. Bugünün asıl sorunu bilmemekten ziyade benimsememekten kaynaklanmaktadır.

 

Benimsenmemiş, özümsenmemiş, ezbere dayalı eğitim sisteminin gerekçeleri çok eskilerde kalmıştır. Eski zamanlarda bilgiyi, ilmi arayıp bulmak kolay değildi. O yüzden bilgiye ulaşıldığında onu kaybetmemek için ezberlenirdi. Çölde giden yolcunun suya rastladığında matarlarını doldurması gibi, bilgi bulunduğu anda beyinde depolanması elzemdi. Eğitim sistemleri, sınav sistemleri buna göre kurulmuştu. Okullarda ne kadar çok şey öğretebilirsek, ezberletebilirsek o kadar kârdı. Bir daha nerede bulacaktı o bilgiyi?

Bugün artık bilgi her yerde… Dört taraftan sular şakır şakır akıyor, biz hala mataraları doldurma telaşındayız. Parmaklarımızın ucundan bilgi nehri akıyor. Teknolojik depolar okyanuslar kadar dolu. Peki neden halen eğitim sistemimiz öğrencilerin beynini lüzumlu lüzumsuz bilgilerle alelacele doldurup onları yarış atı gibi sınavdan sınava koşturuyor?

Bütün aileler, bütün kurumlar çıldırmış gibi net soru hedefine odaklanmış vaziyette. Öğrenen neyi neden öğrendiğini, öğreten neyi neden öğrettiğini çoktan unutmuş. Bütün mesele iyi bir liseye iyi bir üniversiteye kapağı atabilmek… Sonra?.. Çok para kazanmak!

Ben yetkili olsam, yapacağım ilk iş milli eğitim müfredatının yarısını iptal etmek olurdu. Hangi yarısı olduğu hiç önemli değil. Her gün görülen derslerin yarısını gördükten sonra kitabı defteri kapattırırdım. Kalan bölümde başka şeyler anlatılmasını sağlardım.

- İyi insan, iyi vatandaş nasıl olunur?

- Bir devlet nasıl yönetilir?

-Devlet disiplini nedir?

- Kul hakkına riayet ve adaletin tesisi neden önemlidir?

- Üretmek ve çalışmak neden önemlidir?

- Neden başkalarına saygı göstermeliyiz?

- Haritalardaki sınırlara rağmen insanların gönülleri arasında nasıl köprüler kurulur?

- Tefekkür neden önemlidir?

- Tarihsel olayların arkasında gerçekte ne vardır?

Bir süre sonra müfredatın diğer yarısını da iptal ederdim.

 “Defteri kitabı kapatın, sınav yapacağım.” sözünü uygulamadan kaldırırdım.

Test usulü sınavlarda kimseyi terletmez, ailelere hayatı zehir etmez, bu tür sınavlarla neyi ne için yaptığını bilmeyen bencil gençler yetiştirmezdim. Onlara analitik düşünmeyi, bilgiyi işlemeyi, sorun çözme tekniklerini, bilgiye ulaşma ve onu arındırma, doğrulama tekniklerini öğreten bir müfredat uygulardım.

Açın defteri kitabı, bilgisayarları bilgi üreteceğiz derdim.


Bu Yazı 3042 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar