BİR BAŞKA 19 MAYIS
..        
Geçmişten günümüze eğitilmiş ve eğitilmekte olan her insanımız 19 Mayıs tarihini çok iyi öğrendi. Yani Mustafa Kemal'in 9. Ordu Müfettişi göreviyle 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkıp Anadolu'da Milli Mücadele ateşini tutuşturması olarak öğrendi. Ve bu günü Cumhuriyet tarihi boyunca büyük bir coşkuyla Gençlik Bayramı olarak kutladık, kutlamaya da devam ediyoruz.
19 Mayıs'ı hep bu yönüyle bildik; fakat 19 Mayıs'ın farklı bir yönünü nedense hiç düşünmedik, aklımıza getirmedik. Çünkü bayramların coşkulu ve büyülü havası bize şehitlerimizi hatırlatmadı. Buradan anlaşılması gereken bayramların gereksizliği değil; bayramların oluşabilmesi için hayatını feda eden şehidin şahadetini anlayabilmektir.
Farklı bir 19 Mayıs demiştik. Evet 19 Mayıs 1915 Çanakkale Savaşları Türk süngü Hücumu.
1915 Nisan'ının ortalarında beklenen Çanakkale çıkarmasına asker toplanmak üzere dönemin Erkan-ı Harbiye Vekili Enver Paşa önce İstanbul Üniversitesi, sonra İstanbul ve Vefa Lisesi öğrencilerine hitaben yaptığı konuşmakların sonucunda üniversitenin çeşitli fakültelerinden, İstanbul, Vefa ve Kastamonu Abdurrahman Paşa Lisesinden öğrenciler bir gecede gönüllü yazılarak 2. Tümen'i teşkil ettiler. Bu teşekkülün arkasından kalem tutan eller bilim silahını bırakıp harp silahını eline aldı ve aynı anda eğitime başladı.
25 Nisan'da Çanakkale Cephesinde çıkarmalar başlayıp savaş kara savaşlarına dönüşünce 10 Mayıs 1915'te Enver Paşa cepheyi denetlemeye gelir.
Gelişmeleri alıp cepheyi inceleyince Tek Çam ile Korku Deresi arasındaki 3,5km'lik Kanlı Sırt'tan baskın niteliğinde bir taarruz yapılarak Anzacların denize dökülmesini ister.
Çanakkale Cephesinde savaşan 5. Ordu komutanı Limon Von Sanders bu taarruzu onaylar ve yapılmasını 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa'ya emreder.
Esat Paşa, Anzacların bu mevzileri çok iyi istihkâm ettiğini ve kendilerinin bulundukları yerde bir güç merkezi oluşturmadan yapılacak olan taarruzun başarısız olacağını belirtse de Enver Paşa taarruzun yapılmasını emreder. Esat Paşa bu emir karşısında kuvvetlerine taze kan olarak yeni bir tümenin verilmesini ister. Buna bağlı olarak 13 Mayıs'ta İstanbul'dan hareket eden 2. Tümen 17 Mayıs günü Çanakkale'ye ulaşır ve 18 Mayıs günü Kuzey Cephesine yerleştirilir.
On bin civarındaki mevcudunun tamamına yakını milletin geleceğine yön verecek öğrencilerden oluşan 2. Tümen bir gün sonra yapılacak taarruz için cephedeki yerini aldığında cephenin fiziki koşulları hakkında tam bir bilgiye sahip değildi; ama bir şeyi akıllarına mıh gibi çakarak gelmişlerdi. O da milletin namusu olan Çanakkale'yi sonuna kadar savunmak ve gerekirse canlarını vermekti.
2. Tümen'in 1. ve 5. Alaylarında yoğunluklu olarak bulunan tıbbiyeliler beyaz, İstanbul Liseliler ise sarı kurdelelerini okullarını temsilen kollarına takmıştı. Bu birlikler cepheye girince hedef haline gelmemeleri için kurdeleleri çıkarttırılmıştı. Türk insanı bu öğrencilerin oluşturduğu ve çok kısa bir eğitimin arkasında Çanakkale'de en ön siperlere yerleştirilen 2. Tümen'in diyetini çok ağır ödedi.
Askerler cepheye geldikçe siperlerdeki kalabalık arttı. Türk siperlerinde 15cm'ye bir asker düşüyordu. 18 Mayıs'ı 19 Mayıs'a bağlayan gece Türk siperlerinde ataş hiç sönmedi. Askere, geleneğe uygun olarak sıcak çorbası içirildi ve askeri coşturacak marşlar söylenmeye, ayetler okunmaya başladı.
Günlerdir Türk siperlerinde süregelen bu hareketliliği çok iyi değerlendiren Anzaclar Türklerin bir taarruz için hazırlık yaptığını anlayarak mevzilerini hafif ve ağır makineli tüfek ve sahra toplarıyla güçlendirmiş; 3,5km'lik hatta makineli tüfek sayısını 2500 ile 3000 civarına çıkarmıştır. Ve beklenen günün yaklaştığını anlayınca 18 Mayıs'tan itibaren taarruzu beklemeye başladılar.
19 Mayıs gece 3.30'da bütün hazırlıklar tamamlanarak 2, 5, 16 ve 19. Tümenler toplam 42000 askeriyle bir sel gibi akına geçti. Fakat beklenen olmadı. Anzaclar denize dökülemedi. Savaşın daha ilk anlarında bir alay komutanının yerde yatan askerlerini görünce dayanamayarak elindeki silahla ayağa kalktığı anda alnından giren üç mermi ile şehit olması moralleri bozdu.
Daha yirmi yaşını doldurmadan cepheye koşan mektepli Mehmetler Yunus'un “ Gök ekini biçer gibi” tabirine benzer bir şekilde daha sümbülleşip başak vermeden hayat sularını toprağa katıp vatanın hayat suyu haline getirdiler.
Anzacların 1 800 000'e yakın makineli tüfek mermisi yaktığı bu günde toplam zayiatımız şehitler, yaralılar ve kayıplarla 20 000'i geçmişti. 2. Tümen'de ise durum vahşeti andırıyordu. 10 946 mevcutlu tümenden geriye 5 600 kişi kalmıştı.
Sadece altı saat süren bu taarruz için İngiliz yazar Alan Moorehead şunu diyor:
“Saldırıda sanki bir çağlayanın akışı gibi bir hareket vardı. Bir sıra asker, siper önüne gelip biçildiği zaman bir başka sıra ortaya çıkıyor ve hemen onlar da biçiliyordu. İlk saatlerde bu iş düpedüz bir kıyım şeklinde devam etti.
Anzac askerlerini vahşi bir heyecan kaplamıştı. Hiçbir savaşta böylesine tek taraflı bir kıyım yaşanmamıştı. Ve geride, yedekte bırakılan Anzac askerleri bu kıyımda rol alabilmek için öndeki askerlere para bile teklif ediyordu.”
19 Mayıs akşamı Esat Paşa durumu raporuna şöyle bildirdi:
“Emriniz gereği bugün sabahleyin 3.30'da düşmana baskın niteliğinde taarruz edildi. Yedi saat aralıksız ve büyük bir dayanışma ile bütün cephede devam eden saldırılar sırasında subay ve eratta %50 oranında kayba neden olmuş ve saldırının devamı halinde bütün birliklerin yok olmasını önlemek amacıyla taarruz durdurulmuştur.”
Ülkelerin savaş tarihinde çok ağır kayıplar verdiği savaşlar mutlaka vardır. Ama verilen kayıp o ülkenin insanının vatan uğruna ölmesinden daha fazla anlam taşıyorsa işte bunun o ülkenin bütün bireylerince bilinmesi gerekir. Özellikle yaşıtları olmaları hasebiyle lise ve üniversite öğrencilerinin bu insanlara karşı vicdanlarında bir sorumluluk, bir mesuliyet hissetmesi gerekir.
19 Mayıs Türk Süngü Hücumunda 2. Tümen'in verdiği şehitler can vermenin haricinde özelliklere haiz şehitlerdir. Onlar hala bilimde, sanatta, siyasette, eğitimde acısını ve yokluklarını hissettiğimiz; eğitimli, ülkeye yön verecek nitelikte insanlardı. Okur yazar oranının %15 civarında olduğu bir ülkede tabiri yerindeyse kaymak tabaka özelliğinde bir topluluktu.
Bir toplumun eğitilmiş insanlarını kaybetmesi demek o toplumun temellerinin kökünden sarsılması demektir. Daha bıyığı bile terlememiş yiğitlerin deyim yerindeyse kalifiye yiğitlerin vatan sevgisi, aşkı, imanı bugün on yedi aylık bebeğe cinsel istismarda bulunanlara, ilköğretim üçüncü sınıfa uyuşturucuyu sokanlara, inançsızlık girdabında şehveti aşk sananlara anlatabilseydik bu sorunları daha az tartışırdık.
Bana göre verilen şehitlerin arkasından yapılması gereken bir tek şey vardır. O da onları anlayabilmek, onların şuuruna erişebilmek ve onlar gibi yaşayabilmektir.
Bugün birçok yolla eğlence düşkünü haline getirdiğimiz insanlarımızı ve özellikle gençlerimizi bu girdaptan çekip almalıyız. Çünkü şehvete ve eğlenceye düşkün bir millet ayakta kalamaz. Büyük Roma İmparatorluğu'ndan günümüze dek birçok cihanşümul devletin yıkılışını ve dağılışını bu toplum keneleri hazırlamıştır.
Bu vesileyle gençlerimizi ve özellikle altıncı sınıftan itibaren bütün öğrencilerimizi ecdadını anlamaya, anlatmaya ve onlar gibi yaşamaya davet ediyorum. Saygılarımla!...

Bu Yazı 2603 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar