BÜTÜN ZAMANLARIN ŞAİRİ
..        

Her şair, kendinden önceki dönem yahut dönemlerdeki şairlerden, şiir mekteplerinden beslenir, etkilenir. Şiir dünyasını bu beslenme ve etkilenmelerle kurar. Mesela Necip Fazıl'da A.Hamit'ten, A. Muhip Dranas'ta A. Haşim'den, Eşrefoğlu Rumi'den Yunus Emre'den etkiler ve izler bulmak mümkündür.
Bu, son derece doğal bir durumdur. Çünkü, şiir dediğimiz olgu bir nehir misalidir. Başka nehirlerden sular alır ve başka nehirlere sular verir. Geniş bir denize benzetebileceğimiz kültürel yapı böyle kurulur. Üstelik bu hadise sadece şiir için değil edebiyat ve sanatın bütün kolları ve ilim sahası için de geçerlidir.
Sûfî düşüncenin şiir alanında Türkistan sahasındaki en önemli temsilcisi hatta kurucusu kuşkusuz Ahmet Yesevi'dir. O, “hikmet” adını verdiği manzumeleriyle tasavvufî fikirlerini etrafına yaydı. Bunlar, çok da sevilip benimsendi. Şifahî kültürün egemen olduğu bir toplumda böyle olması da çok doğaldı. Üstelik bunların sade Türkçe ve millî nazım şekilleriyle söyleniyor olması bu benimsenmeyi daha da kolaylaştırmıştı.
Ahmet Yesevi'nin şiirleri daha sonra dervişleri vasıtasıyla geniş bir coğrafyaya ve tabi ki Anadolu'ya da yayıldı. Sûfilik düşüncesinin bilinmesinde ve benimsenmesinde bu şiirler çok etkili oldular. Yunus Emre de bu şiirleri okuyan, bilen, onlardan beslenen bir şairdir. Dolayısıyla Ahmet Yesevi, fikren Yunus Emre'nin üstadıdır. Fakat Yunus Emre, bu yakınlığa rağmen kendine mahsus özel bir şiir yapısı kurdu. Dolayısıyla onun şiiri tarihi kendisiyle başladı. Bu anlamda önünde bir ustası yoktur.
Bu bakımdan yaşadığı zamanda zirve isim kendisidir. Dolayısıyla o bir kurucudur. Halk ve tekke şiirinin o çağdaki mimarıdır. Bu öylesine sağlam temeller üzerine kurulmuş bir yapıdır ki asırlar boyunca halk ve tekke edebiyatı onun açtığı yolda yürümüş, bilhassa tekke şiirinde onu aşmak bir yana ona yaklaşan bir şair bile yetişememiştir. Saz şairleri arasında ise ancak Karacaoğlan, Dadaloğlu gibi şairler farklı bir muhteva ile kendilerine bir alan açabilmişler ama Yunus etkisini de üzerlerinde hep hissettirmişlerdir.
Divan edebiyatı şairlerinin Yunus'tan etkilenmemeleri düşünülemez. Yunus, onlar tarafından da mutlaka bilinen bir şair olmuştur ama onlar bu durumdan hiç söz etmezler. Fakat bilhassa gazellerdeki coşkulu söyleyişlerde içten içe bir Yunus edası sezmemek mümkün değildir. Fakat, Yunus'un Divan şairleriyle bir doku uyuşmazlığı olduğunu da söylemek gerekir. Çünkü şiir onlarda bir bilgi ve sanat esasına dayalı olarak kurulmuş, Yunus'ta ise bu olay gönülde gerçekleşmiştir.
Yunus'u böylesi bir şair yapan durum ise onun öncelikle şair tabiatlı bir insan olmasıdır. Zira bu durum Ahmet Yesevi'de görülmez. Onun kaygısı İslâm ve tasavvuf gerçeklerini halka anlatma kaygısıdır. Şiir, onda bir vasıta hükmündedir. Yunus da sonuçta bir tebliğ şairidir ama; o şairlik tabiatı gereği hiçbir zaman didaktizmin kuruluğuna düşmemiş, lirizm onun şiirlerinin en belli başlı özelliklerinden biri olmuştur.
Yunus'u dünyanın büyük lirik şairleri arasına katan özelliği işte sufizme getirdiği bu aşk ve coşku boyutudur. İçtenliktir. Bunda Vahdet-i vücut anlayışına bağlı bir sûfi olması elbette etkilidir ama bu durum yine de büyük ölçüsüyle onun fıtratıyla, samimiyetiyle ilgilidir. Tasavvuf, Yunus Emre'nin dilinde bir “aşk felsefesi”ne dönüşmüştür. Kendinden önceki pek çok sûfînin yaptığı gibi o meselenin teorik tartışmalarıyla hiç meşgul olmamış, içselleştirdiği sûfilik düşüncesini bize gönül diliyle, şiirinin imkanlarıyla sunmuştur.
Bu sunuş, dil, duyarlık ve söyleyiş bakımında son derece özgün ve mükemmel olduğu için de çok benimsenmiştir. Bu benimseme olayı iledir ki geriye dönüp baktığımızda hâlâ canlılığını ve güzelliğini koruyan bir şiir okumak istediğimizde dilimizden dökülen mısralar Yunus'un şiirleri olmaktadır. Çünkü bu şiirler bir su misalidir. Su kavramında hem hareketlilik, hem berraklık, hem saflık, hem musiki, hem renk hem koku birlikte bulunur. Yunus'un şiiri de işte öyledir. Hem kendi devrini yansıtır. Hem de ardından bulunduğu devri aşar ve geleceğe uzanır. Bu, fikirlerinin sonsuz manasıyla birlikte bunları ifade etmedeki kudretiyle de ilgili bir durumdur. O, her dem yeni olma sırrına böyle ulaşmıştır.


Bu Yazı 2690 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar