Adaletsiz Yaşanamaz
..        

“Adalet” denince ilk akla gelen, devletin işlerini görürken hazinenin mumunu, kendi işlerini icra ederken şahsi mumunu kullanan Hz. Ömer'in (r.a.) hilafeti döneminde meydana gelen su olay da dikkat çekicidir:
Yeni Müslüman olan ve başında değerli taşlarla süslenmiş bir taç olduğu halde Kabe'yi tavaf eden Gassan Meliki Cebele, farkında olmadan ayağına basan Fezare Oğulları kabilesinden bir Müslüman'a attığı tokatla burnunun kırılmasına sebep oldu. Durum Hz. Ömer'e (r.a.) intikal edince, hemen Cebele'yi yanına çağırttı ve durumu tahkik etti. Öfkesi hala dinmeyen Cebele suçlu olduğu halde kendini savundu. Durumu değerlendiren Hz. Ömer, Cebele'nin haksız, diğerinin mağduriyetine karar verdi. Cebele'den adamı razı etmesini istedi. Aksi halde onun da burnunu kırması için adama emir vereceğini bildirdi. Cebele'nin “Ben bir hükümdarım. O ise, sıradan birisi!” şeklindeki itirazına Hz. Ömer'in verdiği cevap gayet açık ve veciz oldu:
“İslam, ikinizi de eşit tutar. Bir Müslüman, diğerinden ancak takvası ile üstün olabilir.”
Hz. Ömer döneminde bir Yahudi ile Hz. Ali'nin (r.a.) aynı mahkemede yargılandığını ve Hz. Ali'nin aleyhine, Yahudinin lehine karar verildiğini tarihte yerini alan şeref levhalarından birisi olarak görmekteyiz.
Bu iki örnekten de görüleceği gibi haklıya hakkının verilmesi, haksızın hak ettiği karşılığı bulması adaletin aslı ve esasıdır. Aksi ise tamamen haksızlık ve zulüm olacaktır.
Adaletle insanlık saadete, emniyete, sulh ve sükuna ulaşabilir. Adaletle insanlık insan olma onuruna layık bir hayat sürebilir.
Adalet, insanlar arası ilişkileri tanzim eden en isabetli ölçüdür. Hoşgörü, fikir ve inanç hürriyeti adaletin gölgesinde gerçekleşebilir.
İslamda, insanlar arası bütün ilişkiler adalet prensibi üzerinde gerçekleşir. İnsanların gerek ferdî, gerekse toplumlar arası ilişkilerinin düzenlenmesiyle ilgili getirilen hükümler adalet temeli üzerine kurulmuştur.

Adalet Allah’ın emri ve Kanunu
Kur'an-ı Kerim'de adalete ve adil tutuma tevhid, iman, takva, salih amel ve ibadet kadar önem verilir. Hatta Kur'an'a göre bütün İlahî mesajlar insanlar arası ilişkilerde adaleti tesis etmeye matuf olarak formüle edilmiş ve tebliğ edilmişlerdir. Adil olmayan bir tutum, tanım gereği Allah'ın rızasına ve İslam'a uygun değildir. Çünkü Allah her şeyden evvel, bir şeye hüküm verildiği zaman adaletle hükmedilmesini ister. Kararın isabeti, değeri ve üstünlüğü adalete uygunluğu ile ölçülür. Anlaşmazlığa düşen iki topluluk ve insanlar arasında vuku bulacak anlaşmazlıkların giderilmesinde, her türlü borç vade alış veriş, ticaret ve şahitlikte, kadınlara karşı takınılacak tutumun belirlenmesinde adalet, hukukun korunması ve hayata geçirilmesi için vazgeçilmez bir ilkedir.
Yine İslam'a göre kişiyi ve grupları adaletten saptıran ana faktör, kişi veya grubun kendi istek ve tutkusunu ön plana geçirmesi ve Allah'ın gösterdiği şekilde karar vermeyi ihmal etmesidir. Adaletli hüküm, “Allah'ın indirdikleri”ne uygun olan hükümdür. Aksi halde “küfür,” “zulüm” veya “fısk” olur. İlahî hukukun öngördüğü prensip, kural ve hükümlere riayet, adaletin tecellisinin mümkün olan tek yolu ve teminatıdır. Bu manada diğer hukuk sistemlerinden çok daha fazla olarak İslamda adaletin anahtar bir terim ve asli bir amaç olduğunu söyleyebiliriz.

Günümüz İnsanına Adalet Lazım
İnsanlık tarihi adaletle dünyanın cennet bahçelerin- den bir bahçe haline getirildiğine, zulümle de tam aksi olarak cehennemi dünyadayken yaşadığına dair sayısız örneklerle doludur. Aynı şekilde tarih, nice mazlumların küçük bir adalet kıvılcımına ümit bağlamalarına da şahit olmuştur.
Adalet arayışı, her türlü medeniyet harikalarının geçit yaptığı çağımız insanı için de geçerlidir. Çünkü eski ve ilkel dönemlerde olduğu gibi günümüz şartlarında da haklı olan kuvvetli değil, kuvvetli olan hak iddia etmektedir. Fertten devlete kadar her kademede bu menfi anlayış ve uygulamalar ne yazık ki hakimdir. Hal böyle olunca, adalet, hak ve hukuk arayışları içinde yaşadı- ğımız asırda da söz konusudur. Ve bu arayışlar toplumun her tabakasında görülebilir.
Adalet arayışları ve bulunan güzel neticeler, tüm insanlık adına olunca bir farklı bir anlam taşıyacaktır. Böylece elde edilen birikim ve kazanımlar tüm insanlık hanesine yazılacaktır.


Bu Yazı 2474 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar