Apollo Sendromu
..        
Yüksek IQ sahibi olmak güzel bir şeydir. Hatta yüksek IQ'lü çocuklara “armağanlı çocuklar” denmektedir. Ancak bu olgu her zaman olumlu bir durum doğurmayabilir. Zira yüksek IQ'ye sahip olanların özel bir eğitimden geçmesi ve ekip ruhu kazanma yetisi, sosyal ilişkilere uyum süreci, paylaşım prensibi gibi değerlere sahip olabilmeleri için destek sağlanması gerekmektedir. Yüksek IQ sahipleri genelde akranlarıyla uyuşmazlık sendromu yaşadıklarından, bu tür ilişkileri geliştirmeleri oldukça zordur ve takviye edilmesi elzem derecesin- de önemlidir.

Bunun en somut örneği “Apollo Uzay Projesi”nin gerçekleştirilmesi aşamasında yaşanmıştır. Bu projenin hazırlanması için yüzlerce proje grubu oluşturulmuş ve bu proje gruplarının yaptığı çalışmalar değerlendirilmiştir. Bu grupların içinde en çok gözlemlenen grup yüksek IQ sahibi bireylerden oluşan bir grup olmuştur. Ancak herkesi şok eden bir durumla karşılaşılmıştır. Bu IQ'sü yüksek olan grup en başarısız gruplardan biri olmuştur. O devirde bu hadiseye “Apollo Sendromu” ismi takılmıştır.

Aslında bu isim de, bana göre, yetersiz bir isimdir; bu ismin yerine “Apollo Paradoksu” demek daha yerinde olur. Zira bu olayda bir çelişki ve zıtlık oluşmuştur. Yüksek IQ sahibi bireylerin oluşturduğu ekipten, uygulanabilirliği yüksek olan bir proje elde edilmesi gerekirken, tam tersi bir durum ortaya çıkmış, bilakis en başarısız ve uygulanabilirliği oldukça zor olan bir proje ortaya çıkmıştır. Peki neden?

Bunun sebebi gayet açıktır. Çünkü bu gruptaki yüksek zekâ sahibi bireylerin her biri müstakil davranmış ve takım ruhuna göre hareket etmemiştir. Her birey kendi fikrinin en iyi fikir olduğu düşüncesini aşılamaya çalışmış ancak her bireyden elde edilen parça fikirler birbiriyle iliştirilerek acube bir fikir ortaya çıkmıştır. Bu durum, bir nevi “Sen ağa ben ağa inekleri kim sağa” ifadesiyle birebir örtüşen durumu beraberinde getirmiştir. Yani bir projenin hazırlanışındaki “mutfak kısmı”nda her bireyin yemeğe müdahalesi olmuş, herkes bir şey ilâve etmiş, “benim fikrim en iyi fikirdir” düşüncesi hâkim unsur haline gelmiş ve tuhaf bir yemek ortaya çıkmıştır.

Oysa örneğin Toplam Kalite Yönetimi'nde olduğu gibi, bir fikrin, bir plan veya programın, bir projenin hazırlanmasında “ben merkezli” bir çalışmadan ziyade “biz merkezli” bir çalışma prensibi ve anlayışı hâkim olmakta ve tepeden tırnağa; yani yönetici düzeyinden en altta çalışan işçi düzeyine kadar her kesimin fikri alınarak karar verilmektedir. Bazen öyle olur ki, üst düzeyde yönetici olan bir CEO'nun aklına gelmeyen bir fikir, bir temizlik işçisinin aklına gelebilmekte ve kendi alanıyla ilgili bir çalışmanın yapılmasında onun fikri amil olabilmektedir.

Apollo Sendromu bir hastalıktır ve anemnezi yani hastalığın belirtileri iyi teşhis edilerek tanısının iyi konulması gerekmektedir. Bu tür bir hastalığın teşhisi öncelikle IQ'sü yüksek bireylerin yani armağanlı çocukların çok iyi kontrol edilmesi, takip edilmesi ve ayıklanması ile mümkün olabilmektedir. Bilahare IQ düzeyleri iyi tespit edilerek farklı bir eğitime tabi tutulması ve lider olabilecek bir konuma sokulması gerekir. Yani bu tür insanlar bir ekibi yönetebilir ama bu tür bireylerin bir araya getirilerek bunlardan bir çalışma yapması beklenmemelidir. Bu bir paradoks yani çelişki oluşturabilmektedir.

Ancak IQ'sü yüksek bireylerin fikirleri ayrı ayrı alınarak bu fikirleri daha üst düzeydeki bir birimin değerlendir- me yapmasıyla birleştirme yoluna gidilerek mükemmel sonuçlar elde edilebilir. Yoksa bu armağanlı bireylerin bir grup halinde birleştirilerek bir sonuca varmalarını beklemek tecrübeyle sabit yanlış bir yaklaşım biçimidir. Bu durumun tespitinden sonra, ekiplerin oluşturulmasında çeşitli düzeydeki zekâ seviyesine sahip bireylerin seçilmesine dikkat edilmiş daha fazla başarı elde edilmiştir.
Bu Yazı 2180 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar