Kapak
Balkanlar... Bizim Topraklar...
06.01.2016        

Balkanlar… Bizim Topraklar…

 

Hüseyin TUNÇ

 

Hava tahmin raporlarında genellikle "Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası" diye bir ifade duyarız.

Gerçekten hep soğuk hava dalgası mı gelir oralardan yoksa bu farkında olmadan oluşturulan bir algı operasyonu mudur bilemem. Lakin oralarda üşüyen birileri varsa, onları ısıtmak bize düşüyor, başka kimseye değil.

Belgrad çoğumuza pek uzak ve çok yabancı gelen bir şehir ismidir. Bana da öyle gelirdi. 

Sırbistan yahut Sırplar ise Bosnalı Müslümanları katledilen hain bir ülke, zalim bir millet olarak yerleşmiştir aklıma.

Belgrad o kadar da uzak değilmiş, hatta pek yakınmış. Sırp yöneticiler ise gerçekten zalimmiş.

Uçağa bindikten yaklaşık bir buçuk saat sonra Belgrad'da oluyorsunuz. Hele bu şehre yüz binlerce askerden oluşan Osmanlı Ordusu'nun yaya veya at sırtında birkaç defa geldiğini düşündüğümüzde gerçekte bize mesafe olarak çok yakın bir şehirden bahsettiğimizi anlıyoruz.

Belgrad Kalesi'nden namı diğer Kale Meydan'dan Tuna ve Sava Nehirleri'nin birleştiği alana şöyle bir tepeden baktığınızda harika bir doğa manzarası ile karşılaşıyorsunuz. Sırbistan zaten uçak pistini andıran düz bir ovada yayılmış.

Kaleden, Kanuni'nin otağını kurduğu bölgeye bakıp hayallere dalıyorsunuz.

Acaba Osmanlı İmparatorluğu Belgrad'ı başkent yapsaydı bugün Sava ve Tuna

Nehirleri nasıl akardı diye düşünmeden edemiyor insan.

Manzarayı yeterince seyrettikten sonra geriye dönüp ağaçların arasında gözleriniz bir camii arıyor.

Kanuni Sultan Süleyman adına yaptırılmış olan büyük tarihi camiiyi arıyor gözleriniz ama göremiyorsunuz.

Şehirdeki diğer camiler gibi onun da yerinde yerler esiyor. Az ileride küçük bir bina görüyorsunuz. Bu bir türbe…

1716 yılında Avusturya ile yapılan savaşta Petrovaradin’de ağır yaralanarak Belgrad'a yetiştirilmeye çalışılırken yolda şehit düşen Mora Fatihi Damad Ali Paşa’nın türbesi. Türbe’de 1708’de vezir, 1709’da Paşa, 1713-1716 yılları arasında Büyük-Vezir olan 1668 İznik doğumlu Damat Ali Paşa’nın naaşının yanında iki kişi daha yatıyor. Tepedelenli Selim Paşa ve Çeşmeli Hasan Paşa… Üç ihlas bir Fatiha… Gözler nemli.

Belgrad yorgun bir şehir… Sanki biraz da hasta… Ruhunu ve rengini kaybetmiş bir şehir görüntüsü veriyor.

Hayata tutunmak için heyecanlanmaya çalışan ve psikolojik destek alan bir insan gibi yarı umutlu yarı umutsuz, yarı mağrur yarı depresif bir şehir. Son yılların en suçlu şehirlerinden biri… İnsanlık suçu!

İnsanları da bu ağır suçun farkındalar.

Sokaklarında gezerken aklıma Kanuni Sultan Süleyman geldi.  Fatih Sultan Mehmet, II. Muart aklıma geldi.

Sonra Elveda Rumeli… Komitacılar, zulüm gören insanlar… Katliamlar…

Şehirde yüzlerce camiden sadece bir tanesi ayakta kalabilmiş; Bayraklı Camii… Silip süpürmüşler ecdad eserlerini…

Batı tarihe ve estetiğe önem verirmiş öyle mi?

Etraftaki ağaçlara baktım. Kaç yıldır oldukları yerde duruyordu ağaçlar ve onlar Sırp olduklarını biliyorlar mıydı acaba? Sonra aynı şeyi geniş parklarda dolaşan güvercinler ve diğer kuşlar için düşündüm.

Bir kuşu, bir ağacı Sırp topraklarında doğmak Sırp yapmıyor ama insanı yapıyor…

Kominizm döneminde ben bir çocuktum ve o döneme dair ilgimi çeken isimler vardır… Zagrep mesela…

"Zagrep Radyosunda lili marleen türküsü…" Sol cenahın sırtladığı, insan fıtratına aykırı ne varsa birileri daima onu masum göstermeye çalışır… Şarkılarla, şiirlerle, sinema ve tiyatro ile…

Birileri de onların her söylediklerini yutmaya hazırdır.

Bir Alman şarkısı imiş Lili Marleen ve orjinal ismi Lambanın Altındaki Kız imiş. Sosyalist dönemin diğer ilginç isimleri; Kızıl Yıldız, Partizan, Lenin, Sofya, Bükreş, Kızıl Meydan, Orak Çekiç, Tito, Enver Hoca vs. vs.

Meydanlara bırakılan bedava içkiler ve içip içip sızan milletler hatırıma gelir. Soğuk dikdörtgen binalar, küçük odalar, Berlin Duvarı'nın üzerinde vurulan gençler…

Balkan dediğimiz bu topraklar yüzlerce yıl Osmanlı toprağı olarak kalmış. Yüzlerce yıl… Bizim demek için oldukça yeterli bir süre… Bizim 1389 yılında fethedip altı yüz sahip olduğumuz Kosova üzerinde bugün Sırbistan hak iddia ediyor. Şimdi pasaportla girebiliyoruz. Milyonlarca Müslüman'ın katledildiği bu toprakları çok çabuk unutmuşuz… Hemen sırtımızı dönüp uyumuşuz. Oralarda bir dost eli, bir ufak ilgi beklemiş durmuş

Evladı Fatihan… Onlarca sene beklemişler. Gücünüz yoksa uyumaya mecbursunuz ama bu kadar derin bir uyku da kabul edilemez. Yıllarca hiçbir şey yapmamışız.

Evladı Fatihan güler yüzle ve pek sıcak karşılıyor bizi. "Birgün geleceğinizi biliyorduk" diyorlar. Şahsımızı kastetmiyorlar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir gün geleceğini biliyorduk diyorlar.

Balkanlardaki Müslüman halklar yeni yeni bir uykudan uyanır gibiler.

Sadece Sırbistan'da değil, Bosna'da, Arnavutluk'ta, Karadağ'da, Makedonya'da… Hepsi sanki romantik bir film izler gibi sabah mahmurluğundaki gözlerini Türkiye'ye dikmişler, Türkiye'yi izliyorlar aşkla ve şevkle.

Bir goncanın açılışı gibi yüzlerine gülümseme yayılıyor, gönüllerine huzur, kalplerine umut! Türkiye oralarda artık ama daha çok olacak inşaallah.

Yöneticiler ülkelerin ve milletlerin geleceğini tayinde çok önemli rol oynuyorlar. Yugoslavya için Tito şans ama Arnavutluk için Enver Hoca tam bir felaket olmuş. Tek tip kıyafet uygulamasından binlerce

savaş siperi yaptırılmasına kadar tam bir paronaya halinde yönetmiş ülkeyi. Dini tümden yasaklamış.

Allah'tan Tiran'da tek bir camii ayakta kalabilmiş. Bu camii Balkanlarda tarihten günümüze kadar gelebilen üç Alaca Camii'den biri olup, 1966-1990 arasında müze olarak kullanılmış.

Aliya İzzet Begoviç Bosna için efsane olurken, Sırp liderler ülkelerinin yakın tarihine insanlık dışı koca bir leke bırakmışlar.

Konuştuğumuz insanlardan duyduğumuz birkaç ifade Balkanlardaki dindaşlarımızın ve soydaşlarımızın yıllardır çektiklerini açıklıyor sanırım:

"Kendi evimizde üşüdük, kendi evimizde korktuk."

"Kapınızın ne zaman kim tarafından tıklanacağını bilmemenin ne demek olduğunu idrak edemezsiniz."

"Daha 1985'lerde hafız kızlarımızı askere alıp, erkeklerle aynı koğuşlara koydular."

Murat Paşa Camii'nin yanında deriden çarık satan bir Arnavut Müslüman ise şöyle dedi:

"Ben Arnavut'um, Arnavutluk için dua etmem lazım ama oradan bir şey olacağı yok, Allah Türkiye'yi korusun.

Türkiye için dua ediyoruz. Türkiye'ye güveniyoruz."

Üsküp'te Vardar Nehri üzerinde on iki gözlü bir Osmanlı Köprüsü var. Fatih Köprüsü... Yapımına II. Murat döneminde başlanmış.

Makedonya yönetimi bu köprüyü izole etmek için etrafını devasa ve uyduruk heykellerle doldurmuş.

Bana göre 1993 yılında Sırpların Mostar'ı bombalamasıyla Makedonların Fatih Köprüsü'ne yaptıkları aynı tahammülsüzlük.

Çocuk yapmaz koca koca adamların yaptıklarını…

Mostar'a yapılan saldırının videosunu izledim. Bombanın köprüye doğru ilerleyip isbaet etmesiyle yüzlerce yıllık ecdad hatırasının darmadağın olduğunu görmek yürek parçalayıcıydı. Stratejik olduğu için bombalasalar hadi anlayacağım. Sırf Osmanlı eseri olduğu için!

 

Ya Bosna Katliamı'na ne demeli? O azgınlık, o kudurmuşluk, o haysiyetsizlik neyin nesiydi?

Bir Rus gazetecinin sırf zevkine Saray Bosna'ya ateş açmasını izlemek tüyler ürperticiydi.

"Yakar mısın sen de bir sigara" der gibi, Sırp asker soruyor, "sen de ateş etmek ister misin?"

Rus gazeteci sırıtarak geçiyor taramalının başına.

Bosna sadece Sırpların günahı değildi. Bütün Batı dünyasının gerçek yüzünü gösteren bir savaştı o…

Yakından bakınca görülüyor gerçek yüzleri. Biz birbirimizle didişmeyi bırakmazsak, ellerine fırsat geçmeye görsün… Allah muhafaza! Batı Medeniyeti dediğimiz şeyin estetiğinin, sanatının, kültürünün ötesinde çok vahşi bir yönünün olduğunu hiçbir zaman unutmamak lazım. Bu yüzden Milli Eğitim Bakanlığı'na önerimdir:

Lise son sınıfa gelen her öğrenciye bir haftalık Balkan Turu yaptırılmalı ve yakın tarihimiz ve Bosna Savaşı somut olarak anlatılmalıdır. Öğrencilere üstün körü tarih ve coğrafya öğretmekten vaz geçilmelidir artık.

Manastır nerede, Üsküp neresidir, Bosna hangi kıtada; isterseniz bir sorun sokakta insanlara?

Buradaki amaç kini, düşmanlığı canlı tutmak değil, buradaki amaç gençlere şunu söylemektir:

Bakın gençler, Batı aslında budur, bilin ve ayağınızı denk alın. Ve yalnızca kendinizden sorumlu değilsiniz.

Siz çalışırsanız dünyanın dört bir yanında umudunu size bağlamış insanlar üşümeyecektir, korkmayacak, aç kalmayacaktır. Buna mecbursunuz! Size "anı yaşa, mutlu ol" diyenlere kianmayın.

Siz büyük yaratılmışsınız, bedeninizin kölesi olmaktan çok daha büyük işler için yaratılmışsınız.

Sizin mutluluğunuz, huzurunuz büyük işler başarmakta saklıdır.

 

Bölgede gittiğiniz her yerde insanlarla Türkçe anlaşabilmek güzel bir duygu. Zaten her bir ülkenin dilinde binlerce Türkçe kelime yaşıyor. Hangi ülkeye geçerseniz geçiniz kendi evinizde imiş gibi hissediyorsunuz. Dilinize takılan şarkılar… Manastır'ın Ortasında Var Bir Havuz, Vardar Ovası, At martini Debreli Hasan dağlar inlesin...

Fakat Bosna Savaşı'na takılıp kalıyor insan. Müslüman kadınlara sistematik tecavüz programları uygulamış Sırplar.

Toplu mezarlar belli olmasın diye üzerlerine ağaçlar dikmişler. Sırbistan halkını bilemem ama o dönemde söz sahibi olan Sırp yöneticiler ve askerler vahşilikte, katliamda ve zulümde sınır tanımamışlar.

Bu savaşta Sırplara Fransa, İngiltere, Yunanistan ve Rusya doğrudan, Almanya ve ABD ise dolaylı olarak destek vermişler.

Balkan Savaşlarında ölen yüz binlerce Müslümanın kanı yetmemiş bunlara.

Ey Milletim, Batılı güç odakları zalimdir, dostluğunu umma.

Bosna'da yaptıklarını da unutma, unutturma!

 

 

 

 


Bu Yazı 1372 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar