Ana Figürümüz Değişiyor, Farkında mısınız?
21.08.2013        

ANA FİGÜRÜMÜZ DEĞİŞİYOR, FARKINDA MISINIZ?

Meryem Aybike SİNAN

 

Ana bizim kültür ve medeniyet dünyamızın belki de ne önemli, en değerli figürlerinden birisiydi. Ana medeniyeti emziren, büyüten, onu ruh ve mana ikliminde yıkayan, inancın, hikmetin, sevginin, şefkatin ve merhametin sağanak yağmuruydu.

Gerek İslam tarihinde, gerekse medeniyet tarihinde büyük milletlerin ve devletlerin temelinde böyle bir ana figürünü yaşattığı ve çocuklarının böyle anaların şefkatli kollarında büyüyüp serpildiğini görürüz. Sevgili Peygamberimize eş olan Hz. Hatice’nin bilgeliği, hikmeti yorumlayışı ve Peygamberlik alametlerini sezişi ve eşine teslim oluşundan, Hz. Meryem’in Allah’ın buyruğunu bütün baskı ve zulümlere rağmen tahammülle, sabırla, hikmetle bekleyişinden tutunuz da diğer alnında ışık olan mübarek kadınların menkıbevi hayatlarından bilge ve arif bir ana figürünün varlığını görüyor ve okuyoruz.

Yine Türk tarihinde Göktürklerden, Selçuklulara, Osmanlılara kadar bu kadın figürünün üstün nitelikli çocukları doğurup, onlara büyük ruhlara mahsus meziyetleri aşılayıp topluma din ve medeniyete hizmet için armağan niyetine sunduklarına şahit oluyoruz. Ve hatta Kurtuluş savaşının teknolojiye karşı iman gücüyle karışı konulmasında da aynı ruh ve asaletin varlığını görmekteyiz.

Sonra toplumsal hayatımız birdenbire değişiyor!

Mahrem bir el değiyor aile hayatımıza!

Görmediğimiz, adını duymadığımız, ruhumuzun tanık olmadığı bir garip eşikten geçip, geçmişimizle, medeniyetimizle hiçbir ortak yanı olmayan, “bunlar da kim, nereden çıkıp geldiler, hangi çeşmeden su içip, hangi fikir çevresinden geliyorlar” dedirten bir insan modeliyle karşılaşınca inanılmaz bir hüzün seliyle tanışıyor ruhumuz erbabı.

Sahiden kimdi bu insanlar, bu yabancılar, asla tanıdık olmayan bu garip insanları kim böyle yetiştirmiş?

Mamafih en önemli ve kritik sorularla tanışınca cevapları da hemen bulamıyoruz ne yazık ki!

Ve zaman içinde acı tecrübelerle biliyoruz ve öğreniyoruz acı gerçeği!

Gerek asla millileşemeyen eğitim sistemimizin yanlış politikaları, gerekse dış etkilere açık olan ve her an yabancı güçlerin tekelindeki medya saniye saniye çatırdayan aile yapımıza, evlerimize pompaladığı yayınlarla bizlere kendimizin bile itiraf edemediği, tahmin edemediği tanıdık olmayan bir nesil ve dahi ana babalar armağan edildiğini anladığımızda vakit hayli geçtir!

Alnı seccade görmemiş, din nedir, diyanet nedir bilmemiş, Allah’la olan bütün bağlarını koparmış, testlerle edindiği sanal bilgilerle adı büyük üniversite olan kurumlarda, kalan ruhunu da teslim etmiş, topluma, kültüre, medeniyete ve kendisine tamamen yabancı bu insan modeli türetilmiştir. Kısa zamanda organize olup meydanlara, sosyal alanlara ve devlet kurumlarına dökülüp yayılabilen bu ürperten vahametin büyüklüğünü yazık ki hayli geç fark ediyoruz.  

Kimimiz bunlara çapulcu dedik, kimimiz Vandal dedik, kemimiz Y ve Z nesli dedik. Ancak şu var ki bu insanlara aileleriyle bir bütün olarak baktığımızda bunların oluşan bir değer yargısının, bir yerlere bilinçli olarak konuşlanmanın, bir tercihin ve uzun soluklu bir yürüyüşün ürünü olduğunu görürüz!

Tencere tava çalarak komşularını, çevreyi rahatsız etmekten keyif alan altmışlı yaşları deviren kadınların çocukları nerededir acaba? Bu kadınların dünya görüşlerine baktığımızda iyi kötü bir eğitimden geçmiş, kendini güya modern diye tanıtan, çocuklarını kreş ve anaokullarında büyütmüş, büyük oranda din eğitimini gereksiz görmüş, batı pedagojisi ve psikolojisiyle çocuğunu yetiştirmiş, İslam ahlakı ve terbiyesini gereksiz görmüş uç noktalarda bir sol zihniyetle tanışırsınız!

Beyni yıkanmış, kandırılmış çok az iyi aile çocuğunu geride bırakırsak karşımızda artık bize çok az benzeyen, kendine ne doğulu, ne batılı diyeceğimiz bir yanı bulunmayan nevi şahsına mensup ilginç bir aile modelinin toplumda saf tuttuğunu görürüz. Bu aile modeli oldukça çekirdektir!

Hatta öyle çekirdekten öte incir çekirdeği olmuştur!

Bu incir çekirdeği aile modelinde insana, hayata dair bütün kural ve tavırlar sil baştandır! Yani oturup kalkmalardan, yeme içmelere, dini duygulardan insanı duygulara her şey tanındık olmaktan çıkmış, kendi dünyalarının ihtiyaçlarına göredir! Burada biz yoktur ben vardır! Hedonik zevkler vardır! Ben ve ötekilerden başka hiçbir şey yoktur bu dünyada!

İşte bugünün güya modern annelerinin topluma hediye ettiği yaşam modeli! Acaba kadının evden çıkıp hayata karışması, çalışması, kariyer yapması veya modernite hikâyesinden mütevellit bu yaşama biçimi bizi nereye götürecek?

Yetkililerin acilen bu sorulara cevap araması lazımdır! Kadın hayatın mayası ise ve maya çürümeye yüz tutmuşsa yapılması gereken nedir? Bu soruların cevabını herkes az çok yakın etrafına bakarak bulacaktır!

Uzak yoktur aslında, yakınımızı ırak eylemişsek uzak neylesin!

Öyle değil mi?


Bu Yazı 1988 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar