BAHARI BEKLERKEN...
..        
Baharı beklemek gençliğimize yeniden kavuşmak kadar naif geliyor bize. Bahar toprağı uyandıran rahmet eli. Bahar, kupkuru ve örtüsüz toprağın yemyeşil bir manzaraya bürünmesi ve kuşların, börtü-böceğin, otların, çimenlerin, bütün ağaçların üç mevsim boyunca bekledikleri mevsim. Bahar, yeniden ruh üflenmesidir çorak toprakların cansız bedenlerine. Kupkuru dallara suyun yürüme mucizesidir bahar.
Bahar gençliktir, güz ihtiyarlık. Baharı özlemek, onu beklemek kadar kutsaldır. Bahar bir umuttur. Umutların gerçekleşmesidir. Gerçeklerle yüzleşmedir. Yaz ne kadar açık sözlüyse, bahar o kadar duygusal. Kış ne kadar hoyratsa, bahar o kadar nazenin ve sevecen. Güz ne kadar ayrılıktan yanaysa, bahar o kadar vuslatkâr.
Baharı beklerken yaşadığımız halet-i ruhiyeyi diğer mevsimlerde de yaşıyor muyuz? Yazın sıcaktan, kışın soğuktan mızmızlanıp duran sanki başkası. Sonbaharı romantizm adına sevmiyor muyuz sanki? Ya bahar! Baharı sevmek için kimin bir bahanesi olmaz?
Bahar, bir yaşam tarzının tezahürüdür aslında. Bir canlanma ve bir dirilmeden başka nedir ki,? Bahardan başka hangi mevsimin gelişini kutlarız davul-zurna ve halaylarla. Kış bayramı, güz veya yaz bayramı dünyanın hangi ülkesinde kutlanıyor bilinmez ama, bahar bayramı dünyanın büyük bir yarısında kutlana gelen bir gelenektir, hala. En ilkel toplumlardan en medeni toplumlara kadar bir mevsimin gelişini bayram gibi kutlamak o mevsimin değerini gözler önüne sermez mi?
Yüzümüzün somurtkan kaslarını sevecenliğe dönüştüren ve kuşların ötüşünü değiştiren bahar, neden ki, kentlerin ruhsuzluğunda vitrin süsü olarak kullanılmakta. Kentlerin değişerek çirkinleşen baharsızlığında sun'i duyguların revaç bulduğu ve çiçeklerin plastikten imal edildiği bu yüzyılda, manyetik alan sorumlularının evimizde bile çiçek beslemeyi önermediği bir zamanda, bahar bize küser mi acaba? Ya o sevecen yüzünü bir daha göstermezse; ya, penceremizi açtığımızda o sıhhi hava ciğerlerimize dolmasa bir daha; ya, güneş en şefkatli ışığını penceremizden evimize uzatmazsa…
Baharı çirkinleştirecek cahilliklerin revaç bulması, Allah'ın yeryüzüne koyduğu doğal yaşam standartlarına bilinçsizce saldırmaktan başka ne ki? Temizliğin imandan olduğunu savunan bir dinin mensupları bu hassasiyetlerini şimdilerde ne kadar sergilemekteler. “Kıyametin kopacağını bilseniz dahi elinizdeki fidanı dikin” diyen bir Peygamberin ümmeti olmak bizim için ne büyük bir ayrıcalık, şükürler olsun! Yaşadığımız dünyayı koruyarak, severek, temizleyerek ortak bir bilinç oluşturmanın ibadet olduğu bir dinin mensubu olmak ne bulunmaz bir nimet.
Kim ki baharı seviyorsa beri gelsin! Kim ki baharı bekliyorsa beri gelsin! Kim ki baharı özlüyorsa beri gelsin! “Ne de olsa kışın sonu bahardır” diyen bağrı yanık türkülerimiz var bizim. Kışın sonunda baharın olduğunu görmek umut ipine sımsıkı tutunmamız için açık bir teklif değil mi?
Bahar, gençliğimiz. En verimli, en kıymetli yıllarımız, gönlümüzün refahı. Güz bir hazan mevsimi. Güz, yaz ve kış elele verip bahara hizmetkar olurlar her yıl. Sanki bu üç mevsim tek bir mevsimi hazırlamak için yaratılmışlar.
Bahar, bir gençlik iksiri, bir panayır, bir bayram yeriyse bizler de bayramlık elbiselerini giymiş çocuklar değil miyiz? Ve son söz: “El mevtu yevme nevruzina”

Bu Yazı 3381 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar