Ben Bir Kaddafi miyim?
..        
Her zamanın bir hükmü vardır. Akıl edip bu hükmün gereğini yerine getirenler, uyum sağlayanlar yola devam eder, direnmek adına mukabele ve mücadele edenler ise eninde sonunda elenir giderler.

Kölelik, esaret dönemlerini geride bırakan insanlık ecirlik, yani ücret ile insanların hürriyetini gasp etme ve kısıtlama dönemi de hızlı bir şekilde tarihe karışıyor.
Şu var ki, zamanın hükmü umumidir ve herkesi bağlar, tıpkı mevsimler gibi. Kış mevsimi gelince, Devlet tedbir aldığı gibi, bir evi idare eden ev reisi de tedbir almak zorundadır. Devlet ana yoldaki karları temizleyip yolu açarken, aile reisi de evinin önünü kürekle açmaya çalışır. Cumhurbaşkanı kalın giyinmek zorunda olduğu gibi, ev reisi de kalın giyinmek zorundadır. Zira hüküm geneldir, istisnaya tahammülü yoktur.

Manevi mevsimler de tıpkı böyledir. Bir zamanlar çok normal karşılanan kölelik, şimdilerde bir utanç vesilesidir ve hayal edilmesi bile insana dehşet veriyor. Zira mevsim değişti. Yaz mevsiminin gelmesi ile karlar ve buzlar eridiği gibi, demokrasi, özgürlük mevsiminin gelmesi ile de otokratik ve baskıcı yönetimler buz gibi erimeye başladılar. Bu gün Arap dünyasında yaşanan sosyal ve siyasal çalkantılar, eriyen istibdat buzlarının meydana getirdiği selin taşmasından başka bir şey değildir. Malum, karların ve buzların erimesinden sonra bahar mevsimi gelir. Orta doğuda yaşananların ARAP BAHARI olarak isimlendirilmesi de tesadüf eseri olmasa gerek.

Kırk iki değil, yüz iki sene de geçse de, bu buzlar eriyecektir. Zira özgürlük güneşi bütün ihtişamıyla bu asırda tecelli etmektedir ve edecektir.
Kendi haklarını bilen, başkalarının haklarına saygı duyan, ne kendine ve ne de başkasına zarar vermeyen bir özgürlük mevsiminden bahsediyo- ruz. Savaş değil, barışın, emir değil, meşveretin, tahakküm değil, diyalogun hakim olduğu bir mevsim.

Kıtaların bir araya gelerek meşveret etmeleri, fikir alışverişinde bulunmaları, Avrupa birliği gibi devasa yapılar ortaya koymaları, asrı okumanın ve anlamının taktire şayan bir örneği iken, bırakın Arap ve İslam dünyasını, bir avuç mağdur ve mazlum Filistinlinin bile kutuplaşması ise asrı idrak edememenin ve hükmünden bihaber olmanın trajik bir örneğidir.

Devletler muvazenesinde yaşanan bu basiretsizlik maalesef, en küçük kurum olan aile ölçeğinde de yaşanmaktadır. Kaddafi'ler, Esad'lar ve Mübarek'ler sadece Arap dünyasında ve devlet statüsünde yaşanmıyor. Nice evlerde ve ailelerde Kaddafi zihniyeti yaşanmaktadır. Kral zihniyeti ile aile idare edenlerin oranını benden daha iyi bilirsiniz. Bu açıdan bakarsanız, nice Kaddafiler göreceksiniz. Ben demeden bile sizin zihninizde onlarca Kaddafi örneği geçmiştir.

Devletler sultan ve krallarla idare edilirken, artık meclis denen bir kurumla idare edilmektedir. Kararlar tartışılarak ve konuşularak alınmaktadır. Tek doğruyu ben bilirim, ben olmasam her şey batar, dediğim dedik, öttüğüm düdük zihniyeti buz gibi erimektedir.

Eşini ve çocuklarını yanına alan, onlara değer veren, düşüncelerini soranlar, ortak hareket edenler kazanacak, eski alışkanlıklarında direnenler ise, bir şekilde elenecekler ve Kaddafi'nin akıbetine uğramaktan kurtulamaya- caklardır. Tabi bu süreçte maalesef kan ve göz yaşı da eksik olmamaktadır. Suriye Mısır ve Tunus'ta yaşananlar bunun canlı örnekleridir.

Ya benimsin ya toprağın diyerek kadının ruhunu esir alanlar, Kaddafice kafaya sahip olanlardan başkası değildir.
Unutulmamalıdır ki, demokrasi kültürü ailede başlar. Her ev küçük bir devlettir. Devlet ise büyük bir ailedir. Sistem ise aynıdır. Baskı ile büyüyen çocuk, baskı ile idare etmeyi öğrenir. Demokra- sinin önündeki en büyük engel de işte budur.

Baba haftada bir ailesini toplasa, aile meşveretleri yapsa, düşünceleri öğrenip ona göre hareket etse, hem eşinin ve çocuklarının gönlünü almış olur, hem onlara öz güven kazandırmış olur, hem de her şeyin farkında olarak adımını atar.

Kuvvetine, parasına güvenerek, eşine ve çocuklarına boyun eğdirmeye çalışanlar, eninde sonunda elenecekler ve Kaddafilikle ile anılacak- lardır. Zira bu asrın evladı, ekmeksiz yaşar ama hürriyetsiz yaşayamaz.

Üzülerek ifade etmeliyim ki, bu gün Arap dünyasında yaşanan çalkantılar nice ailelerde de yaşanmaktadır. Zira hem devletler hem de aileler bir geçiş dönemi yaşamaktadırlar. Aradaki fark, biri sesli diğer ise sessiz olmaktadır. Yani devlet büyük olunca, gıcırtıları da büyük olmaktadır ve kamu oyunda daha fazla ses getirmektedir. Aileler küçük olduğu için, çıkan sesler de küçük oluyor.

Ancak bilinmelidir ki, Mısırda yaşanan süreç ile bir ailede yaşanan süreç arasında hiçbir fark yoktur. İkisinin de ana nedeni yeni bir mevsime geçiş sıkıntısıdır.
Baskı ile idare edilen kadın ve çocuklar, yeni mevsime girerken, gözleri açılıyor ve artık haklarını aramaya, insan gibi muhatap alınmaya talip olmaktadırlar. Basiretsiz olan aile reisleri ise eski iktidarını kaybetmeme derdindedirler.

Bu durumda yapılması gereken tek şey, zamana uyum sağlamaktır, mevsimin gereğini yapmaktır. Bu geçiş elbette ki bir anda olmamakta- dır. Zira bir süreçtir ve sabırlar geçilmelidir.

Bayanlar ve çocuklar, bir anda eşlerinin veya babalarını değişmesini beklememelidirler. Sabırla hareket etmeli ve ailenin dağılmaması adına bazı şeylere katlanılmasını bilmelidirler. Aksi taktirde Mısır, Tunus, Libya örneğinden ders alınmamış olacaktır.
Her aile reisi, okul müdürü, şirket patronu, il valisi, köy muhtarı kendine şu soruyu sorma zamanı gelmiştir: Acaba ben de bir Kaddafi miyim?

Bu Yazı 2017 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar