Bayırbucak'ta Rusların Ne İşi Var?
06.01.2016        

Bayır Bucak’ta Rusların Ne İşi Var

 

 

Mehmet Abidin KARTAL

 

 

Suriye’de 2011 yılının Mart ayı içinde başlayan halk hareketleri uzun yıllardır üstü örtülen yeni toplumsal dinamikleri ortaya çıkarmaya başlamıştır. Dünya ve Türkiye kamuoyu, Rusya, İran ve Suriye rejiminin birlikte Bayır Bucak Türkmenlerinin üzerine saldırması, onları katletmeye başlaması, hava sahasını ihlal eden Rus uçağının Türk uçakları tarafından düşürülmesi sürecinde genelde Suriye Türkmenleri özelde Bayır Bucak Türkmenleri dünya ve Türkiye kamuoyunun başköşesine oturmuştur.

Suriye’deki Türkmen gerçeğine bakacak olursak, ORSAM -Ortadoğu Stratejik Araştırmalar merkezi, Kasım 2011’de yayınladığı, Suriye’de değişimin ortaya çıkardığı toplum: Suriye Türkmenleri raporunda, Suriye’deki Türkmenlerle ilgili aşağıdaki özet bilgileri vermektedir.

 

SURİYE TÜRKMENLERİ

7. yüzyıldan itibaren Oğuz boyları akıncılarının Irak ve Suriye’de görünmeye başladığı ve yoğun Türk göçlerinin 10. ve 11. yüzyıllarda gerçekleştiği bilinmektedir. Tolunoğulları ile başlayan Türklerin yerleşimi 11. yüzyılda Selçukluların bölgeye gelmesi ile devam etmiştir. Buradaki Türk boyları, 1096 yılında Haçlı seferleri başladığında Selahattin Eyyubi komutasındaki Müslümanlarla birleşerek Haçlılara karşı bölgeyi savunmuştur.

Yavuz Sultan Selim, 1516 yılında Mercidabık’ta Memlukluları yenerek bugünkü Suriye topraklarını Osmanlılara bağlamıştır. 1516’dan sonra yönetimi Osmanlı Devleti’ne geçen bölge 1918 yılına kadar kesintisiz olarak 402 yıl boyunca Türklerin hakimiyeti altında kalmıştır. Bu dönemde Suriye’de Türkmen yerleşimi artarak devam etmiş ve bölgede önemli bir Türk nüfusu oluşmuştur.

Türkiye ile Fransa arasında 20 Ekim 1921 tarihinde imzalanan Ankara Anlaşması’nın 7. maddesi, “Suriye’deki Türkmenlerin resmi dillerinin Türkçe olması ve tüm kültürel sosyal haklarının korunmasını” içermektedir. Dolayısıyla Ankara Anlaşması Suriye Türkmenleri konusunda Türkiye’ye garantörlük vermiştir.

Anadolu’da milli mücadele sürerken Suriye’de de Kuvayı Milliye birlikleri kuran Türkmenler, sonrasında Fransızlara karşı verilen bağımsızlık mücadelesinde de öne çıkmışlardı. Fransız mandasından sonra göreve gelen cumhurbaşkanları arasında Türkmenler de bulunmaktadır. Fransız işgali sona erdikten sonra Suriye’deki Türkmen etkisi 25 yıl sürmüş, 1971’de Hafız Esed’in iktidara gelmesiyle Türkmenler yönetim mekanizmalarından büyük ölçüde tasfiye edilmişlerdir.

Suriye’de Türkçe konuşan Türkmen sayısının yaklaşık bir buçuk milyon, Türkçeyi unutmuş Türkmenlerle beraber sayının 3,5 milyon civarında olduğu belirtilmektedir. Dillerini unutmuş olan Türkmenler kimliklerinin bilincinde olmakla birlikte yaşadıkları bölgenin dili, kültürü ile bütünleşmiştir. Ancak Türkmen kimliklerinin bilincedirler. Küçük gruplar halinde yaşayanlar önemli ölçüde Araplaşmıştır. Suriye Türkmenlerinin büyük çoğunluğu Sünni Hanefi mezhebine mensuptur. Çok az sayıda Alevi Türkmen bulunmaktadır. Suriye Türkmenlerinin konuştukları diller Arapça ve Türkçedir. Türkiye Türkçesine çok yakın bir Türkçe konuşulmaktadır.

Suriye Türkmenlerinin ekonomik faaliyetlerine bakıldığında, Halep Türkmenlerinin genellikle tarım ve ayakkabı sanayisi ile geçimlerini sağladıkları görülmektedir. Lazkiye, Bayır Bucak ve Tartus Türkmenleri narenciye ve ormancılıkla meşgul olurken Hama ve Humus Türkmenleri hayvancılık ve tarımla uğraşmaktadırlar. Şam’da yaşayan Türkmenler memurluk ve serbest meslek, Rakka ve Dera’da ise tarım başlıca gelir kaynağıdır.

Kimi dönemlerde bazı çıkışlar olsa da genel olarak Türkmenler arasında siyasal bir milliyetçilik gelişmemiştir. Türkmenler arasında tepkisel ve kültürel bir milliyetçilik vardır. Suriye sisteminin sert yapısı, Türk hareketinin siyasallaşmasını önlemiştir. Ancak özellikle son halk ayaklanması ile beraber uyanışa geçen bir Türkmen milliyetçiliği de görülmektedir. Kendi haklarını aramak, Suriye toplumu içinde kendi benliklerini bulmak ve varlıklarını ispat etme çabası içindedirler. Suriye’de yaşanan halk ayaklanması Suriye Türkmenleri açısından fırsatlar sunmaktadır. Suriye’de devrimin başarıya ulaşması durumunda sivil demokratik bir siyasal sistem ortaya çıkabilir. Bu ortam içinde Suriye Türkmenlerinin en büyük beklentisi, yeni anayasada Suriye halkını oluşturan unsurlardan biri olarak yer almaktır. Bunun yanı sıra anadilde eğitim ve diğer sosyal, kültürel hakların verilmesini talep etmektedirler.

 

BAYIR BUCAK TÜRKMENLERİ

 Bayır Bucak Türkmenleri Hatay'ın Yayladağı ilçesi dahil olmak üzere Lazkiye'ye kadar uzanan bölgede yaşamaktadırlar. Halep ile Antep arasındaki bağın bir benzeri, Lazkiye ile Yayladağı arasında var. Amcalar, teyzeler sınırın iki yakasına dağılmış. Yayladağı ile Bayır-Bucak bölgesi için bir elmanın iki yarısı denilebilir. Türk oymaklarını Lazkiye’ye yerleştiren Osmanlı, öyle stratejik davranmış ki, Tartus’dan Tarsus’a dek uzanan Nusayri yerleşimini, hem dağa hem de sahile yerleştirdiği Bayır-Bucak Türkleriyle bıçak gibi kesmiş. Bu strateji sayesinde Hatay,  barışın ve hoşgörünün şehri olmuştur. 12 Eylül 1980 öncesi Hatay’ın etnik yapısından faydalanarak, Kahramanmaraş’ta meydana gelen kardeş kavgasını meydana getirmek istediler başaramadılar. Bunda Yayladağı halkının rolü büyüktür. Gezi olaylarında da Hatay’ı karıştırmak istediler, yine başaramadılar. Çünkü Hatay’da Yavuz’un torunları Yayladağılılar var. Suriyeli kardeşlerimizle beraber yaşıyoruz. Yine karıştırmak istiyorlar, başaramayacaklar. Yayladağı ile Lazkiye arasında olan bölgelerde 36 köy 2 nahiye olarak Türk köyleri bulunmaktadır. Türkmenlerin yerleşim yerleri genellikle köy olduğu için halk çiftçilik, rençperlik, elma üretimi ve tarımla uğraşmaktadır.

Bayır – Bucak Türkmenleri, Karamanoğlu Türkmenlerinden olup Osmanlı döneminde İç Anadolu ve Akdeniz bölgelerinden getirilip yerleştirilmişlerdir. Suriye’nin Akdeniz kıyılarında, başta Lazkiye şehir merkezindeki Ali Cemmel Mahallesi olmak üzere Basit, Bayır, Kesap nahiye ve köylerinde yaşamaktadırlar. Türkmen köylerinin arasında Arap köyü bulunmamaktadır.

Suriye Türkmenlerinin tamamı ve Bayır Bucak Türkmenleri Sünni Müslüman'dır. Konuştukları diller ise Arapça ve Türkçedir. Kullandıkları Türkçe, Türkiye Türkçesine çok yakındır. Suriye Türkleri, şiveleri ve edebiyatları bakımından Türkiye'nin bir uzantısı gibidirler. Suriye'de konuşulan ağız da, Hatay bölgesinde konuşulan Türkmen ağızlarının bir devamı niteliğindedir. Hama ve Humus Türkmenlerinin şivesi Osmanlı Türkçesine diline daha yakındır. Türkler Suriye'de azınlık olarak kabul edilmemekte ve kayıtlarda Müslüman olarak geçmektedirler. Halk arasında ise Türkmenler olarak adlandırılmaktadırlar. Bayır Bucak Türkmenleri kimliklerinin bilincinde olmakla beraber yaşadıkları çevre ile kaynaşarak biraz olsun erimişlerdir. Ama kendilerini Türkmen olarak tanımlamaya devam etmektedirler. Asimilasyon Politikaları 20. yüzyılın ortalarından itibaren çok sayıda Suriye Türkü Araplaştırılmıştır. Bu çerçevede, Türkçe yer adları Arapça'ya çevirmiştir. Örneğin, İsabeğli "İseviye", Elmalı "Tuhafiye", Turunç "Ummutuyur", Kebeli "Rabia", Kolcuk "Dura", Gökdağ "Elhadra", Buzluca "Selce" olmuştur. Suriye yönetiminin Suriyeli Türkmenlere asimilasyon politikası uygulamasının nedenleri arasında sosyal ya da siyasi herhangi bir örgütlenmeye sahip olmamaları ve dağınık halde yaşamaları yer almaktadır. Suriye Türkiye'ye gitmek isteyen Türkmenleri engellemiş, gizli olarak gidenlerin ise mal varlıklarına el koymuştur. Esad toprak reformu adı altında Türkmenlerin toprakları önce istimlâk edilmiş sonra da bu topraklara Araplar yerleştirilmiştir. Bölgede Türk dilinde eğitim yapılması da engellenmiş ve zorla Arapça eğitim uygulanması halkın eğitim seviyesini düşürmüştür. Suriye Türkmenleri ülkedeki yönetim karşıtı hareketlerde muhalif kesimi desteklemektedirler.

 

RUSYA’NIN SURİYE’DE NE İŞİ VAR

Rusya’nın Suriye’ye verdiği destek Rusya’nın Akdeniz ve Orta Doğu bölgesindeki çıkarlarından kaynaklanmaktadır.

Rusya Suriye'nin ve çevre coğrafyasının geleceğinde söz sahibi olmak istiyor. Soğuk Savaş'ın ardından Rus donanmasının uzun yıllar Akdeniz'e inmediği bir dönem yaşanmıştı. Ancak bugün Putin'in daha genişlemeci bir dış politika izlediği ve Suriye'deki Tartus kentini Akdeniz'e açılan bir kapı olarak görmektedir. Akdenize inmek için, Rusya Bayır Bucak Türkmenlerini uçaklarla bombalamaktadır.

Moskova’nın Suriye politikasını belirleyen en önemli konulardan biri, Rusya’nın Suriye’de yer alan Tartus deniz üssü. Rusya’nın Akdeniz kıyısında Sovyetler döneminden bu yana bulunan Tartus deniz üssü, stratejik öneme sahip. Şam rejiminin yıkılması, Rusya’nın bölgede var olan tek üssünü kaybetmesi anlamına geliyor.

Tartus limanın önemli bir özelliği Suriye’nin diğer bölgeleri ile demiryolu ve karayolu bağlantılarına sahip olmasıdır. Bu açıdan Rusya için oldukça önemlidir. Rusya 2009 yılından beri burayı yenileme ve liman derinliğini artırma faaliyetleri yürütüyor. Akdeniz’de gövde gösterisi yapmak isteyen Rusya zaman zaman buraya savaş gemilerini de göndermektedir.

Lazkiye yakınlarında yeni hava üssünün devreye girmesi için Rus askerlerinin yaptığı hummalı çalışmalar sürüyor. Suriye’de sayısı artırılan Rus uzman personelin yanı sıra Su-24, Su-25, Mig-31 saldırı uçakları, Mi-17 model savaş helikopterleri ve T-90 tankları gibi stratejik silahların bölgeye sevkiyatı IŞİD’le mücadelede olduğu gibi muhalif gruplara karşı da Esad rejiminin elini güçlendiren unsurlardan. Moskova, Şam’ın muhaliflere karşı söz konusu askeri üstünlüğünün nihayetinde Batı’yı Suriye’de Esad ile çalışmaya mecbur edeceği üzerinden stratejisini geliştiriyor.

Rusya’nın Suriye mücadelesinin arkasında yatan en önemli nedenlerden biri de, Suriye üzerinden Basra Körfezin’den Avrupa’ya döşenmesi planlanan doğalgaz boru hattı. Bu planın baş oyuncusu ise Katar. Katar’ın amacı alternatif enerji kaynakları arayışında olan Avrupa’nın doğalgaz piyasalarını elde etmek.

Katar, Avrupa’ya ihraç etmeyi düşündüğü doğalgazı Suriye üzerinden gerçekleştirmeyi planlıyor. Rusya ise bunu engellemeye çalışıyor.

Suriye Akdeniz'e açılan en önemli kapı. Rusya’nın Bayır Bucak Türkmenlerini katletmesinin Türkmen Dağı’nı bombalamasının sebebi de bu bölgeyi terör örgütü PYD'ye bağlamak böylelikle Esed'e kurmak istediği küçük Nusayri devletinin yanında Akdeniz'e açılan koridoru da kendi egemenliğine alıp trilyonlarca dolara hükmetmektir.

Bölgede yaşanan çatışmanın ve savaşın özü, Doğu Akdeniz trilyonlarca metreküplük doğalgaz rezervlerini kimin kontrol edeceği ve dünya pazarına nasıl ulaştırılacağı ile ilgilidir.

Dünyada doğalgaz tekelini elinde bulunduran Rusya bu bölgede etkinliğini kaybederse, bütün planları yerle bir olacak. Doğalgazı Rusya’dan almayan Avrupa ve Türkiye Putin’in başına buyruk hareket etmesine asla izin vermez ve Rusya’nın bütün etkinliği sona erer. İşte bu yüzden Rusya için Suriye meselesi bir ölüm kalım mücadelesidir. Bunun için Suriye’ye tüm gücü ile yerleşmek, hava ve deniz sahalarını kontrol altına almak istiyor. Bu nedenle de Türk savaş uçaklarının açık bir şekilde ve tüm uyarılara rağmen kasti bir şekilde sınır ihlali yapan Rusya Federasyonu bayraklı SU24 uçağını vurmasını bir gerekçe göstererek hemen Suriye'ye daha fazla askeri güç gönderme kararı aldı ve saldırılarını şiddetlendirdi. Sivil halkı, ekmek fırınlarını, Pazar yerlerini bombalamaya başladı.

BAYIR BUCAK JEOPOLİTİK VE STRATEJİK ÖNEME SAHİPTİR

Bayır Bucak üzerinden yürütülen manipülasyonların amacı Türkmenlerin tahliye edilmesi, bölgenin boşaltılması sonrasında da teslim edilmesini sağlamaktır.

Eğer bu plan gerçekleşirse Bayır Bucak, PYD ile Esed rejimine teslim edilecektir. Sonrasında da DAEŞ ve PYD üzerinden Amerika ile Rusya arasında pazarlık kozu olacaktır.

Bayır Bucak’ın düşmesi Akdeniz’e uzanan Türkiye sınırındaki hattın teslimi demektir.

Rusya’nın Bayır Bucak’ta “DAEŞ’i hedef alıyoruz” iddiası da bu tür manipülasyonların parçasıdır. Zira bölgede DAEŞ’in faaliyetinin olmadığı biliniyor ayrıca Türkmenler için birinci derecedeki tehlike DAEŞ değil, rejim ve ona destek veren unsurlardır.

Bayır Bucak’ın batısı Lazkiye. Lazkiye Beşar Esed’in memleketi, Esed’in o bölgede bir de sarayı var, ayrıca Nusayri nüfusun yoğun olduğu bir kent.

Lazkiye’nin rejim ve Rusya açısından paha biçilemez bir özelliği bulunuyor. Rejimin Rusya ile bağlantısı Lazkiye ve Tartus üzerinden yapılıyor.

Lazkiye’deki Basil Esed hava üssü Ruslar tarafından kullanılıyor ayrıca Rus savaş gemileri de Lazkiye ile Tartus limanlarında.

Rusya, Suriye’deki hava saldırılarını 30 Eylül 2015’de başlattı. Ve ilk hedef olarak Lazkiye’de Türkmen bölgelerini vurdu. 30 Eylül’den bu yana hava saldırılarıyla rejimin Bayır Bucak’taki kuşatmasına destek veriyor.

Bayır Bucak, Suriye’nin en değerli arazilerini içerinde barındırıyor. Ormanlık alanlardan oluşuyor.

Osmanlı döneminde bölgeye yerleştirilen Türkmenler, Bayır Bucak üzerinden hac kafilelerinin güvenliğini sağlamaktan sorumluydu. Meseleye buradan bakınca Osmanlı’nın Bayır Bucak’ın stratejik özelliğini yüz yıllar önce keşfettiğini görüyoruz.

Rusya Orta doğudaki ve Akdeniz’deki çıkarlarından dolayı Esed rejimini desteklemeye devam etmektedir. Ancak, bu politika aynı zamanda kendisi açısından bazı handikapları olan bir politikadır Dünyada kendi halkıyla mücadele eden, savaşan hiçbir güç şimdiye kadar başarılı olamamıştır. Şiddet yoluyla halklarını yola getirmeye çalışan baskıcı rejimlerin hepsi tarihe karışmıştır. Suriye’de de Esed rejimini aynı akıbet beklemektedir. Ancak Rusya eski alışkanlıklarından sıyrılamadığı için Suriye’de adım adım başarısızlığa doğru gitmektedir. Her durum şu anda Rusya açısından kayıp hanesine yazılabilir. Gittikçe artan şiddetin dozuyla birlikte Esed rejimi daha fazla marjinalleşmekte ve dünya tarafından dışlanmaktadır. Zamanı ne zaman kestirilemese bile Esed’in iktidardan uzaklaşması artık zaman meselesi olarak görülmektedir. İyimser senaryolara göre, belki rejim de Esed ile birlikte tarihe karışabilir ve yeni bir Suriye kurulabilir. Esed rejimi yıkılırsa yerine kurulan yeni rejim eski rejimi ne pahasına olursa olsun destekleyen Rusya ile ilişkilerini mutlaka gözden geçirecektir. Esed rejimi yıkılmazsa Rusya böyle kanlı bir rejimin yegâne destekçisi olarak görüleceğinden olumsuz imaja sahip olacaktır.

Prof. Dr. Ali Arslan, Doğu Batı Ekseninde, Stratejik Rekabet adlı eserinin, Ön – Asya’nın Yeniden Dizaynının Fiilen başlatılması bölümünde konumuzla ilgili stratejik bakışı gözler önüne seriyor.

“……Ön Asya stratejisine göre; Sünni Irak ve Sünni Suriye birleşmesiyle teşekkülü sağlanan devlete, büyük saha bırakılsa da denizle irtibatı olmayacağı açıktır. Batı Suriye’de bir Nusayri Devleti, bu engelin sigortası olacaktır. Kimyasal silahlar hariç mevcut Suriye’nin bütün imkânları bu devlete verilerek uzun süre bu yapının korunması garanti altına alınacaktır. Kurulacak bu Nusayri devletinin Lübnan’dan Gaziantep’e kadar bugünkü Suriye’nin batısını kapsaması hedeflendiği unutulmamalıdır. Bu Nusayri Devlet, Türklerle Araplar arasına yerleştirilecek Kürt Devleti ile de sınır olacaktır. Bu sayede Sünni Devlet ile Türkiye arasında sınır irtibatı olmayacaktır. Çünkü Ön Asya stratejisinin en önemli vasfı; Türklerle Arapların irtibatının kesilmesidir. Kurulacak bu Nusayri Devleti de hem Türklerin hem de Arapların düşmanı halinde tasavvur ve halen tatbik edildiğinden yine Türklerle Araplar arasında bir set olacaktır. Tabi ki bu stratejileri yapanların yeri belli. Ancak vakti ve zamanı belli olmayan yeni çatışmaların başlatılması hakkını da kendilerinde görmektedirler.

Sonuç olarak bir strateji beklemediğimiz zevattan “sert ikaz”lar ve “bizi hafife almayın” edebiyatı yerine en azından Ön Asya’da "bizce malum olan" stratejileri anlayıp, gerçekte bölgenin tamamının aleyhine yabancılarca uygulanan stratejilere yardımcı olmamalarını temenni ediyoruz. Aksi takdirde Ön Asya’da oluşturulan kin, kana dönüşür, ırki ve mezhebi olarak avantaj elde ettiğini zannedenler de elde ettikleri küçük menfaatler karşısında yaşayacakları  ve sebep olacakları acılar çok ufak kalacaktır. Öyle görünüyor ki Ön Asya henüz en sakin günlerini yaşamaktadır. Eğer bu süreç böyle devam ederse stratejinin sahipleri hariç, bölgede kazanan kimse olmayacaktır.

Elbette dünya döndüğü gibi her şey de tersine dönebilir, eğer akıl bizim olur, bizim irademizle çalışırsa... ”

 

KAYNAKLAR:

*Prof. Dr. Ali Arslan, Doğu – Batı Ekseninde, Stratejik Rekabet, İdil Yayıncılık, İstanbul 2015.

*Erdem Erciyes, Ortadoğu Denkleminde Türkiye Suriye İlişkileri, IQ Yayıncılık, 2004

*Dr. Yaşar Kalafat, Karşılaştırmalı Bayır-Bucak Türkmen Halk İnançları, Ankara, 1996,

*Orhan ve Bilgay Duman, Bayır Bucak Türkleri Derneği Başkanı Mehmet Fettah Çiftçi ile Röportaj, ORSAM, 3 Mart 2011, http://www.orsam.org.tr/tr/orsamkonukgoster.aspx?ID=268

*http://www.sozcu.com.tr/2015/dunya/suriye-rusya-icin-neden-onemli-952597/

*http://avrasya.istanbul.edu.tr/?page_id=8008

*Sibel Kalemdaroğlu, Suriye’nin Unutulmuş Türkleri, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, 25 Ağustos 2011,

*Ali Bademci, Suriye’de Türkmenler ve Bayır  Bucak Ötügen Yayınları, İstanbul 2014.

*http://www.haber7.com/yazarlar/serkan-ustuner/1670292-rusyanin-derdi-esed-degil-dogalgaz

*http://www.turkmensitesi.com/suriye_turkmenleri.html

*http://www.haber7.com/yazarlar/taha-dagli/1670146-madde-madde-bayirbucakin-onemi

*ORSAM -Ortadoğu Stratejik Araştırmalar merkezi, Suriye’de değişimin ortaya çıkardığı toplum: Suriye Türkmenleri raporu, Ankara, Kasım 2011.

* http://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-ata-atun/1679998-rusyanin-amaci-belli

 

 

 

 

 


Bu Yazı 1795 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar