Alışkanlıklar Zincirini Kırmak
..        
“Ülfet ise, cehl-i mürekkep üstüne serilmiş bir perdedir” Mesnevi Nuriye sf.179
Alışkanlıkların verdiği gafletle yaradılıştaki muhteşemliğin farkını faketmemek yüzünden sıradanlık sandığımız her şey bize normalmiş gibi geliyor. Bu normaliteler zamanla formalite oluyor. İşte böylesine sığır gibi kolay yaşamak meyli herkeslerce kabul görüyor. Bu meylin nefsimize baştan verilmesi ile yaratıcı tarafından denenme sürecimizde başlamış oluyor.
Farketmeden düşünmek
“Alışkanlıkların zinciri önce hissedilmeyecek kadar hafif, sonra kırılmayacak kadar güçlü olur”. Benjamin Disaeli Bir başka düşünür de “alışkanlıklar anahtarı kaybolmuş kelepçelerdir,” der. Bu deyişler üstümüze sinen olguların daha başımıza gelmeden önce ne kadar ciddiye alınması gerektiğini gözüme sokar. Yalnızlık, umursamazlık, anlamsızlık ve duyarsızlık hastalığı olan depresyon çağımızda bir alışkanlık halini aldı. Beklide hak ettiğimiz kötü hayat şartları içinde bulunmanın verdiği baskıyla toplumda sanki sıkıntılı, kötümser insanlar üretiyor. Bu üretim düşünce ile başlıyor, düşünceler duygulara onlarda sözlere dökülüyor. Bu sözlere kulak verir ve önemserseniz bundan etkilenen zihinsel yapınız tutum şeklinde kendini ifade eder. Ardından bu sıkıntılı ve kötümserlik haliniz tutumdan davranış aşamasına geçer. Bu davranışları fark etmeden sürekli yapma halinden sonra alışkanlık şeklinde yakamıza yapışır.
Önemsemediğimiz küçük küçük günahlardan, bir tik alışkanlığına kadar bir yığın olgu haberimiz olmadan kişiliğimize taht kurar. Zamanla yerleşen bu alışkanlıkların büyük büyük olduğunun farkına bile varmayız.
-Neden oluyor bunlar acaba?
Cevabın tam ortasından girersek meseleye şöyle bir ifade karşımıza çıkar;
“Allah'ın hesabına kainata bakan adam her ne müşahede ederse, ilimdir. Eğer gafletle esbap hesabına bakarsa ilim zannettiği şeyde cehl olur.” (Mesnevi Nuriye sf. 181)
Evet, sebepler hesabına bakma alışkanlığımızı acaba yok edebildik mi? Arka planda ki kaderin izini, hikmet elinin uzantılarını görme niyetimiz oldu mu? “Şunlar şunlar olmasaydı, bunlar olmazdı” düşüncelerinde boğulmadık mı? Hangimiz nedenlere ve niçinlere cevap olarak yaptığımız çabalara ve uğraşlara sadece sadece fiili dua olarak bakabiliyor?
Düşüncelerinizi fark edin!
Allah hesabına kainata bakmama alışkanlığı bizleri ümitsizlik, kötümserlik ve çaresizlik batağına sokar. Zamanla bu öğrenilmiş çaresizlik alışkanlık şeklinde kopmaz bir çelik ip gibi karakterimize yapışır. Sonuçta adamakıllı içselleştirdiğimiz yani kendimize ait vazgeçilmezlikler listesine aldığımız bu özelliklere karşı koyacak gücü kendimizde bulamayız. Nefsimizin verdiği körlükle bu alışkanlıklar, sanki önemli bir hazineye sahipmişiz muamelesini bize yaptırır. Bu kötü ruh halini ayakta tutmak çok kolaydır. Yerle bir edip ortadan kaldırmakta o kadar zordur. O halde, önce kötü davranışı silmek önceliklerimiz arasında yer almalı ki iyi davranışın yerine hazırlık yapmış olalı. Bundan sonraki çözüm adımları ise tersinden başlar. Birinci adım, hastalığın farkına varmak. İkinci adım, her oluşum, gelişim, değişim, beraberindeki sorunlara, Allah hesabına bakmaktır. Ve sonraki adımlar alışkanlıkların adım adım yerleştiği evrim aşamalarından geçmek değil, doğrudan devrim düşüncesindeki kesinliği kalbinize yerleştirmektir. Artık sondan geriye doğru bağlantı kurarak ve “hemen yapmak” mantığı ile işe başlamalıyız. Einstein , “bugün dünyada varolan problemler, onları oluşturan seviyedeki düşünceler ile çözülemez” der. Yani hangi, bilinçsiz alışkanlılarımız, takıntılarımız ve önemsemediğimiz ama sürekli yaptığımız küçük günahlarınız varsa önce bunların farkına varmak gerekiyor. Ve sonra içimizdeki devrimci ruhu uyandırmakla bu urlardan kurtulmayı tek çare olarak görebiliriz.
Sigaraya küçük küçük adımlarla alışılır. Ama sigarayı adım adım bırakanı ben pek görmedim. Ancak ve iradi ve kasdi bir tutumla ve kararlı bir davranış şekli ile bırakıldığını çok gördük. Kırk yaşında İslam ile yeni tanışan ve yeniden doğmuş gibi hayata sıfırdan başlayan kimselere soruyorlar. Cevaplarında yeni doğum tarihiyle başladığı hayatın evrim aşamalarından bahsederken, her aşamanın bir devrim niteliği taşıdığını söyler. Bu insanlarda ki değişiklik ani ve defi olarak yapılan davranışın karakterine temel taş olmasıyla başlamıştır. Özet olarak çözüm için; düşünce- duygu-söz-tutum-davranış-alışkanlıklar ve karakter silsilesiyle başlayan süreci tersine çevirmek zorundayız. Aniden ve birden sanki ruhumuzda ameliyat yapar gibi, doğrudan doğruya istediğimiz davranış kalıbına geçmeliyiz ki bu fazlalıklardan kurtulmuş olalım. William Glasser, “tutumlarınızı değiştirmek istiyorsanız, işe davranışlarınızda bir değişiklik yaparak başlayın. Başka bir deyişle olabileceğiniz kişinin olmayı tercih ettiğiniz kişinin rolünü oynayın. Zamanla eski, korkunç insanın yok olduğunu göreceksiniz.” Der.
Söyleyin! Kimin yenilenmeye ve iyileşmeye ihtiyacı yoktur?

Bu Yazı 2903 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar