BİLİRMİSİN?
..        
Hafiften çiseleyen nisan yağmurunda arşınladığım küçük tepeleri; biraz ıslandıktan sonra, tandır sobayı iyice ateşleyip yanında uyumanın tadını;
Baharatçı dükkânının önünden geçerken akciğerinizin en uç noktasına kadar yayılan nane, karanfil, kekik, karabiber ve kimyon kokusunun güzelliğini;
Eski(!) kitaplar satan ve tamir eden ihtiyar sahafın dükkânındaki rutubetli sayfaların yaydığı kokuyu;
Askere yolladığı oğlunun, geriye gelen elbiselerini yutarcasına koklayan annenin aldığı kokuyu;
Sevdiğinin hatırası işlemeli çevreyi göğsünde saklayan delikanlının çektiği sevdanın değerini;
Sırf utandığı için, ailesine “Ben şunu istiyorum” diyemeyen kızın gönlünde besleyip büyüttüğü sevdanın değerini;
Yıllar geçse de ilk günkü değerinden hiçbir şey kaybetmeyen dost ve dostlukların değerini;
Uzun yaz günlerinde ölesiye çalıştıktan sonra içtiğin bir bardak su ya da soğuk ayranın lezzetini;
Üzümden hem pekmez hem de sirke çıkaran kudretin esrarını;
En dara düştüğünüz anlarda gurbet türkülerinin verdiği tadı;
İmkânı ne kadar kıt olursa olsun, yaşamın ortasından tutan insanların azminin değerini;
Her gün çağıramasan bile, gönlünde misafir ettiğin garibanların sana ettiği duanın değerini;
Baharda yağmurun, kışta karın; kara gözlerdeki esrarın değerini,
Bir tek bile olsa ekmeği paylaşmanın, soframızı herkese açmanın verdiği mutluluğu,
Dolunayda sevdiğini hayal etmenin, mırıldandığın sevda türkülerini O'na adamanın tadını;
Çekemeyeceğini bile bile ağır yükler altına girmekten çekinmeyen karıncanın inadını;
Sen dere kenarında otururken, derede yıkanan hilalin güzelliğini;
Ana sütünün, taze ekmeğin, kundaktaki bebeğin, yetim başı okşayan elin değerini;
İğne oyası işleyen eli kınalı bacıların, değerli eşyalarını yerleştirdiği (aslında hayallerin ve ümitlerin demlendiği ) ceviz sandıkların kokusunu;
Yaptığı yanlışı fark ettikten sonra yüzü kızaran insanların mahcubiyetini;
Birkaç dakika içinde yenilip biteceğini bile bile hazırladığı yemeğe özen ve sevgi katan annelerin emeğinin değerini;
Gözlüğünün üstünden baka baka kanaviçe işleyen ninemin yüceliğini;
Bir maniniz yoksa annemler size gelecekler diyen komşu kızının kızaran yüzünün güzelliğini;
Utancından dolayı halini arz edemeyen yetimin, ihtiyaç sahibinin nezafetini;
Kızılca kıyametin orta yerine, yangının içine çocuğunu kurtarmak için dalabilen annenin yüceliğini;
Her gün önünden birkaç defa gelip geçtiğimiz yolun kenarında olan fakat bizim hiçbir zaman dikkatimizi çekmeyen ağaçta hangi sevgililerin adının yazılı olduğunu; bu ağacın hangi gizli buluşmalara şahitlik ettiğini;
Bizim beğenmediğimiz! Ekmeği ve eşyayı bile bulamayanların olduğunu,
Seher vakti uyanıp tatlı uykudan, gittiğim dağları; üzerine yayıldığım ıslak çimenleri...
Tepelerin ardından, yeni doğmuş bebeklerin kundakları üzerine doğan güneşi...
Küçülüp küçülüp de saklandığım güleç çocukların gamzelerini...
Fırından yeni çıkmış ekmeğin; taze demlenmiş çayın tadını...
Kuşkanadındaki sevda mektubunun önemini; Gökten boşanırcasına kurak topraklarda yağan yağmurun değerini...
Yavrusuna, gagasıyla yiyecek taşıyan serçenin sevgisini; annesinden ayrı düşmüş bir yavru serçenin kalbindeki güpültüyü...
Dağ başında susuzluktan yanmış insanlar için bir yudum suyun değerini veya kır çeşmesinin önemini;
Kuytu köşelerine ilişiverdiğimiz sevgi dolu yüreklerin bizlere verdiği sıcaklığı...
Takvim yaprağında kışı bahara ekleyen günlerden en sonuncuyu;
Uzun ve karanlık koridorların en ucunda beliren küçücük bir ışığı,
Hastane odalarında çocuğunun başını beklerken yataktaki çocuğunun başını okşayan annelerin yüreğindeki sıkıntıya bir nefeslik de olsa gelen serinliğin değerini...
Siyah beyaz bir fotoğrafta kalmış silik fakat tatlı bir hatıranın bizi alıp gittiği o güzel günleri...
Taze yufkanın kokusunu ve tadını, kuyu suyunu, gece gezilerini, ev reçelini, çeşme başı sohbetlerini, yer yatağını, mahallenin delisini, yağmur sonrası toprak kokusunu, kirazı dalından yemeyi, yüreklere gömülü sevdaları, dam üstündeki asmanın altında geçen yaz gecelerini, yalansız sevgileri, hüzünlerin girdabını, mazlumun ahını...
Bal olmayı, kul olmayı, pul olmayı, kül olmayı... BİLİR MİSİN? Bilir misin kardeşlik?—

Bu Yazı 1877 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar