Allah’a Dayanan Kazanır
..        
Firavun ilahlık iddiasında bulunuyor, yaptığı zulümler ayyuka yükseliyordu. Kendi koyduğu kanunları kendi istediği şekilde kaldırabiliyor, kimseye zerre kadar önem vermiyordu. Mısır ahalisi yaşamakla ölüm arasında tatsız bir hayat yaşıyordu.
Zulmün ayyuka yükseldiği bu zamanda, Cenab-ı Hak, Hz. Musa'yı gönderdi (a.s.). Yalnız başına yola çıkan Hz. Musa (a.s.), Firavun'a karşı durmakla koca bir devletle mücadele etmiş oluyordu. Zamanla etrafında ona hak veren insanlar çoğalınca, Firavun Hz. Musa'yı ortadan kaldırmayı denedi. Hem de bunu birçok kez denedi. En sonunda Firavun'un kendisi denizin dibini boyladı. Hz. Musa için istediği, kendi akıbeti oldu.
Hz. Musa'nın hayatına kasteden, onun anlattığı dini yok etmek isteyenlerin hepsi yok oldu. Topyekûn Hz. Musa'ya karşı olan bu devlet, bir süre sonra tamamen onun getirdiklerine boyun eğmek zorunda kaldı.
***
Akla mantığa sığmayan davranışların, insanlıkla alakası olmayan uygulamaların, insanı insanlıktan çıkaran inanışların, güçlünün her halükârda haklı görüldüğü durumların, kısacası her türlü kötülüğün baş gösterdiği bir zamanda, rahmet esintileri kaplamaya başlamıştı Mekke sokaklarını.
Karanlığın zifirilik derecesine ulaştığı an, acıların dayanılmaz noktaya erdiği zaman yeni bir din ve o dinin temsilcisi gönderilmişti. Yine Rabbimizin kanunu işlemiş ve bu kara bulutları dağıtacak bir aydınlık doğmaya başlamıştı Nur Dağı’ndan.
Yeni bir din tesis etmek üzere gönderilen Hz. Muhammed (a.s.m.), ilk başta en yakınları tarafından yalanlanmıştı. Amcası Ebu Leheb şiddetli itiraz etmiş ve diğer akrabalarını da onu dinlememeleri için uyarmıştı.
Hz. Muhammed (a.s.m.) davetine devam edince bu uyarılar gittikçe sertleşmiş, hatta akıl almaz bir boyuta ermişti. Onu dinleyenlere türlü türlü işkenceler maruz görülmeye başlanmıştı, insanlar ondan tecrit edilmeye çalışılmıştı.
Ancak Nur'a muhtaç gönüller her türlü engele rağmen dalga dalga bu kutlu davete akmış ve İslam meşalesini elden ele, kalpten kalbe ulaştırmışlardı.
Gün geldi onu doğduğu, büyüdüğü bu kutlu şehirden sürdüler. Bu da yetmemiş gibi arkasından, hayatına kast etmek için onu takip ettiler.
Fakat bir gün geldi, onu kovdukları bu kutlu şehre, sevdikleriyle birlikte geri döndü, hem de fatih olarak.
Onu kovanların, hayatına kastedenlerin, getirdiği İslam nurunu söndürmek isteyenlerin kendileri kötü akıbete maruz kaldılar. Bütün kötü emelleri kendi başlarına döndü. Onları cehennemin derin çukuruna sürükledi. Zalimlerin zulmü, kendi başlarına bela olmuştu.
Bu kutlu şehir hak ettiği kutsallığa yeniden kavuştu. Bu mübarek yerler yeniden Allah'a iman güneşiyle aydınlanmaya başladı. Mekke İslam'la şereflenmiş oldu.
***
Yukarıdaki tablolara benzer sahneler çoğaltılabilir. Biz buradan anlıyoruz ki Rabbimizin bir kanunu böyle tecelli ediyor; Allah'a dayanan muzaffer oluyor. Ne zaman zulümle, işkencelerle insanların hayatları ipotek altına alınırsa, Rabbimiz bir çıkış yolu açıyor ve insanları hak ettikleri insanlık seviyesine çıkarıyor.
“Küfür devam eder ama zulüm devam etmez” bir kaidedir, bir düsturdur. Bir yerde zulüm varsa, ne kadar sistemli de olsa, onun sonu bir gün mutlaka gelecektir.
Bu, ister Firavun eliyle olsun, ister Ebu Cehil eliyle olsun, ister Amerika eliyle olsun, ister İsrail eliyle olsun. Cenab-ı Hak onu bir gün bir şekilde sonlandırır ve o zulmün aksiyle sonuçlandırır.
Bunun bir de kader boyutu var.
İlk olarak, o zulme maruz kalan şehrin halkı bu zulmünden mesul olur. Çünkü onların yaptığı bazı hatalar, ihmaller neticesinde bu zulüm baş gösterir. İkinci yönü ise, bu hadisenin bütün insanlığa bir uyarı oluşudur. Eğer onlarda da bu tarz bir ihmal ve lakaytlık varsa, hemen son vermeleri için bir ikazdır.
Peygamber Efendimiz (a.s.m.), “Zalim, Allah'ın adaletidir. Allah onunla intikam alır. Sonra döner zalimden de mazlumun intikamını alır” buyuruyor. (el-Acûni, Keşfü'l-Hafa 2/49) Buradan anlıyoruz ki mazlum konumunda olanın da hatası var ki Cenab-ı Hak onları uyarıyor. Zalim de mesuldür. Çünkü zalim o zulmü kendi isteğiyle işlemiştir.
Hz. Ebu'd-Derda'dan (r.a.) rivayet edilen bir hadis-i kudsîde ise Rabbimiz şöyle buyuruyor: “…Bütün idarecilerin kalpleri Benim elimdedir. Eğer kullar Bana itaat ederlerse meliklerin kalplerini merhametle, şefkatle, onlar hesabına çeviririm. Eğer kullarım Bana isyan edip baş kaldırırsa, meliklerin kalplerini onların aleyhine çeviririm, azabın en acısını onlara tattırırlar. Öyleyse siz, kendinizi baştakilere beddua etmekle yok yere meşgul etmeyin. Bilakis, Bana dönün ve benden yardım dileyin ki Ben de başınıza musallat olmuş o kötü insanların hakkından geleyim.”
Evet, bu hadiseler dua vakitleridir. Allah'a yönelme, O'ndan yardım dileme zamanlarıdır. Hata, kusur ve isyanlarımızdan dolayı O'ndan af dileme vakitleridir. Bu sıkıntının kalkması için O'na iltica zamanlarıdır.
Biz de Rabbimize niyaz ediyoruz, O'na sığınıyoruz ve O'ndan istiyoruz ki, bizleri gaflet çukurundan kurtarsın. Ülfet hastalığından bizleri kurtarsın ki O'nu daha iyi anlayalım. Her türlü sıkıntılarımızı gidersin. Bizi bizle kenetlesin. Aramızdaki kırgınlıkları, dargınlıkları izale eylesin. Zalime fırsat vermesin. Âmin.

Bu Yazı 2389 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar