Ahirzaman Hastalıklarının Hekimi; Hazreti Mehdi ve Hizmeti
..        
“Şark taraflarından dünyaya yayılacak olan Mehdi'nin
karşısına dağlar bile dikilse, onları ezip geçecek
ve o dağlardan yol bulmayı bilecektir.”

Dünya, ilk insanı peygamber olarak gördü. Peygamberlik müessesesi insanlık aleminde, cesede nispeten bir ruh mahiyetini ve özelliğini taşıdı. Bu ilahi kanun, insanlık tarihi içerisinde kesintiye uğramadan daima devam etti. Yani her asırda, her kıta ve toprak parçası üzerinde Allah’ı, O’nun emir ve yasaklarını anlatan elçiler vardı ve bu vazife kıyamete kadar devam edecektir. Sevgili peygamberimiz (a.s.m)’dan sonra, peygamberlik makamıyla dünyaya bir daha ayak basacak olmaz. (Ahzab suresi, 40) Ahirzaman’da ayet ve hadislerde geleceği müjdelenen Hz. İsa (a.s) ise bir peygamber olarak değil, sevgili peygamberimize (a.s.m) bir ümmet sıfatıyla geleceği haberi verilmiştir.
Peygamber Efendimizden (a.s.m) sonra da, dünya üzerinde sapkınlıkların yaşanmaya devam ettiği muhakkak bir vakıadır. Ayrıca müminler içerisinde bid’atların baş göstermesi ve sünnet-i seniyyeye de gereken ehemmiyetin verilmeyeceği de beklenen muhtemel hadiselerdir. Bununla beraber, zamanın geçmesiyle insanların ihtiyaç duyacağı yeni konulara çare arayacak ve İslam’a dahil olan insanların dinimize adapte edilmesine çalışacak ve İslam’a yöneltilen tenkitlere akıl ve mantık ölçülerine göre cevap verecek kişilere ihtiyaç olacaktır. İnsanlık alemi, bu vazifeleri icra edecek kişileri, vicdanlarının bütün derinliğiyle istemektedir. Cenab-ı Hakkın (c.c) hikmet ve rahmeti de, ezelden ebede değişmeyecek olan insanlar arasında mürşit bulundurma adetinin devamını istemektedir.
Bu hikmete binaen, Peygamberimizden (a.s.m) sonra insanlar içerisinde dini aslına uygun olarak yenileyecek ve asırların anlayışına göre Kur’anın hakikatlerini söyletecek kişilere vazife düşmüştür. Bu kişiler, hadiste de belirtildiği gibi belirli özelliklere sahip olarak her yüz senede bir olmak üzere ümmete meşale yakmış ve yollarını aydınlatmışlardır. (Ebu Davud, Melahim, 1) Bunlardan bazıları, Ömer bin Abdülaziz, İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Şafii, İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani, Mevlana Halid-i Bağdadi ve asrımız alimlerinin çoğunluğunun kabul ettiği Bediüzzaman Said Nursi hazretleridir.
Evet madem Cenab-ı Hakk’ın böyle bir adeti ve kanunu vardır. Elbette dünyanın en fazla bozulduğu ve her yönden karmaşalara uğradığı bir zamanda, en büyük bir müçtehid, en büyük bir mürşid, en büyük bir kutub, en büyük bir müceddid özelliğinde olan birisini ilim, hikmet ve şefkat ile süsleyip müminlerin ve insanlığın imdadına gönderecektir. Elbette böyle bir kişi, ancak Hazret-i Mehdi olabilir. Çünkü hastalığın büyüklüğüne ve azametine göre hekimin kalitesi ve mahareti belirlenmektedir. Hastalık az ve bölgesel ise, bir uzmanın teşhis ve tedavisi yetmektedir. Fakat komaya girmiş, ağır kanamalı ve hummalı bir ateşli hastalığa maruz kalmış ve iç organları iflas etmiş bir hastaya, bir alanda uzmanlaşmış bir doktor değil, ya ciddi bir heyetin müdahalesi veya her alanda ciddi uzmanlığı olan bir hekimin el atması gerekir.
Evet ahirzaman, tüm zamanların en belalısı. Bütün asırların en hastası. Tarihin kaydetmediği ve görmediği çeşit çeşit hastalıkların ve belaların muhatabı. Bu zamanın hastalığı ve dertleri, insanlara da yansımış. Geçmiş asırların hiçbiri, Allah’ı ve ahireti inkar etmede bu kadar hevesli olmamıştı. İnkar ve küfür çalışmaları, hiç bu kadar organizeli ve sistemli yapılmamıştı. Eskiden inkar cehaletten gelirdi. İnkar edenler de fert bazında çalışıyordu. Ama şimdi yapılan inkar bilime ve felsefeye dayandırılmakta, referans olarak da ilim gösterilmektedir. Allah’a karşı savaş açanlar ise fert değil, devletler, akımlar, dernekler, düşünce platformları gibi şahs-ı manevilerdir.
İşte tüm bu hastalıklara ve buz mesabesindeki bütün bu olumsuzluklara karşı koyacak kapasitede bir vazifeli ve donanımlı şahsa ihtiyaç vardır. Bu şahıs, insanlığın muhatap olduğu ve maruz kaldığı hastalıkların tümüne, Kur’an eczanesinden ilaç bulabilecek derecede mükemmel bir manevi hekim olmalı. Ayrıca tüm buzları eritebilecek kadar büyük bir güneş kadar olmalıdır. İşte bu nurani ve mükemmel zat ise, Hz. Mehdi’dir.
Hz. Mehdi’nin sıfatları ve özellikleri, yapacağı hizmetler, mücadele tarzı gibi konuları sevgili Peygamberimiz (a.s.m) hadislerinde ve İslam alimleri de kitaplarında yeterince işlemişlerdir. Hz. Mehdi’yi tanımlamaya ve tanımaya yardımcı olacak bazı yönlerini görmeye çalışalım.

Hz. Mehdi’nin bazı sıfat ve özellikleri;
Allah’tan çok korkan bir kişiliği olacaktır: Hz. Mehdi, bütün müminler ve alimler gibi Allah’tan korkan bir özelliğe sahip olacaktır. Fakat O’nun korkusunu diğer müminlerinkinden ayıran fark, korkusunun titreme derecesine gelmesi olacaktır. Attığı her adımda, konuştuğu her kelimede ve hatta aldığı her nefeste Allah’ı (c.c) hesaba katarak hareket edecektir. Güzel ve örnek bir ahlaka sahip olacaktır: Hz. Mehdi ahlak yönünden Peygamberimize (a.s.m) çok benzeyen birisi olacaktır. Sevgili Peygamberimiz, evlatlarından birisinin ahlak ve iffet yönünden kendisine çok benzeyeceği haberini vermiştir. Her ne kadar her asrın mücedditleri ve mürşitleri çok ahlaklı ve faziletli olsalar da, Hz. Mehdi’nin onlara göre farkı çok bariz olacaktır. Hatta O, insanlar içerisinde kendi zamanının ahlak ve iffet timsali olarak bilinecektir. Mücadeleci bir ruha sahip Olacaktır: Ahirzamanın hadiselerine karşı koyabilecek zatın en bariz özelliklerinden birisi de, O’nun mücadeleci ve tavizsiz olmasıdır. Evet O vadinden dönmeyen ve işi sıkı tutan bir kişi olacaktır. Bütün dünya aleyhinde olsa ve hep beraber aleyhinde çalışsalar bile, O’nu hayat ve hizmet programından bir milim saptıramayacaklardır. Sevgili peygamberimiz Hz. Mehdi’nin mücadeleci ruhu için “şark taraflarından dünyaya yayılacak olan Mehdi’nin karşısına dağlar bile dikilse, onları ezip geçecek ve o dağlardan yol bulmayı bilecektir.” ifadesini kullanmışlardır. Evet Hz. Mehdi helaket ve felaket asrı olan bu zamanın tüm hadiselerine, Allah’ın izniyle karşı koyacak güce sahip olacaktır. Zamanın en hayırlısı olacaktır: Hayır işlemek ve hayra vesile olmak adına, zamanının en hayırlı kişisi Hz. Mehdi olacaktır. Çünkü takvası, ibadeti, ilmi, istiğnası ve Allah’ı sevmesi gibi hayırlı sıfatlar, en mükemmel derecede O’nda tecelli edecektir. Ayrıca insanların hidayetine ve imanlarının kuvvetlenmesine vesile olması itibariyle de, öyle bir makam kazanacak ki, sahabelerden sonra hiç kimse böyle bir makam kazanmaya muktedir olamayacaktır. Evet o mübarek zat; dünyanın her tarafına imanın nurlarını neşretmekle, imanlarını kuvvetlendirecektir. Bu vazife ise, kainatın en büyük ve en hayırlı bir vazifesidir. Çünkü insanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi, kainatın yaratıcısını tanımak ve O’na iman edip ibadet etmektir. (Zariyat Suresi, 56) Bu Ayet-i kerimenin ifade ettiği manaya göre, insanları, dünyaya gönderilme maksatlarına sevk etme hizmeti, tabii olarak hizmetlerin en hayırlısıdır.
Zalimlere karşı hakkı müdafaa edip adaleti temin edecektir: Ahirzamanın en göze çarpan özelliklerinden birisi, dünyanın her tarafında zulüm ateşinin yandırılmasıdır. Zulüm, beşeri akımların dünyaya yerleşmesi için vazgeçilmez bir unsur olacaktır. Bir pire için yorgan yakma hadiseleri her tarafta yaşanacaktır. En büyük zulüm ise, insanları küfre zorlamaktır. Hz. Mehdi, zulmün rağbet gördüğü böyle bir ortamda gelecektir. Üç temel döneminde de, hep bu zulüm ateşini söndürmeye çalışacaktır. Önce imanları kuvvetlendirmeye çalışmakla, en büyük zulmü ortadan kaldırmaya çalışacaktır. Sonra toplumsal hayattaki zulümlerle mücadele edecektir. En sonda da İslam birliğini sağlamakla, devletlerin ve milletlerin zulümlerini bitirecek ve dünya çapında hakiki adaleti tesis edecektir. Herkes tarafından çok sevilecektir: Bir insanın sevilmesinin çeşitli sebepleri vardır. Bu sebeplerden bazıları uhrevi, bazıları ise dünyevidir. Ama bu sevgilerin en hayırlısı, uhrevi ve Allah rızası için olanıdır. Evet Allah’ı sevmek ibadet olduğu gibi, Allah için sevmek de ibadettir. Mümin olarak, bizler Allah’ı severiz. Allah için Resulünü de severiz. Diğer insanları da Allah’a ve Resulullah’a yakınlığı derecesinde göre sevmek durumundayız. İşte madem Hz. Mehdi, sevgili peygamberimize en çok benzeyen kişidir. Ve ahirzamanda Allah’a en yakın olan ve Allah’ı en çok seven ve Allah’tan en çok korkan kişidir. Elbette müminlerin ahirzamanda en çok sevecekleri kişi, O olacaktır. Tebliğ ve irşad gücü fevkalade olacaktır : Hz. Mehdi’nin ikna kabiliyeti, Allah’ın izniyle alışılmışlığın çok üstünde olacaktır. Elbette ahirzamanın fikir açısından dünyayı sarsan en büyük ejderhalarına karşı koyacak kişinin, ilim yönünden üstün donanımlı olması gerekir. Hz. Mehdide bu özellik o kadar inkişaf edecektir ki, kurumuş halde bulunan birisini bile ihya edecek özellikte olacaktır. Fakat unutulmaması gereken bir konu da şudur; Hz. Mehdi kesinlikle hidayeti dağıtan birisi değildir. O, ancak tebliğ eder, hidayeti ise Allah (c.c) verir. Hz. Mehdi, tebliğ kabiliyetiyle kısa zamanda, cahil kişileri alim, zalim kişileri adil, korkak kişileri cesur, cimrileri ise cömert kişiler haline getirebilecektir. Hatta birkaç saat içerisinde en inatçı bir dinsizi susturabilecek, bazılarının da hidayetine vesile olabilecektir. Kimseye tenezzül ve minnet etmeyecektir: Hz. Mehdi ruhen, kalben ve manen dünyanın en zengini ve en varlıklısı olmakla beraber, maddeten ve dünyevi varlık itibariyle hiçbir varlığı olmayacaktır. Ayrıca Hz. Mehdi makam yönünden yüksek seviyelerde bulunan insanların da teveccühüne mahzar olacak bir şahsiyettir. İşte O’nun çok ihtiyacı olduğu halde kimseye el uzatmaması dikkat çektiği gibi, devlet adamlarının teveccühlerine de tenezzül etmemesi nazarları çekecektir. Adeta O’nun kulağında daima “Benim mükafatımı vermek, ancak Allah’a aittir.” (Yunus Suresi, 72; Hûd Suresi, 29) ayeti çınlayacaktır. En yakınlarından bile gelen hediyelerin karşılığını, mutlaka verecektir. Cifr (ebced) ilmini çok iyi bilecek ve bu yolla çok sırlara sahip olacaktır : Cifir, gelecek ve geçmiş ile ilgili sırların anlaşılabilmesi için Cenab-ı Hakk’ın ayetlere koyduğu sayısal şifrelerdir. Cifir ilmi, geçmiş ve geleceğin sırlarını çözme ile ilgili bir ilim dalının adıdır. Bu ilmi tahsil edenler, Kur’andan istikbale dair çok bilgileri elde edebilmektedirler. Hz. Ali (r.a), bu ilimle ilgili temel dersleri, Hz. Peygamberden almıştır. Bundan sonra bu ilmin tahsilini ve varisliğini, seyyidler sülalesi yapmıştır. Özellikle bu ilmi kemaliyle bilecek zatın ahirzamanda gelecek Hz. Mehdi olduğu vurgulanmıştır. (Katip Çelebi, Keşfuzzunun, İlmu Cifir Maddesi)
Bundan başka Hz. Mehdi’nin çok özel sıfatları olacaktır. Bunlardan bazıları ise şöyledir;
•Çok aşırı sıkıntı ve zorluklarla karşılaşacak ve dünya zevki namına bir şey bilmeyecektir.
•İslam düşmanları tarafından daima hakkında olumsuz propaganda yapılacaktır.
•Başta Kur’an olmak üzere, sünnet-i seniyyeye ve tüm kutsal emanetlere sahip çıkacaktır.
•Gözden uzak olmaya çalışacak, riyaya ve gösterişe tenezzül etmeyecektir.
•Helalleri ve haramları bilip, azami derece riayet edecektir. Her sorumluluğu üstüne alacaktır.
•Yoksullara karşı merhametli olacaktır.
•İhtiyacını Bildirmeyecektir.
•Daima tarassud ( gözetim ) altında olacaktır.
•Fevkalade anlama ve kavrama kabiliyetine sahip olacaktır.
•Allah’ın Hakim ve Rahim isimlerine azami derecede mazhariyeti olacaktır.
•Öfkelendiğinde bile merhamet ve adaletten ayrılmayacaktır.
•En karmaşık konularda bile, istikametli ve isabetli kararı verebilecektir. Mehdi’nin vazifeleri: Hz. Mehdi’nin üç temel vazifesi olacaktır. ( Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası ) Birincisi iman, ikincisi hayat, üçüncüsü ise şeriattır. Yani, Hz. Mehdi, dünyanın maddi ve manevi şeklini değiştirecek olan üç temel vazife icra edecektir. O’nun yapacağı bu vazifelerin izahını vermeye çalışalım. 1. Hz. Mehdi’nin birincisi vazifesi, İmandır : Hz. Mehdi’nin geleceği dönem, Ateizm’in ve dinsizliğin en dorukta yaşanacağı bir zaman olacaktır. Evet Hz. Mehdi Allah’ı tanımazlığın moda olduğu bir dönemi, yapacağı iman hizmetiyle Allah’ın izniyle kaldıracaktır. Bu hizmet çeşitli şekillerde icra edilecektir. Başta dinsizliği susturacak eser yazmak, bu eserleri okuyacak talebeler yetiştirmek ve bu talebelere ciddi bir hizmet aşkını ve şevkini vermek suretiyle, bu birinci vazifeyi hakkıyla yapacaktır. Eserleri ve çalışmaları öyle kuvvetli yayılacaktır ki, o eserleri okumadığı halde sadece namını duyanlar bile imanlarını kurtarabileceklerdir. Her ne kadar bu eserleri yazan Hz. Mehdi olsa da, bunların yayılması ve insanlara ulaştırılması, talebeleri vasıtasıyla olacaktır. 2. İkinci vazife ise, Hayattır : Dünya çapında dinsizliğin beli, yazılan eserler ve yapılan çalışmalar sonucu kırılacaktır. Fakat insanların toplumsal hayatında meydana gelen manevi erozyonu tamir etmek için, Hz. Mehdi’nin çok ciddi bir ekibe ve bu ekibin çok yoğun faaliyetine ihtiyacı olacaktır. Yani insanların kalplerinde yıpranmış bir halde bulunan hürmet, merhamet, emniyet ve itaat gibi ulvi duyguları ve İslami adetleri düzeltecektir. Elbette bu muazzam işlerin bir tek kişi tarafından yapılması ilahi kanunlara zıt olduğundan, Hz. Mehdi’nin bu vazifeyi hakkıyla yapması, ancak milyonlarca fedakar insanın çalışmalarıyla mümkün olacaktır. 3.Üçüncü vazifesi, şeriattır: Hz. Mehdi Ahirzamanın büyük badireler geçirmesi ve Müslümanların çok sıkıntı çekmesi itibariyle, Kuran hükümlerinin yaşanmadığı ve İslam şeriatının perdelendiği bir dönemde dünyaya teşrif edecektir. Dünya üzerinde adaleti ve güzelliği tesis etmek vazifesiyle iş yapacak olan Hz. Mehdi, İslam şeriatını da tesis edecektir. Şeriatın icrası ise kolay bir vazife değil ve ancak ciddi bir topluluğun kuvvetiyle icra edilebilir. Bu nedenle Hz. Mehdinin bu vazifeyi yalnız gerçekleştirmesi kainattaki ilahi kanunlara zıttır. Öyleyse, Hz. Mehdi bu fevkalade işi, bütün ehl-i imanın yardımıyla, İslam birliğinin kuvvetiyle, bütün alimler, evliyalar ve özellikle milyonlar fedakar seyyidlerin imdatlarıyla yapmağa çalışacaktır. İcra edilecek bu vazifelerin uzun bir zaman alacağı muhakkaktır. Öyleyse Hz. Mehdi bir cemaatin mümessili olacaktır. Kendisinin maddi ömrü belki bir vazifeyi yapmaya ancak yetecektir. Ama O’nun cemaati bu vazifeleri yine O’nun namıyla ve bereketiyle icra edecektir. Bu gerçekten yola çıkarak diyebiliriz ki, Mehdi dediğimiz kişi, aslında bir kişi değil bir şahs-ı manevi ve cemaat olacaktır. Ama bu cemaatin de bir muktedir ve her yönden mükemmel bir başı ve temsilcisi olacaktır. Bu vazifeler sıralandığında Hz. İsa (a.s)’ın vazifesi ile Hz. Mehdi’nin vazifeleri ve konumları ister istemez sorgulanmaya başlamaktadır. Madem ahirzamanda Hz. İsa (a.s) inecektir ve muazzam hizmetler ifa edecektir. O halde Hz. Mehdi’ye ne ihtiyaç vardır? Ayrıca Hz. İsa (a.s) ile Hz. Mehdi’nin birbirleriyle irtibatı nedir? Bu gibi sorular haklı olarak sorulmakta ve cevap aranmaktadır. Evet İstikbâlde geleceği haber verilen Hz. Mehdi, yapacağı hizmetlerin çokluğu ve farklılığı itibariyle farklı hadislerde çeşitli sıfatlarla anılmış ve tarif edilmiştir. Bazı rivayetlerde Hz. Mehdi’nin Hz. Peygamber (a.s.m)’ın soyundan geleceği haber verilirken, başka rivayetlerde bu mübarek şahsın yapacağı hizmetlerin tamamının Hz. İsa (a.s) tarafından icra edileceği bilgisi verilmektedir. Bu sıkı irtibattan ötürü bazı Hanefi alimleri “Mehdi’nin Hz.İsa'dan başkası olmadığı”nı söylemişlerdir. (el-Berzenci, el-İşâa' fi Eşrâti's-Sâa': s.112)
Bediüzzaman’ın bu konudaki tespitlerini ve izahlarını orijinal bulduğumuzdan burada kaydetmek uygun olacaktır. Şöyle ki; “Ahirzamanda dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacak; Birisi: Nifak (münafıklık) perdesi altında risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) inkâr edecek, Süfyan ( İslam Deccalı ) namında müthiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı, Âl-i Beyt-i Nebevînin ( Seyyidlerin ) silsile-i nuranîsine bağlanan ehl-i velâyet ve ehl-i kemâlin başına geçecek, Âl-i Beytten Muhammed Mehdî isminde bir zât-ı nuranî, o Süfyanın şahs-ı mânevîsi olan cereyan - ı münafıkaneyi ( münafıkça çalışmaları ) öldürüp dağıtacaktır.
İkinci cereyan ise: Tabiiyyun (tabiatçı), maddiyyun (ateist) felsefesinden tevellüt eden (meydana gelen) bir cereyan-ı nemrudâne, gittikçe âhirzamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyla intişar ederek kuvvet bulup, Ulûhiyeti inkâr edecek bir dereceye gelir. Nasıl bir padişahı tanımayan ve ordudaki zâbitan ve efrad onun askerleri olduğunu kabul etmeyen vahşî bir adam, herkese, her askere bir nevi padişahlık ve bir gûnâ (çeşit) hâkimiyet verir.
Öyle de, Allah'ı inkâr eden o cereyan efradları, birer küçük Nemrud hükmünde nefislerine birer rububiyet (ilahlık) verir. Ve onların başına geçen en büyükleri, ispritizma ve manyetizmanın hâdisâtı nev'inden müthiş harikalara mazhar olan Deccal ise, daha ileri gidip, cebbârâne (zulüm üzerine kurulu) surî hükûmetini bir nevi rububiyet tasavvur edip ulûhiyetini ilân eder. Bir sineğe mağlûp olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen âciz bir insanın ulûhiyet dâvâ etmesi ne derece ahmakçasına bir maskaralık olduğu malûmdur.
İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın şahsiyet-i mâneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlâhiyenin semâsından nüzul edecek, halihazır Hıristiyanlık dini o hakikate karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek, mânen Hıristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılâp edecektir. Ve Kur'ân'a iktida ederek, o İsevîlik şahs-ı mânevîsi tâbi ve İslâmiyet metbû (uyulan) makamında kalacak, din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır.
Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlûp olan İsevîlik ve İslâmiyet, ittihad neticesinde dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken, âlem-i semâvatta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsâ Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık (olaylar hakkında dosdoğru haber veren), bir Kadîr-i Külli Şeyin (gücü her şeye yetenin) vaadine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır. Madem Kadîr-i Külli Şey vaad etmiş, elbette yapacaktır.” Yukarıdaki ifadelere göre şu sonuçlara ulaşabiliriz;
1-Hz. İsa (a.s) ile Hz. Mehdi farklı şahsiyetlerdir,
2-Hz. İsa (a.s) büyük deccal ile, Hz. Mehdi ise İslam Deccali ile mücadele edecektir,
3-Hz. Mehdi, Hz. İsa (a.s)’ın vazifesine sağlam bir zemin hazırlayacaktır. Çünkü Hz. İsa (a.s) semavattan inmeden önce, Hz. Mehdi’nin çalışmaları ile Hıristiyanlık hurafelerden sıyrılacaktır. Ondan sonra Hz. İsa (a.s) beşer olarak inip, alem-i küfrü dağıtacaktır. 4-
Hz. Mehdi’nin üç vazifesinden en ehemmiyetlisi, iman hakikatlerinin neşredilmesidir. Bu vazife aslında Hz. İsa (a.s)’ın dinsizliğe karşı kullanacağı en büyük silahtır. Demek ki, Hz. Mehdi dinsizliğin fikri boyutta çökmesine vesile olan çalışmaları yapacak, Hıristiyanlığın İslamiyet’e yakınlaşmasını temin edecektir. Hz. İsa (a.s) ise İslamiyet’in ve Hıristiyanlığın gücünü birleştirip, dinsizliğin dünya üzerindeki gücünü tümden bitirecektir.


Bu Yazı 7847 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar