Az Edep, Çok İlme Tercih Edilir
..        

Günümüzde eğitimin en önemli amacı, bilgiye ulaşmak ve bilgiye sahip olmaktır ki, buna ilim tahsili diyoruz. 2x2 nin 4 ettiğini öğrenmek ilimdir. Bu bilgiye ulaşmak ve sahip olmak elbetteki çok önemlidir. Ancak çok daha önemli olan husus ise, sahip olunan bu bilginin nerede, nasıl ve hangi amaçla kullanılacağıdır. Aynı bilgi öldürmek içinde kullanılabilir, hayat kurtarmak içinde kullanılabilir. Bilginin doğru yerde, güzel amaçlar için ve faydalı şekilde kullanılması ise ancak edeb ile mümkün olabilmektedir. Edep olmadan sahip olunan bilgi zehir gibi çok zararlı bir hal alabilir. Yanlış yerde ve kötü amaçla kullanılan bilgi, fert ve toplum için çok yıkıcı ve zararlı bir etki meydana getirir.
Edeb, bilgiyi kontrol ederek, faydalı şekilde kullanılmasını sağlar. Onun için büyük mütefekkir Sadi Şirazi, “az edeb, çok ilme müreccahtır(tercih edilir)” demiştir.
Eğitim sisteminde, din ve fen ilimleri birlikte okutulmalıdır. Çünkü insan sadece akıl ve ceset'ten ibaret değildir. İnsanda ceset ve akılın yanı sıra, ruh ve ruhun sahip olduğu pek çok duygu ve hisler, latifeler mevcuttur. Akıl, ikna ve tatmin olmaya muhtaç olduğu gibi, ruhun, duyguların ve latifelerin de tatmin olmaya ihtiyacı vardır. Onun için eğitim sistemi akılın ihtiyacını gözettiği gibi ruhun ve vicdanın ihtiyaçlarınıda gözetmelidir.
Pozitif ilimlerin, dini ilimler ile birlikte tahsil edilmesi gerekliliğine dikkat çeken Bediüzzaman Said Nursi'de; “Vicdanın ziyası ulûm-u diniyedir. Aklın nuru fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. Bu iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri (ayrıldıkları) vakit, birincisinde taassub, İkincisinde hile ve şüphe tevellüd eder.“ (Münazarat ) demiştir.
Yani öğrenciye, din ilimleri ve fen ilimleri birlikte verilmelidir. Tek yönlü bilgilendirilen talebe gerçeğe ulaşamaz. Çünkü vicdanı aydınlatan dini ilimlerdir. Aklı nurlandıran ise pozitif(fenni) ilimlerdir. Bu ikisinin birleşmesiyle gerçek ortaya çıkar. Bu iki yönlü (iki kanatlı) eğitim ile talebenin himmeti harekete geçer, merak ve gayreti artar. Ayrıldıkları vakit birincisinden yani sadece dini ilimlerin tahsil edilmesinden taassub; ikincisinden yani sadece pozitif ilimlerin tahsil edilmesinden ise hile ve şüphe meydana gelir.
Büyük İslam Alimi İmam Malik, talebelerine % 80 edeb , % 20 ilim konularını tahsil ettirirmiş. İlimden çok edebe önem verirmiş. Zira edeb olmadan tahsil olunan ilimler, elde edilen bilgiler, çok zararlı bir hal alabilir. Edeb sahibi olmayan bir ekonomist devleti daha iyi dolandırır ve devleti nasıl hortumlayacağını daha iyi bilir. Edeb sahibi olmayan bir muhasebeci, bilgisini daha fazla vergi kaçırabilmek için kullanır. Edeb sahibi olmayan bir elektronikçi, devletin güvenlik güçlerine karşı daha tesirli mayın tuzağı hazırlayabilir. Edeb sahibi olmayan bir sosyolog, halkın arasına fitne tohumları saçabilir. Edeb sahibi olmayan bir insan, yalan söylemekten, başkasının hakkını gasp etmekten, yalancı şahitliği yapmaktan, başkasının namusuna göz dikmekten, iftira atmaktan, hırsızlık yapmaktan, başkalarına zarar vermekten, kul hakkı yemekten çekinmez. Bu örnekleri istediğimiz kadar çoğaltabiliriz. Kısacası edeb olmadan sahip olunan bir ilim, yıkıcı, bozucu, karıştırıcı nitelik kazanıp, mutsuzluk ve huzursuzluk kaynağı olabilir. Bu nedenle çocuklarımıza öncelikle edeb öğretmeliyiz.

Edeb Nedir?
Edeb; insanın ferdi ve sosyal hayatında uyması gereken âdab-ı muaşeret kuralları; sahip olması ve ruhunda taşıması gereken ulvi seciyeler ve güzel ahlaktır.
Bediüzzaman'a göre edeb, Resulullh ( s.a.v.) in sünnet-i seniyyesidir. Yani Allah Resulünün yaşadığı gibi yaşamak, yaşantımızda, hal ve tavırlarımızda onu taklit etmek, O'na benzemeye çalışmak ve O'nun bize öğrettiği gibi yaşamaktır. Çünkü O'nun ahlakı en güzel, en mükemmel ahlaktır. Kur'ân ahlakıdır.
İnsan, Sünnet-i seniyyeye uygun yaşadığı zaman ahlakı güzelleşir, gerçek ve iyi insan olur. Toplumun iyi bir ferdi ve devletin iyi bir vatandaşı olur, hem kendisine hem de diğer insanlara karşı hayırlı bir şahıs halini alır.
Peygamber Efendimiz, Allah tarafından diğer insanlara karşı bir Hüsn-ü misal/güzel örnek olarak yaratılmıştır.
Mesela bir fabrika veya atölye üretim yapacağı zaman önce bir model yapar, sonra o modele göre üretim yapılır. Aynı bunun gibi, sonsuz merhamet sahibi Rabb-i Rahim, kullarının yaşamaları gereken hayat tarzını göstermek için, Hz. Muhammed'i yaratmıştır. O bir örnek yani nümune-i misal dir. Kullara denmektedir ki; “Allah'ın sevdiği, beğendiği, istediği, razı olduğu hayat tarzı Hz.Muhammed'in yaşadığı hayattır. O'nu örnek alın. O'nu taklit edin. O'na benzemeye çalışın. O'nun size anlattığı gibi yaşayın!”
Kullar, O'nu örnek alıp, O'na benzeyebildikleri, O'nu taklit edebildikleri oranda Allah'ın Rızasına uygun bir hayat yaşamış olacaklardır. Cenab-ı Hak, “De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” Buyurmaktadır. (Al-i İmran Suresi-31)
Bu Ayet-i Kerimeyi Bediüzzaman Hazretleri, Lemalar isimli eserinde şöyle tefsir etmektedir:
“Şu Âyet-i Kerime der ki: "Eğer Allah'a muhabbetiniz varsa, Habibullah'a ittiba edilecek. İttiba edilmezse, netice veriyor ki: Allah'a muhabbetiniz yoktur." Muhabbetullah varsa, netice verir ki: Habibullah'ın Sünnet-i Seniyyesine ittibaı intac eder. Evet Cenab-ı Hakk'a îman eden, elbette ona itaat edecek. Ve itaat yolları içinde en makbulü ve en müstâkimi ve en kısası, bilâ-şübhe Habibullah'ın gösterdiği ve takib ettiği yoldur.” (11.Lema 5.Nükte)
Cenab-ı Hak, Kur'ân-ı Kerim'de “Hiç şüphesiz sen pek büyük bir ahlak üzerindesin.”(kalem-4) buyurmaktadır. Hz. Aişe (r.a) da, Peygamber Efendimizin ahlakını “Hulukuhu'l-Kur'ân/Kur'ân Ahlakı” olarak tarif etmiştir. Yani Kur'ân'ın ifade ettiği güzel ahlak, Hz. Muhammed'in ahlakıdır. O(s.a.v.), Kur'ân ahlakının yaşayan misalidir. (bakınız 11.Lema)
Hz. Peygamber, fıtrat olarak en mutedil vaziyette ve en mükemmel bir surette yaratılmıştır. Onun için bütün tavırları, söz ve hareketleri itidal ve istikamet üzere olmuştur.
Kur'ân-ı Kerim'de Fatiha Suresinde güzel ahlak, Sıratı Müstakim/doğru yol olarak tasvir edilmektedir. Bediüzzaman Said Nursi, İşaretü-l İcaz isimli eserinde Kur'ân ahlakı ve Hz. Peygamber in güzel ahlakı olan Sıratı Müstakimi şu şekilde açıklamaktadır:
İnsanın fıtratında üç kuvvet ihdas edilmiş ve imtihan sırrıyla bu üç kuvvete şer'an bir sınır çekilse de fıtraten herhangi bir sınır konulmamış- tır. Bu nedenle bu kuvvetlerden her birisinin tefrit (normalden aşağı olma, tersine aşırılık), vasat (orta yol, denge, itidal, adalet) ve ifrat (aşırıcılık, ileri gitme, haddi aşma) olmak üzere üç mertebesi bulunmaktadır.
Birinci kuvvet: Menfaatleri celp ve cezb için kuvve-i şeheviye-i behimiye (hayvani şehvet gücü) dür. “ Kuvvet-i şeheviyenin tefrit mertebesi hamuddur ki, ne helâl nede harama şehveti ve iştihası yoktur. İfrat mertebesi fücurdur ki, namusları ve ırzları pâyimal etmek iştihasında olur. Vasat mertebesi ise iffettir (şehvet duygusunun haramdan uzak ve yalnız helali için kullanılması) ki helaline şehveti var, harama yoktur …Kuvve-i şeheviyenin yemek, içmek, uyumak ve konuşmak gibi füruatında da bu üç mertebe mevcuttur.“
İkinci kuvvet: Zararlı şeyleri def için kuvve-i sebuiye-i gadabiye (gazap ve öfke duygusu) “kuvve-i gadabiyenin tefrit mertebesi, cebanettir (aşırı korkaklık) ki korkulmayan şeylerden bile korkar. İfrat mertebesi tehevvürdür (sonunu düşünmeden öfkeyle davranma) ki ne maddi ne manevi hiçbir şeyden korkmaz. Bütün istibdatlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulü dür. Vasat mertebesi ise şecaattir (yiğitlik, cesaret) ki, hukuk-u diniye ve dünyeviyesi için canın feda eder; meşru olmayan şeylere karışmaz.
Üçüncü Kuvvet: Ne'f (fayda) ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz (ayırmak) için kuvve-i akliye-i melekiye (akıl kabiliyeti) dir. “Kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi gabâvettir (ahmaklık, anlayışsızlık) ki, hiçbir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi cerbezedir (akıl ve zekayı doğruyu yanlış, yanlışı doğru gösterecek şekilde kullanma) ki, hakkı batıl, batılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekaya malik olur. Vasat mertebesi ise hikmet (fayda ve maksada uygun olarak akıl duygusunun yerli yerinde kullanılması, hakkı hak bilip uymak, batılı batıl bilip kaçınmak) ki, hakkı hak bilir imtisal eder (emre uyar); batılı batıl bilir içtinap eder (sakınır).
İnsan fıtratındaki bu üç kuvvetin haiz olduğu dokuz mertebe içerisinde Allah Resulünün yolu, yani sünnet-i seniyyesi, Kur'ân da “Sırat-ı Müstakim“ (dinin belirlediği dos doğru yol; adalet) olarak tabir edilen vasat mertebesi; yani “şecaat, iffet, hikmet mezcinden (bütünleşmesin den) ve hülasasından olan adl ve adalettir.“
Burada adalet kavramına da açıklık getirilmek- tedir. Adalet, insan fıtratında bulunan kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye ve kuvve-i akliye duygularının ifrat ve tefrit'e düşülmeksizin, Kur'ân da tarif edildiği üzere vasat mertebesinde muha- faza edilmesidir. “İtikatta da ta'til (Cenab-ı Hakkın isim ve sıfatlarını reddetme) ifrattır; teşbih (Cenab-ı Hakkı yaratıklara benzetme, maddi olarak tasavvur etme) tefrittir; tevhid (her şeyin bir olan Allah'a ait olduğunu bilme ve inanma) vasattır.
Sonuç olarak; insan fıtratında mevut olan ve fıtri olarak sınırlanmayan bu üç kuvvetin vasat mertebesinde kullanılması “edeb“ tir ki, buda Allah Resulü(s.a.v.) in Sünnet-i Seniyyesidir . Güzel ahlak ise edeb dir.
Bu hakikatı Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade eder:
“Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, hilkaten en mutedil bir vaziyette ve en mükemmel bir surette halkedildiğinden, harekât ve sekenatı, itidal ve istikamet üzerine gitmiştir. Siyer-i Seniyyesi, kat'î bir surette gösterir ki: Her hareketinde istikamet ve itidal üzerine gitmiş, ifrat ve tefritten içtinab etmiştir. Evet Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, FESTAKIM KEMA UMİRTE emrini tamamiyle imtisal ettiği için, bütün ef'al ve akvâl ve ahvâlinde istikamet, kat'î bir surette görünüyor.” (11.Lema3.mesele)
Ferdi ve toplumsal hayatta huzur, güven, emni yet ve asayişin temini ve genel esenliğin tesisi için “edeb”sarttır. Toplumda edeb'li insanların çoğalma sı, edebin yaygınlaşması şarttır. Eğitim sisteminin en öncelikli amacı, çocuğun edeb sahibi bir fert haline getirilmesi olmalıdır. Kişinin güzel ahlak ile donatılması ve edeb sahibi kılınması terbiye ile olmaktadır. Terbiye, güzel ahlak ve edeb eğitimidir.


Bu Yazı 4096 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar