Bereket Kaynağımız; Yaşlılarımız
..        
1982 yılında 18-24 Mart tarihleri arasında kutlan- masına karar verilen yaşlılar haftası, her yıl bu tarihler arasında bir takım etkinliklerle kutlanmaktadır.
Her insan için değişik mana ve önem ifade eden yaşlılık, hayatın çok özel bir dönemidir. Yaşlılarımız dün ile bugün arasında köprü kuran, kültürümüzü ve değerlerimizi yarınlara taşımamızı sağlayan en değerli varlıklarımızdır. Yaşlılık dönemi itibar gerektirmektedir bu aynı zamanda bir minnet borcudur. Yaşlı bireylerin toplumla bütün leşmesi, daha aktif olması ve yaşama bağlı kılınmaları gerekir.
Bizi biz yapan annelerimizin, babalarımızın, ninelerimizin, dedelerimizin; yani varlıklarıyla hayata renk katan ve toplumumuza rehberlik eden yaşlılarımızın haftasıdır bu hafta. Bizleri dünyaya onlar getirdi, Onlar büyüttü. İlk önce annemiz, babamız oldular. Ağladığımızda gözümüzün yaşını silen de onlardı. Güldüğümüzde mutluluktan uçan yine onlar. Acılarımız onlarla azaldı, mutluluklarımız onlarla çoğaldı. Ekmeğimizi elimize alıncaya kadar onlar arkamızdaydı. Evlendik yine desteklerine ihtiyaç duyduk. Çocuklarımızın anneannesi, büyük babası oldular. Onlara sevgilerini, şefkatlerini verdiler, onlardan sevgi ve şefkat aldılar. Olgun, sabırlı, fedakâr olmayı onlardan öğrendik. Şimdi onlara her zamankinden daha çok destek olmak zorundayız. Onlara göstereceğimiz ihtimam yeni nesillere bırakabileceğimiz beklide en değerli miras olacaktır. Yaşamlarının son demlerinde mutlu olmalarını sağlamak boynumuzun borcudur.
Bir ömrün büyük kısmını topluma ve ülkeye hizmetle geçirmiş insanların, yaşlandıkları ve bakıma muhtaç oldukları dönemde ömürlerinin sonuna kadar insan onuruna yakışır bir şekilde bakım talep etme hakları vardır. Ailelerinden ve çocuklarından bu hizmeti çeşitli nedenlerle alamayanlara bu hizmet imkânlar ölçüsünde Devletimiz tarafından verilmektedir.
Yaşlılarımıza iyi bir yaşam ortamı oluşturmak ve onların geri kalan hayatlarını en iyi şekilde sürdürmelerini sağlamak temel amacımız olmakla birlikte sadece bu ihtiyaçlarını karşılamak tek başına yeterli olmamaktadır. Yaşlılarımızın içinde bulundukları dönemin psiko-sosyal özellikleri nedeniyle toplumdan ve biz bireylerden önemli beklentileri bulunmaktadır. Bu beklentilerin çoğunluğu ise psikolojik ve duygusal ihtiyaçlarıyla ilgili beklentilerdir. Yaşlılık birey olarak hiç birimizin arzulamadığı bir durum olmakla birlikte kaçınılmaz bir süreçtir. Bir gün hepimizin bu süreci yaşayacağını düşünerek yaşlılarımızın ihtiyaç duyduğu ilgi ve alakayı onlara göstermeliyiz..
Yaşamın bir gereği olarak hızlı bir toplumsal değişim geçirilmektedir. Bu değişim aile yapımızda ve kişiler arası ilişkilerimizde de önemli etkiler bırakmaktadır geniş aileden çekirdek aileye dönüş, ailede kadın ve eş dahil tüm bireylerin çalışma hayatına katılması yaşlıların bakım sorununu ortaya çıkarmaktadır. Bu bakım sorunu sosyal devletin bir gereği olarak huzurevleri yolu ile karşılan- maktadır. Ne var ki en iyi huzurevi ortamını sağlamanız yaşlılarımızdaki terk edilmişlik duygusunu, yalnızlık duygusunu ortadan kaldırmamaktadır. Bu noktada birey olarak bizler, toplum ve diğer kurumlarımız yaşlılarımızı sık sık ziyaret etmek ve onlarla yakından ilgilenmek konusunda gerekli duyarlılığı göstermelidirler. Zaman içerisinde huzurevi hizmetlerimizi yerine getirirken ve toplumsal yaşam içerisinde yaptığımız gözlemlerde tespit ettiğimiz bir gerçeği burada ifade etmek istiyorum. O gerçek ise ruhun yaşlanmadığı gerçeğidir. Hepimiz için geçerli olan ve bizi hayata bağlayan sevilme, önemsenme, ilgi görme isteğinin yaşlılarda da çok canlı olduğunu ve bunu onlara karşı göstermenin çok ta zor bir şey olmadığını ve hatta görevimiz olduğunu burada bir kez daha hatırlatmanın yararlı olduğu kanaatindeyim.
Yaşlıya göstereceğimiz ilgi ve alakanın çok önemli ve insani yönlerimizin bir gereği olmasının yanı sıra aslında yaşlılığın bir son olmadığı sadece bir kronolojik dönem olduğu gerçeğini de burada hatırlatmak istiyorum. Ruhumuz; sevmeye, sevilmeye, ilgiye, önemsenmeye ihtiyaç duyduğu müddetçe, gülümseyebildiğimiz müddetçe; yaşamaktan mutluluk duyduğumuz müddetçe, üretebildiğimiz müddetçe yada tüm bunlar bize hissettirildiği müddetçe yüzümüzdeki çizgilerin, bedenimizdeki ağırlaşmanın çokta anlamlı ve önemli olmaması gerek. Bunu zaman birçok defa bize ispatlamış durumdadır. İşte bu ispatlardan bazıları. Pasteuer kuduz aşısını bulduğunda 60 yaşındaydı, Mimar Sinan Süleymaniye Camisini bitirdiğinde 70 yaşını geçmişti vb. Bu örnekleri çevremize bakarak çoğaltmak mümkün. Sanırım bu ve buna benzer örnekler Yaşlılar haftasını veya yaşlılığı kendini yaşlı sayanlar için ve bizim bakımımıza ihtiyaç duyanlar için daha anlamlı kılıyor. Bize düşen görev ise böyle özel günlerde ve haftalarda ve hatta her an yaşlılarımızın yanında olmak ve onların son ana kadar hayata tutunmalarını, üretebilmelerini ve düşünebilmeleri- ni sağlamaktır.

Bu Yazı 1816 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar