Adile Sultan
17.07.2013        

HAYIRDA BULUNMAYI AŞK DERECESİNDE BENİMSEYEN BİR HANIM:
ADİLE SULTAN

 “Erkek olsaydım, padişah bendim!”

 

                                         Can ALPGÜVENÇ

 

23 Mayıs 1826’da Sultan II. Mahmud’un kızı olarak Topkapı Sarayı’nda dünyaya gelen Âdile Sultan, özel hocalardan din, edebiyat, musiki, Arapça, Farsça ve Hat dersleri tahsil etmiş, iyi bir eğitim almıştı. Annesi Zernigâr Kadın’dı; ancak bu fedakâr kadın, Âdile Sultan’ın doğumundan dört yıl sonra vefat etmiş ve Fatih Camii’nin mihrap tarafındaki Nakşidil Sultan[1] türbesine defnedilmişti. Kardeşleri, küçük yaşta öksüz kalan Âdile Sultan’a, ‘Âdile Sultan Hemşire’ şeklinde hitap ederlerdi. Ebubekir Mümtaz Efendi’den yazı dersleri meşk eden Âdile Sultan, kısa sürede hattat olmaya hak kazanmış, aldığı eğitim, hassas kişiliğiyle birleşince, şâire bir hanım olarak duygulu şiirler yazmaya başlamıştı. Sonunda hânedan içinde divan sahibi tek kadın olarak tarihe geçecekti.

 

Anasının ruhuna yaptırdığı sarnıç!

1845 yılında Mehmet Ali Paşa ile evlendirilen Âdile Sultan, evliliğinin ikinci yılında Mevlevî tarikatına mensup olan babası Sultan II. Mahmud’un sıkça ziyaret ettiği Galata Mevlevihanesi avlusunun sağ tarafına büyük bir sarnıç ve üzerine zarif bir şadırvan yaptırdı. Konik bir çatı ile örtülü ve sekiz mermer sütunla taşınan şadırvanın tepesine mermer bir Mevlevî sikkesi koydurdu. Hayır ve hasenatta bulunmayı âdeta aşk derecesinde benimseyen Âdile Sultan, 1855’de, Beylerbeyi’nin İstavroz semtinde inşa edilen Bedevî Tekkesi’ne, annesi Zernigâr Kadın’ın ruhu için de sarnıç yaptırmış, sarnıcın bakımı için Galata’daki üç katlı bir evi vakfetmiş, ayrıca bir dükkânın kirasını da buraya tahsis etmişti.[2]

***

Sultan Abdülaziz, büyük biraderi Abdülmecid Han’ın vefatı üzerine, 32 yaşında iken tahta çıkmıştı. Âdile Sultan, ağabeyi Sultan Abdülmecid’den sonra, Hânedan-ı Âl-i Osman’ın en yaşlısı ve kıdemlisi olması sebebiyle, - erkek olsa idi - saltanat makamında bulunacaktı. Babasının celadet hislerinin varisi olan Sultan’ın, sarayındaki idare tarzı padişah ile benzeşiyordu. İtibarlı ve vakur bir kişiliğe sahip olan Âdile Sultan, hanedanın meseleleriyle de yakından ilgilenir, gerektiğinde padişah olan kardeşlerini ikaz etmekten çekinmezdi. Kardeşi Abdülaziz’in bir mesele karşısında kararsızlık göstermesi üzerine kendisine tavır koyduğu, “Unutma, erkek olsaydım şimdi padişah bendim!” dediği nakledilir.[3]

 

Şad oldu Arap Camii

Âdile Sultan 1868’de, Galata’daki Arap Camii’nin avlusuna da, kocasının ruhu için yine mükemmel bir sarnıçla sekiz mermer sütun üzerine oturtulmuş zarif bir şadırvan yaptırdı.  Şadırvanın sekiz cepheli kasnağının yüzlerinde, küçük yeşil zeminler üzerinde yer alan ve otuz altı mısradan oluşan talik kitabe pek nefistir. Bu nefis kitabede yer alan:

 

Yaptırdı bu sahrınc ile şu şadırvanı

Şâd oldu Arab Camii semtindeki sükkân

 

beyti pek dikkat çekicidir. Şadırvanın kubbesi altında yer alan ve ortası konik külahla örtülü sekizgen su haznesinin her cephesi zarif bitki motifleriyle bezelidir.

 

Mallarını vakıf haline getirdi

Âdile Sultan, eşini ve kızını kaybettikten sonra, kendini hayır, hasenat ve ibadete vermişti. Merhamet ve ihsanının sonu yoktu. Fukara evleri ve mekteplerini tamir ettirir, yoksul çocukları okula başlatır, gelinlik kızlara çeyiz yaptırır, hastalara baktırır, kurumuş çeşmelere su getirtir, susuz yollara kuyu kazdırır, haberdar olduğu her ihtiyaç sahibinin imdadına koşmaya çalışırdı.

***

Âdile Sultan yeniliklere açık, sosyal, aynı zamanda çok dindar bir hanımdı. Sağlığında bütün mal ve mülkünü vakıf haline getirmiş, düşündüklerini yaşarken gerçekleştirmişti. Sahip olduğu ekonomik gücü, kurduğu vakıflar sayesinde toplumun hizmetine sunmuş, saraylarını her tabakadan insana - özellikle kadınlara - açarak, onların görgü ve bilgilerinin artmasını sağlamıştı. Ziyaretine gelenlerin dertlerini dinler, onların problemlerini çözmeye çalışırdı. Bu çaba ve gayretleri halk tarafından büyük bir ilgi ile takip edilmiş, çevresinde geniş bir sevgi halkası meydana gelmişti.

 

Hem şâir, hem bestekârdı!

Âdile Sultan nadide bir sanatseverdi. Millî kültür ve sanata, musikiye, özellikle şiire büyük ilgi duymuş, bazı şiirleri bestelenmişti. Hacı Fâik Bey tarafından bestelenen Hüzzam ilâhisinin güftesi şöyle başlar:

 

Yüzün mir’ât-ı kibriyâdır Yâ Rasulallah

Vücudun mazhar-ı nur -i Hüdadır Yâ Rasulallah

 

Sultanın, TRT repertuarında yer alan, “Gizlice şaha buyur, hâne-yi tenhâya buyur” sözleriyle başlayan Hicaz Hümayun ilâhisi de pek duyguludur.

***

Âdile Sultanı ömrünün sonlarında tanıma fırsatı bulan Ayşe Osmanoğlu kendisini şöyle anlatır: “Yüzünün gençliğinde pek güzel olduğu belliydi. Nuranî asaletini gösteren hal, hareket ve terbiyeye sahip bir sultandı. Giyinmesi tamamıyla alaturka idi, ağır kumaşlardan dört etekli entari giyer, beline şaldan kuşak bağlar, bu entari üzerine salta dedikleri bol kollu ceket geçirir, başına fes benzeri bir başlık giyip, etrafına oyalı ipekli yemeni sarar, üzerine zümrüt ve lâllerle yapılmış gül şeklinde kıymetli iğneler takardı. Bunun dışında hiçbir mücevher veya nişan takmazdı.”[4]

***

Âdile Sultan âbit, zâhit ve takva sahibiydi. Eyüp Sultan Hazretlerinin türbesinin sağ tarafında bulunan ve ‘Kadınlar Mescidi’ diye bilinen odada, her sene Ramazan boyunca itikâfa çekilmeyi âdet edinmiş, bu odanın çeşitli zamanlarda tamir ve bakımını yaptırmıştı. Bu hücreye “Âdile Sultan Mescidi” de denir. Bu odada daha önce duvarda asılı bulunan, ama şimdi yerde bir kenarda duran kaside yazılı levha, nefis bir tâlikle yazılıdır. [5]

Âdile Sultan, Silivrikapı’da 1892 depreminde yıkılan Bâlâ Süleyman Ağa Külliyesi’ni yeniden inşa ettirmiş, hayır defterine bir sayfa daha yazdırmıştı.

 

Çaresizlere “sığınma evleri”

Âdile Sultan, tesis ettiği vakıflarla cemiyetteki sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamaya, toplumun bünyesindeki iktisadi dengeyi kurmaya çalışıyordu. Meselâ; Medine’de kurduğu “Sebilhane Vakfı” sayesinde açılan kuyular ve inşa edilen sarnıçlar, o bölgenin en büyük ihtiyacı olan suyun sağlanmasına yönelikti. Yine Medine’de, muhtaç kişilerin barınması için kurulan menziller de bu vakfın hizmet alanına giriyordu. Orada ayrıca, kimsesiz ve çaresiz kadınların korunma ve barınması için evler de vakfetmişti.

 

Eşinin türbesine gömüldü

Osmanlı terbiyesiyle donanmış, ince ruhlu, zarif, şâir tabiatlı, yaptığı hayır ve hasenat sebebiyle halk arasında sevgi ve hürmetle yâd edilen Âdile Sultan, 12 Şubat 1899’da, 73 yaşında iken Hakk’ın rahmetine kavuşmuş, naşı vasiyeti üzerine Eyüp Sultan Bostan İskelesi’nde bulunan eşi Mehmet Ali Paşa’nın türbesine defnedilmişti.



[1] Nakşidil Sultan II. Mahmud’un annesi, Âdile Sultan’ın babaannesidir.

[2] 1997’de aslına uygun surette yeniden inşa edilen ‘Bedevi Tekkesi’, halen günde yaklaşık 350 kişiye yemek veren bir aşevi olarak kullanılmakta, Âdile Sultan’ın sarnıcı da aynen korunmaktadır.

[3] Ferdâ Mazak, Âdile Sultan, İstanbul 2000, s.54.

[4] M. Çağatay Uluçay, Padişahların Kadınları ve Kızları, Ankara 1985, s.138.

[5] Hikmet Özdemir, “Âdile Sultan”, Eyüp Sultan Sempozyumu II, İstanbul, 1998, s.213.


Bu Yazı 3456 Defa Okunmuştur.

Yazıya Ait Fotoğraflar

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar