BİR ELİF MİKTARI PAPATYA
..        
Hüzünlü bir hikayenin sonuna düşülmüş, eskimiş bir cümlenin, boyası dökülmüş son kelimesinin en yaşlı, en yaslı ve en titrek harfi üzerinde iğreti duruyorum..İğreti yaşıyorum..Düşmekten korkuyorum ve ayakta durmak için adeta çırpınıyorum..
Ayakkabılarım sağlam..Yüreğimdir eskiyen…
Yüreğimin deliklerinden içeriye ayaz yeniş sular, doluyor. İçimde süzülen her soğuk damla, güneşi bir ömür boyu uzaklaştırıyor benden…
Ayakkabılarım sağlam..Yüreğimdeki deliklerden içeriye kış kıyamet doluyor. Hiç iğne tutmamış ki ellerim, ne dikmesini bilirim, ne de açık yaralarımı yamamasını. Yüreğimdeki her delik açık bir yaradır aslında. Her yaradan dondurucu sonbahar, buzdan kurşunlar gibi düşer damarlarıma. Bu sonbahar ki, çatlatır dudaklarımı, üşütür kirpiklerimi. Sonra ayazı unutmuş bir gecede bir dal kiraz çiçeği düşer rüyalarıma. Ardından bir dal pembe elma çiçeği. İşte baharrın şavkı derim, işte yaratanın ruhlara serptiği narin çizgiler, işte sevgiden damlalar derim.
Bir küçük papatya çiçeğidir baharda gönlümü alan.. O ne nazlı bir müjdedir gönül yorgunluğuma. .Mor sislerin içinden geçip, mor dağları aşıp, bembeyaz bir taç giyme törenidir billur saraylarımda..Küçük yüzünde hem ağlayan hem giden bir gelinin ince telaşı, buruk heyecanı sezilir.
Dağ başlarının dumanlı türkülerinin hemen ardından, papatya bedenlerinin yamaçları beyaz bir duvak gibi, beyaz bir dua gibi sardığı bir vakitte sussam..Sustursam içimi ateşlere çeviren seslerin ahengini. Sustursam kelimelerin bendeki gün görmemiş sevdalarını. Sussam da hiç bilmediğim bir ülkenin kelimeleri unutmuş sultanı olsam. İnce endamlı bu ülkenin tılsımına dokunsam. Kızıl bir ateş gibi açsam ben de çiçeklerimi, konuşmadan, çağırmadan kelimeleri, duyulmadık hikâyeler söylesem.
Sussam..Topraktan göğün mavi menziline uzanan o ince yolda bir tek papatyaları dinleyerek ömür süren bir derviş olsam..Gönlüne papatya dökülmüş bir bahçıvanın dudağındaki türkü olsam.
Papatya ki,
Karanlığın zülüflerinden damlayan ak kanatlı bir düş..Zemheri soğuğuna aşina yanaklarıma samyeli sıcağında vuran nazlı gülüş…Bir çift turna latifliğinde göğe açılan kanatlarından zamanın kifayetsizliğine sitemkâr bir süzülüş…
Her kıvrımına sonsuz intizarları dolduran bir küçük elif..Öyle bir elif ki, kokusunda o bahara dek düşmüş ve düşecek bütün cemrelerin sıcaklığı var. Küçüklüğünde toprağın yüzünü güldüren tatlı beyaz neşesi var..Öyle bir elif ki, duruşu latif, serpilişi narin kalbi kırılgan , dikilişi mütevazı,salınışı nazenin, gönlü hürmetkâr..Yunus'un gönlüyle duyduğu kadar duakâr..
Başında dokunulmamış karları kıskandıran beyazlıktaki küçük tacı billurdan, miskten ve ipekten hasıl… Yapraklarının her birine sabahları ezanın nurundan bir kelime düşer, her elif baharda başka bir gönlü fetheder. Ayrı bir aşkın hikâyesini anlatır dağlarda...
Her papatya kalbimin bahçelerine mühürlü bir elif olur bana..Duanın en mütebessim yüzüyle dokunarak bakışlara, elifle başlayıp O'nun ismini anarak varırlar huzura..,
Gönlünü sonsuzluğa açmış duran papatya kalbe nazik bir dost olur, bulmasını bilene, bakmasını bilene..
Bir elif miktarı yalnızlıktı günün bütün saatlerine sinen…Bir papatyanın göğe bakışını fark etmeden önce..Bir elif miktarı sessizlikti gecenin içinde titreyen…Beyaz peçeli yıldızların da papatyalara vurgun olduğunu bilmeden önce…

Bu Yazı 3099 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar