Avrupa Birliğinin Türkiye’yi Hazmetme Kapasitesi
..        

Türkiye'nin uzun yıllar değişmez milli politikası olan Avrupa Topluluğu'na girme hayali,son birkaç yılda “öngörülebilir hayal” statüsünden “gerçekleştirilebilir hayal” statüsüne terfi etmiştir.Bu “hayal” tabiri kötümser bir yaklaşım olarak algılanabilir fakat AB mensupları, biz ne kadar iyimser yaklaşsak da bizi kötümser olmaya adeta zorluyor.Keşke “hayalden ziyade bir rüya olarak” bile değerlendirebilseydik. Hiç şüphesiz 17 Aralık süreci AB yolunda bir aşamadır. Ama bu yolun hangi aşamasıdır?Şayet biz bu süreci “kapının önündeyiz,kapıyı tıklatınca bizi içeri alacaklar” edasıyla algılıyorsak peşinen bilmeliyiz ki, aldatılıyoruz!

AB'ye tam üyelik müzakerelerinin bile şarta bağlandığı bir konumdayken henüz yola çıkmak için valizlerini bile toplamamış bir yolcu konumunda olduğumuzu unutmayalım ve AB'nin 17 Aralık'ta “hazmetme kapasitesi” ibaresiyle henüz izleme sürecinde Türkiye'yi safdışı bırakma niyetini gözden kaçırmayalım. Zira gözden kaçırdığımız bu “hazmetme kapasitesi” vurgusu ülkemizdeki toplumsal ve siyasal kangrenlerin ana eksenini oluşturmaktadır.

Hazmetme biyolojik olarak belli süreçleri içerir. Ağzınıza aldığınız bir lokmayı öncelikle dişlerinizle parçalara ayırırsınız,sonra bu parçaları dişlerinizle öğütmek suretiyle daha da ufalayarak boğazınızdan aşağıya gönderirsiniz,yemek borunuzdan midenize inerken salgılanan enzimler o lokmadaki faydalı besin değerlerini emmeye başlarlar,lokma mideye indikten sonra kalan faydalı unsurlar da alındıktan sonra boşaltım sistemi yoluyla posası atılır ve hazmetme süreci böylece tamamlanır. Bizim tespitlerimiz tamamen bu sürecin son aşamasındaki hale düşmememiz içindir.

AB'nin izleme sürecinde Türkiye'yi sınavlara tabi tutacağı bilinen bir gerçektir.Uyum yasalarının çıkarılması ve bunların hayata geçirilmesi sınav sorularından bazılarıdır.Ama sınav sadece bu sorulardan ibaret değil.AB değişik imtihanlarla Türkiye'yi hazmetme kapasitesini ölçecektir. Mevzubahis olan “Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecini hazmetme kapasitesi” değil,dikkat edelim: “Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi hazmetme kapasitesi”dir.

Somutlaştıracak olursak: Danimarka basınında yer alan “Hz.Muhammed karikatürleri” bu sınav sürecinin farklı şekillerde tezahür edeceğinin habercisiydi. Bu karikatürler Türkiye'nin hazmetme kapasitesini test etmek için atılmış bir yemdir. Öyle ki, karikatür krizine İslam aleminin vermiş olduğu sert tepki bazı bölgelerde yakıp-yıkmalara kadar uzanmıştır. Bunun Türkiye'de nasıl akis bulacağı Avrupa'yı ilgilendiren asıl konuydu. Türk halkı düzenlenen 'temiz' gösterilerle protestosunu olgunca yaptı.Bu süreçte Türk halkınca yadırganan tek husus, bir kısım yöneticilerin daha önce kendilerine karikatür yoluyla hakaret edilmesine gösterdikleri sert tepkiyi Peygamberimize aynı yolla yapılan hakaret karşısında göstermeyerek “karikatürler abartılmasın” söylemleri, olmuştur. Yine aynı süre zarfında İtalya Reform Bakanı'nın Hz.Muhammed resimli tişört giyerek beyanatlar vermesi, Türkiye'nin hazmetme kapasitesini kaşımaktan başka bir amaç taşımamaktadır.
Türkiye her alanda bir nevi tahammül testine tabi tutulmaktadır. Yunanistan'ın bayan Dışişleri Bakanı Türkiye Dışişleri Bakanı ile yaptığı ilk görüşmede “eğer Türkiye Avrupa Birliği'ne girmek istiyorsa Yunanistan'la olan Kıbrıs ve kıta sahanlığı sorunlarına çözümcü yaklaşımı sergilemelidir” demiştir.Oysa Yunanların 'çözümcü anlayış'la kastettikleri bizce 'teslimiyetçi anlayış'ın ta kendisidir. Yine AB üyesi ülkelerin yetkililerinin Türkiye'nin üyelik süreciyle ilgili söylemleri efendi-köle ilişkisinde duyulan söylemler gibidir. En basit İsviçre'den tutun da Norveçli bir yetkili dahi Türkiye'nin kendi iç meselelerine dair ahkam kesebilmektedir.

Zaten AB'nin bir komiser edasıyla Türkiye'yi 'izlettiği' yetkililer Türk halkını rencide edici beyanları seçerek kullanmaktadırlar.
AB, Türkiye'yi hazmedilebilir görmek için testlerini hiç ara vermeden uyguluyor. Nitekim Almanya'da bir medya organının Avrupalı ulusların zeka katsayısını ölçtürdüğü araştırma sonuçları bu testlerin ne kadar hastalıklı bir zihniyetin ürünü olduğunu ortaya koymaktadır.
Zeka katsayısı ölçümlerine göre Almanlar ve Hollandalılar 107 puanla en zeki uluslar olurken, 89 puanlı Sırplar son sırada;Sırpların bir üstünde 29.sırada 90 puanla Türkler bulunmaktadır. Bu araştırma sonuçlarının piyasaya sürülmesi en basit manada terbiyesizliktir. Vahşetiyle İslam aleminde nefretle anılan Sırplardan daha zeki bir millet olma lütfunu Türklere bağışlayan bu araştırma aynı zamanda bizim sinir katsayımızı da test etmektedir. Yine Avrupa'nın bazı ülkelerinde Türk çocukların geri zekalılar okulunda eğitimine başlatılması esasında AB'nin bize bakış açısının toptan yansımasıdır. Biz ise idarecilerimiz vasıtasıyla maalesef bu aşağılanmalara kucak açmakta ve AB'ye stepne olmaya hazır bir duruş sergilemekteyiz.

Son olarak vereceğimiz iki örnek bizim ne kadar hazmedilebilir olduğumuzu ortaya koyacaktır:İlk olarak TBMM'de temsil edilen bir siyasi partinin Avrupa Hıristiyan Demokrat Partileri Birliği'ne katılmak için başvuru yapması ve bu başvurunun alelacele reddedilmesi bizim hazmedilebilirlik boyutlarımızı ortaya koymaktadır.
İkinci olaraksa AB'nin söz sahibi ülkelerinden İtalya'nın Başbakanı Berlusconi'nin ülkesinde bazı okullarda İslam'ın öğretilmesi fikrine karşı sarfettiği şu sözlerdir: “Biz,çok ırklı,çok kültürlü bir İtalya istemiyoruz”.İşte Türkiye'yi Kürt sorunu bahanesiyle etnik kimliklere ayırmak isteyen,hoşgörü ortamında medeniyetler ve kültürler buluşması için Türkiye'yi seçen bu sorunlu kafaların Türklere ve İslam'a bakış açısı budur.
İşte tüm bu yansıttıklarımız ve daha yansıtamadığımız nice belge ve bilgilerin Türkiye'nin Avrupa Birliğince ne kadar hazmedilebilir olduğunu gösterdiğini umuyoruz. Yol ayrımında şunu çok iyi bilmeliyiz: Türkiye 'kolay lokma' olmak istemiyorsa,öncelikle lokma olmayı reddedecek iradeyi ortaya koymalıdır. Bu tahliller çerçevesinde kendimize şunu soralım:Türkiye AB yolunun neresinde? Kapının önünde miyiz?.. Yoksa Kaf Dağı'nın ardında mı?..


Bu Yazı 2030 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar