Başarının Sırrı Nerede?
..        
Birçok yazar ve fikir adamı bu konuyu işlemiştir. Gerçekten başarının sırrını keşfetmek mümkün müdür? Hayatta başarılı olmuş nice insan var olduğuna göre, elbette, başarının sırlarını bilmek ve uygulamak imkân dâhilindedir… Bunlar, ya tecrübelerle kazanılan kurallardır veya başkala- rının tecrübelerinin öğrenilmesi suretiyle erişilen bilgilerdir.

Meselâ: sabır, zaferin anahtarıdır. Sabırlı kimselerin günün birinde arzu ettiklerin hedefe ulaştıklarını görürüz. Meselâ: sebat, başarıya ulaşmaya vesiledir. Ümit, zorlukları yenme vasıta- sıdır. Doğruluk, amaca giden yolu kısaltır. Çalışkanlık, neticeyi çabuklaştırır. Emanete riayet, muvaffakiyeti pekiştirir. Bu konuda akla gelebilen bütün sıfatlar, bizim başarımız için gerekli temelleri meydana getirir.

İşimize tam vaktinde başlıyor muyuz? Görevi- mizi hakkıyla ve eksiksiz olarak yerine getiriyor muyuz? Yaptıklarımızı başkasının gözüyle ve biraz da müsamahasız olarak tetkik ve tenkit ediyor muyuz? Vicdanımız, vazifemizi yerine getirmek- ten ötürü huzurlu mu? Olur olmaz bahânelerle işimizi bırakıp, üstümüze vazîfe olmayan meşgalelerle kendimizi oyalamıyor muyuz? Boş zamana altın ve elmas değeri verip, onun kıymetini biliyor muyuz?

Kâinatta geçerli olan kanunlara uygun davran- mak gerektiğini her zaman ifade etmemize rağmen, kendimiz buna riayetkâr değilsek, kim bizim işimizi doğrultabilir ve başarıya ulaştırabilir? İsraftan, zulümden, haksızlıktan, gadirden, yalandan, dolandırmaktan, aldatmaktan, tembellikten, boş sözden, dedi-kodudan, laf taşımaktan, gösterişten, desinler için iş görmekten sakınmıyor- sak, işlerimizi meleklerin göreceğini mi sanıyoruz?

Mesaisine istediği vakit başlamakta beis görmeyen, kendisine çalışmak üzere emanet edilmiş vakte aldırmayan, o emanet zamanı boş ve şahsî işlerinde sarfeden, işlerini yapmakla görevli olduğu şahıslara karşı kaba, zalim, haksız davranmaktan çekinmeyen bir kimse nasıl başarılı olacaktır? Halkın, işlerini yapması için maaş ve kendisine hizmet için makam verdiği bir kişi, o maaş ve makamı, efendilerine baskı yapmak için kullanırsa, doğru sonucu nasıl alabilecektir?

Acizliğini tekebbürünün arkasında gizleyen; ancak halka hizmetle yücelebilecekken, sadalyesi- nin üstündeki cüce şahsiyetini başkalarına tahakküm etmekle yüceltmeye çalışan adam, nasıl bir adamdır? Aldığı ücretle, insanların ellerini manen öperken, onların hakkını efendilerine tekme atarak ödemekle insanlıktan nasibi bulunmadığını, gösteren insan, nasıl bir insandır? Eline bırakılan emanetleri, emanet sahiplerinin saadeti için değil, felâketi için kullanan şahıs, nasıl bir şahıstır?

İçtimaî hayatın bütün kaidelerini en veciz cümlelerle özetleyen Hz. Bedîüzzamân'ın tabiriyle, “felsefenin şakirdi” olan bu çeşit insanlar, “karde- şinden kaçan ve ona karşı dava açan“ türdendirler. Bunlar, bulundukları makam ve mevkileri millete zahmet çektirmek için kullanırlar. Bunlar, verilen emanetlere hıyanet ederler. Bunlar, kendi en basit menfaatleri için dünyayı ateşe vermekten çekinmezler.

Pekiyi, bu saydığımız tipteki insanlar başarılı olmuyorlar mı? İşleri tahrip, yıkmak ve yakmak olduğu için, bu konuda başarılı oluyorlar. Fakat asıl görevleri olan tamir, yapmak ve onarmak konusun- da kimsenin onları savunacağını sanmıyorum…

Yıkmak değil, yapmak için yaratılmış olan insanoğlunun istenen sonuca ulaşabilmesi için yaratılış amacına uyması gerekir. Aksine, bütün dünyayı bir lahzada yok etse, kâinatı fesada verse, bu, muvaffakiyet addelimez! Başarmak için meşru dairede hareket etmek, meşru sonuçları almak gerektir. Başarmak, Allahu Teâlâ'nın ve yaratıkların hakkını aynı ölçüde gözeterek sonuca varmaktır. Yalnızca hedefe varmış olmak, başarılı olmak için yetmemektedir. Hedefimiz kadar, vesilemizin de insanca olması, hakça olması lâzımdır.
Bu Yazı 1927 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar