Antep Savunmasındaki Şanlı Mücahit:Şahin Bey
..        

“Cesedimi çiğnemeden geçemezsiniz!”
I. Dünya Savaşı'ndan dünyanın güçlü devletleri- ne karşı dört yıl olağanüstü kahramanlık örnekleri sergileyerek dövüştükten sonra, müttefiklerimizin de savaştan çekilmesi üzerine biz de fazla dayanamamış, 30 Ekim 1918'de Mondros Limanı'nda ateşkes anlaşması imzalamıştık. İtilaf Devletleri, henüz anlaşmanın mürekkebi kurumadan Anadolu'yu işgale başladılar. İngilizler 5 Ocak 1919'da Antep'i işgal ettiler; fakat on ay sonra -5 Kasım'da- şehri Fransızlara bırakarak çekildiler. Düşman gerçek yüzünü göstermeye başlamıştı. Halktaki silâhlar toplanıyor, köylere baskınlar yapılarak mallar telef ediliyor, kadınlara sarkıntılık haberleri duyuluyordu.

Düşmanın Antep'teki birliklerine yapacağı gıda ve cephane ikmali, Kilis Garnizonu'ndan gelecek yardıma bağlıydı. Bu ikmal, sadece Antep-Kilis hattı üzerinden yapılabileceğinden, güzergâh büyük önem taşıyordu. Bir gün civar köylerden toplanan direnişçiler, düşmanı Çatalmazı denilen dar bir boğazda kıstırdı, şaşkına uğrayan Fransızlar karşılık vermekte gecikince büyük zayiat verdiler. Direniş resmen başlamıştı, kenar mahallerden her gün kurşun sesleri duyuluyordu.

'Şahan Bey' geliyor!
İşte, tam bu günlerde Şahin Bey Antep'e geldi. Asıl adı Mehmet Said olan bu kahramanı, Antepliler daha sonra mahalli lehçe ile “Şahan Bey” diye tanıyacaktı.
Şahin Bey, 1877'de Gaziantep'in Bostancı Mahallesinde doğmuş, 1899'da Yemen'e er olarak gitmiş, Bu cephede gösterdiği başarılar sonucu kendisine başçavuş rütbesi verilmişti. 1911'deki Trablusgarp Savaşına gönüllü olarak katılmış, Balkan Savaşı'nda Çatalca cephesinde, Birinci Dünya Savaşı'nın başlarında Galiçya'daki 15. Kolordu'da, sonra da sırasıyla Çanakkale ve Filistin cephelerinde savaşmıştı. 1917 Ekim'inde Sina Cephesinde İngilizlere karşı dövüşmüş, üstün ahlâkı, cesaret ve kahramanlığı sayesinde rütbesi teğmenliğe yüksel- mişti. 1918'deki şiddetli bir muharebe esnasında İngilizlere esir düşen Mehmet Said, Mısır'daki Seydi Beşir esir kampına gönderilmişti.

Evinde bir gün kalabildi!
Ateşkesten sonra, İngilizler tarafından serbest bırakılan Şahin Bey 13 Aralık 1919'da İstanbul'a geldi. Harbiye Nazırı Cemal Paşa'ya müracaat ederek vazife istedi. Paşa'nın kendisini Urfa'nın Birecik İlçesi Askerlik Şubesi Başkanlığı'na tayini üzerine memleketi olan Antep'e geldi. Şehri düşman işgalinde görmesi onu çok üzmüştü, yüreği acı içindeydi. On sekiz yıl cephelerde savaştıktan sonra döndüğü baba yadigârı evinde sadece bir gün kalabildi. Aile büyüklerinin yalvarmalarını dinleme- yip evinden ayrıldı. Tekrar silah kuşanacak, vatanı için dövüşecekti. Birecik'teki görevine gitmekten vazgeçip Antep Müdafaayı Hukuk Cemiyeti'ne başvurdu, vazife istedi. Kilis-Antep yolunu kontrol etme görevini almıştı.
Şahin Bey, yüreğinde kendisine tevdi edilen hizmetin manevî mesuliyetini hissederek derhal faaliyete geçti. Antep köylerini dolaşarak, halka vatan sevgisini, cihadın faziletini anlattı. Kısa zamanda 200 kişilik bir fedai grubu toplayarak Fransız birliklerine baskınlar düzenlemeye başladı. Düşmanın Kilis'le irtibatı kesilmişti. Kısa süre içinde o kadar sevildi ki, yardım için hangi köye gitse sevgiyle karşılanıyor, istediği kadar para ve yiyecek yardımı temin ediyordu.

Antep'e giremezsiniz!
3 Şubat 1920'de, iki bölüğün himayesinde Kilis'ten hareket eden bir Fransız erzak kolu pusuya düşürülerek geri dönmek zorunda kaldı. Ertesi gün, Kilis yoluna hâkim olan telgraf hatları imha edilerek, Fransızların Kilis'le olan haberleşme bağlantısı kesildi. Bu gayretler halkın moralini yükseltiyordu. Antepliler, hem Şahin Bey'e cephane temin ediyor, hem de şehirdeki direnişi örgütlemeye çalışıyordu. Düşman, 18 Şubat'ta aynı yoldan geçmeyi tekrar denediyse de, Şahin Bey'in mücahitleri, bu birliği de darmadağın etmeyi başardı. Fransız kuvvetleri bir avuç yiğit karşısında perişan olmanın şaşkınlığını yaşıyordu.
Şahin Bey, zaferlerinin ardından düşman kumandanına gönderdiği mektupta ona şöyle sesleniyordu: “Kirli ayaklarınızın bastığı şu toprak- ların her zerresinde şehit kanı vardır. Şunu unutma- yın ki; din, namus ve hürriyet uğruna ölüme atılmak bize Ağustos sıcağında soğuk şerbet içmekten daha tatlı gelir. Bir an evvel topraklarımızdan defolun, yoksa canlarınıza kıyacağız!”
Şahin Bey, yiğit Antep halkına da şöyle moral veriyordu:
“Merak etmeyin! Düşman, cesedimi çiğnemeden Antep'e giremez!”

On bir yaşındaki mücahit!
Ne pahasına olursa olsun Antep'e ulaşmak isteyen işgal kuvvetleri, 25 Mart'ta üç tabur piyade, iki bölük süvariden meydana gelen kalabalık bir birlikte yeniden geldiler. Bir yarbayın komutasındaki birlikte bir dağ bataryası ile 16 ağır makineli tüfek ve pek çok otomatik silah bulunuyordu. Şahin Bey'in mücahit- leri ise 200 kadardı!
Düşmanla ilk büyük çarpışma Kızılburun tepelerinde oldu. Mücahitlerin bulunduğu tepeler, düşmanın top ve makineli tüfek ateşi altında kalmıştı, her yandan mermi yağıyordu. Şahin Bey'in 11 yaşındaki oğlu Hayri de çatışmaların başından beri gönüllüler arasındaydı. Mart'ın 28'i, yani savaşın üçüncü günüydü. Şahin Bey cepheden cepheye koşuyor, mücahitlerin direniş gücünü artırmaya çalışıyordu. Toplar ve otomatik tüfeklerden yağan mermilere tüfekle karşı koymanın mutlak ölümle sonuçlanacağını gören gönüllüler çekilmeye başladı- lar, mücadele imkânsızdı. Top mermilerine süngü ile karşılık verilemezdi. Zaten çarpışmaların şiddetin- den sayıları bir avuca inmişti. Fakat Şahin Bey çekilmeyi reddediyor;
“Söz vermiştim, düşman buradan geçerse, Antep'e ne yüzle dönerim!” diye haykırıyordu.

Alçak düşman, haydi gel!
Bu kahraman vatan evlâdı, idaresindeki 200 kadar yiğitle, kendisinden çok üstün düşman kuvvetlerine karşı, şahinlere yaraşır bir biçimde üç gün savaşmış, onlara pek çok kayıp verdirmişti. Fransızlar, bu bir avuç kahraman karşısında on saatlik mesafeyi dört günde alabilmişti. Gönüllüler tepelere doğru çekildiler. Lakin Şahin Bey tek başına bir ordu gibiydi, direniyordu. Elinde tüfeğiyle Elmalı köprüsünü tutmaya çalışıyor, köprünün taş korkuluklarını siper alarak, düşmana ateş yağdırıyordu. Tepelerdeki arkadaşları onun bu kahramanca savunmasını, çaresizlik ve gözyaşları içinde seyrediyorlardı. Son kurşunu da attıktan sonra tüfeğini duvara vurarak parçaladı; elinde sadece kamasını almıştı. Göğsünü mermilere siper ederek, köprünün üzerinde ağır ağır ilerlemeye başladı. Var gücüyle, 'Geçemezsiniz!' diye bağırıyordu. Orduları yumruklarıyla durdurmak ister gibiydi.
Üzerine gelenlere son sözlerini haykırdı:
“Allah vatanı kurtaracaktır!”
Fransız subayları, Elmalı Köprüsü üzerinden kendilerine doğru tek başına yürüyen bu çılgın kahraman karşısında suskundular, ne yapacaklarını kestiremiyorlardı.
Şahin Bey yeniden kükredi:
“Alçak düşman haydi gel, süngüle!”
Şahin Bey'in vücuduna bir anda onlarca mermi boşaldı. Bu kahraman beden oracıkta toprağa düşmüş, şehit olmuştu, ama Antep'te binlerce Şahin doğuyordu. Fransız piyadeleri, bu yiğit vatan evlâdının cansız bedenini onlarca süngü darbesi ile delerek, gecikmelerinin acısını çıkarmaya çalıştılar. Şahin Bey verdiği sözü tutmuş; düşman, ancak onun yiğit cesedini çiğneyerek köprüden geçebilmişti. Daha sonra oradan alınan Şahin Beyin parçalanmış cesedi, gözyaşları içinde Antep'in Melek mezarlığına defnedildi.
Nur içinde yat aziz şehit!


Bu Yazı 3568 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar