Aşk Kimin İşi?
17.01.2014        

Aşk, Kimin İşi

Mehmet Ekici

 

 

En güzel ve en ziyansız yıllarımız uçup gitti ellerimizin arasından. Şimdi çaresiziz. O zamanlar içimizden en keskin aşk figürleri çıkardı günyüzüne. En mahir usta biz olurduk. Yıllar bizi eskitemeyecek zannederdik. Hayalimize melek gibi bir eş gelirdi. Aslında gibi’si fazla.

Kaba ne kadar yanım varsa onları acılarla törpülemeyi denemedim mi? Arkadaşlarımdan, dostum dediğim seviyeye çıkardıklarım beni az mı sevdiler sanki?

Dava adamı olmak vardı. Şimdi en zifiri bir karanlıkta bir sarma cigaraya ve içli bir türküye gözyaşı döküyorum. Ben bu işlerin adamı mıydım? Evliliğin bin bir tezat ve kahrı arasında kendimi unutmak üzreyim. Kalemim bana küsmek üzre.

Geceleri kendimi dinliyorum. Oğluma ve kızıma en şefkatli ve en tatlı bir öpücük kondurup, saçlarını kokluyorum. Dönüyorum odama, dönüyorum dünyama. Odam beni içine alan bir alan oluyor. Yeniden yaşamaya meylediyorum. Uykusuzluğa ne de çok değiyor. Üç dört saat az uyumanın bahşişiydi bu duygular aslında.

Geceye başını gömmüş insanlarla aşkı kıyaslarım yalnız başıma. Sonra ‘aşk senin işin mi be?’ Derim kendi kendime. Sahi, aşk kimin işi? Oysa her seferinde aşka doğru kayıyor kalemim. Ah aşk! Nerden nereye? Şehir neden gözlerini çaldı benden? O koca şehir seni hangi sokağına hapsetti? Sen mi gömülmeyi istedin yüreğime? Ben acemi bir sen oldum. Sonra seni benden çaldı bu acemi yıllarım.

Bilmeliydim. Bir rüya gibi geçip giderken afallayacağımı. Tertemiz bir sayfa bıraktın yüreğime. Kimseye belli etmemeye çalışıyorum. Bu iş beni oyalıyor. Seviniyorum. Sana dair bir şeylerle uğraştığıma. İçinde sen olduktan sonra her şey baş- göz üstüne. Yüreğime saklanma. Neden gün yüzüne küstün? Neden, uykusuz kaldığımda yanımdasın sadece? Neden ki gözyaşlarımla gelirsin hep? Benden bana akarsın.

Sahi kaç kişi biliyor ki?

Anca kalemime sözüm geçer. Gece benim mekanımdır. Otuz küsur yaşına gelmiş yorgun bir yüreğin senle işi yok. Geçenlerde bir yerlerde okumuştum ‘seni seviyorsam bundan sana ne?’ diyordu şair. Kaç kez söyledim bu mısrayı bilemessin ki.

İyi ki varsın, iyi ki varsın desem iyi oluyorum. Çocukluğum aklıma geliyor. Gençliğim. Ve şimdiki halim. Sessizsin, sen de kimsesizsin. İyi ki cennet var!

Gelir geçer sandığım tüm duygularım tülleniyor. Sürgüne gidip sürgün veren bir yüreğimin olduğuna inanıyorum. Senin derdini çekerken kendimi buluyorum. Yüzüm gülmüyor, bu, ben olmalıyım. Sen diye çağırdığım hüzünse, çağıran benim işte. Harabe bir vefayım ben. Unutulmuşluk, unutulmuşluk, benim işte.

Gündelik hayattan soyutlanınca Kız Kulesi’nin karşısında çay içen aşıklar gibi serçekuş bir yürek yuvasına sığar mı bir aşk için. Aşk. Aşk yarasına kor basan. Vuslatı bir ömür kısık gözlerle bekleyen. Gelecek. Gelecek haberi, bir gün. Kendi gelmese de. Sesi gelecek. Sesi. Ya da hayatta olduğunun alâmeti.

Kentin en kalender, en sofi meşrep, en vakur, en müstesna insanları yollara düşüp izine rastlar diye hayaline puslu bir siluet döşemişsin. Ben iflah olmam ya. Ne yapayım? Elimden uçup gittin. Yıllar ne de nankör, yıllar ne de gamsız. Şimdilerde felek, kader, kısmet, ah, vah, gel – gitlerindeyim. Şükür ki yüzüme bakınca halimi anlayacak birkaç insan var.

Hüzün bulutları taşımayı sen öğretmiştin. Hayatın cetveline silik bir siluetim çizildi. Rol yaptım boyna. Alkışlar aldım. Yuhalandım. Ama hep rol yaptım. Tüm güzellikler benim eteğimde toplanmalıydı. Ve ben bu güzellikleri tüm cömertliğimle savurmalıydım yüksek apartmanlara, müstakil evlere, emek yoğun işyerlerine ve hatta tüm okul bahçelerine…

Züleyha, beni kınamayın dostlar dediğinde Yusuf’un gönlündeki köz neydi?

İçimden gökkuşağı geçiyor. Bir gün içimdeki tüm renkleri gözlerimden çıkarıp boyamak istiyorum gezdiğin yerlerde. Sonra vazgeçiyorum. Çünkü hâlâ susuyorum.


Bu Yazı 5116 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar