Akraba İlişkilerinde İhmalkâr mıyız?
..        
Hiçbir sebep yokken akraba ziyaretini kesen ve bunu helâl sayan kimsenin
Cennete giremeyeceğini, girse de en son girenler arasında bulunacağını bildiren Peygamberimiz (a.s.m.) sıla-i rahmin zaruretini ifade buyurmaktadır.
Çünkü bu, farz bir ibadettir.

İnsanın çevresi bir çekirdek olarak başlar, yakın ve uzak akrabalar, komşular ve arkadaşlarla geniş- ler, bir bütünlük oluşturur.
Toplumsal hayatın bir gereği olarak, kendi gücümüzü aşan pek çok meseleyle karşılaşırız. Problemimizin giderilmesi için özellikle akrabaları- mızın yardımına başvururuz.
Düğün hazırlığında, doğum ânında, bir iş kurma konusunda veya bir ölüm olayında ilk aklı- mıza gelen yakın akrabalarımızdır.
Zaten toplu halde yaşadığı için birbirine muh- taç olma bakımından, insanı, diğer canlılardan ayır- an özelliklerden birisi de bu değil midir?
Günümüzde, özellikle kişisel çıkarlar ön plan- da tutuluyor ve herkes “kendi yağıyla” kavruluyor.
Böyle bir devirde İslâmiyetin sıla-i rahmi, yani akrabalar arasındaki münasebetlerin sağlıklı bir şekilde devamını farz kılmasının ne kadar hayatî bir önem taşıdığı bir defa daha ortaya çıkıyor.
Kur'ân-ı Kerimde akrabaya iyilik etmek, Allah'a, Resulüne ve anne-babaya itaatten sonra zikredilir. Bu ise, mü'minin üzerine büyük bir sorumluluk getirir.
Akraba ziyaretlerini değişik şekillerde devam ettirmek mümkündür.
Yakında ise fırsat buldukça ziyaretlerine git- mek, hal ve hatırlarını sormak, gerektiğinde yardım larına koşmak, ihtiyaçları varsa elden geldiği kadar gidermeye çalışmak; uzakta ise telefonlaşmak, mektuplaşmak veya selâm göndermek gibi yollarla ilişkiyi devam ettirmek gerekir.
Bu bağ, kişinin hem dünyası, hem de dini için önemlidir. İnsanın rızkının bereketlenmesi ve ömrü nün nurlanması bakımından apayrı bir yeri olduğu gibi, âhirete ait mükâfatı ve sorumluluğu açısından da ihmal edilmemesi gereken bir görevdir.

Hiçbir sebep yokken akraba ziyaretini kesen ve bunu helâl sayan kimsenin Cennete giremeye- ceğini, girse de en son girenler arasında bulunaca- ğını bildiren Peygamberimiz (a.s.m.) sıla-i rahmin zaruretini ifade buyurmaktadır.
Pekçoğumuz akraba ziyaretlerinin ve irtibatın tek taraflı oluşundan şikâyet ederiz. Veya karşı taraf tan karşılık görmediğimizden yakınırız.
Ayrıca bizler bir iki defa gidip geldiğimiz veya telefonlaşıp aradığımız halde muhatabımızın ihma lini bahane ederek arayı soğutmakta zarar görme- yiz.
Başımıza gelen veya gelmesi muhtemel olan bir hadise Asr-ı Saadette geçmiştir. Bir sahabi gelerek Peygamberimize şöyle dert yanar:

“Yâ Resulallah! Benim akrabalarım var. Ben onları ziyarete gidiyor, sıla-i rahmi yapıyorum, fakat onlar bunu kesiyorlar. Ben onlara iyilik ediyorum, onlar bana kötülük ediyor. Ben onlara yumuşak davranıyorum, onlar bana karşı cahilce hareket ediyor.”
Durumu dinleyen Peygamberimiz şöyle buyur- du:
“Eğer dediğin gibi isen, sanki onlara sıcak kül yediriyor gibisin. Sen bu şekilde devam ettikçe Allah tarafından onlara karşı, seninle dâima bir yardımcı bulunacaktır.”
“Sıcak kül yedirme” tabiri, “Sen onlara iyilik etmekle kendilerini mahcup ediyorsun. Yaptıkla- rı aşağılıktan dolayı sıcak kül yemiş gibi acı duyuyorlar” demektir.
Bir hadiste de karşılık beklemeden akraba ziya- retini devam ettirmenin önemi şöyle açıklanır:
“Karşılık bekleyerek iyilikte bulunan kişi gerçekte sıla-i rahim etmiş değildir. Lâkin hakiki sılacı, kendisinden akrabalık bağı ve iyiliği kesildiği halde ziyaret ve ihsanda bulunan kimse- dir.”

Yakın akrabalar arasında bazı can sıkıcı durumların çıkması, olabilen bir durumdur.
Bu soğukluk, başta miras olmak üzere, birbirlerine kız alıp vermede veya gerektiğinde yar- dımına koşmama gibi durumlarda meydana gelebi- lir. Hattâ ciddi mânâda bir kırgınlık da olabilir.
Bu halde dahi, akrabalar arasındaki ilişkinin kesilmemesi gerekir.
Peygamberimiz, “En faziletli sadaka, kırgın olan akrabaya yapılan sadakadır” buyurarak, akrabayı unutmamayı tavsiye eder. Çünkü bu, farz bir ibadettir.
İnsanın dini hayatına bir zarar vermediği sürece yakın akrabaları küstürmenin hiçbir haklı sebebi olamaz.
Ancak insanın dinî hayatını olumsuz etkileyecek bir hal veya inancına aykırı bir hareket akrabadan da gelse hoşgörü ile karşılanmamalıdır.
Çünkü burada Allah'ın rızası öne çıkmaktadır. Bu durumda kırıcı olmamak şartıyla ilişkiler sınırlandırılabilir. Fakat bütün bütün irtibat kesilmemeli.
Gelmesi muhtemel zararları hesaba katarak, onu gidermeye çalışmadan arayı açmak, akla uygun bir davranış değildir.
Konusu geçen sahabi gibi bizim tarafımızdan hep iyilik olmalı, fakat ihtiyatı da elden bırakmamalıdır.


Bu Yazı 2531 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar