BİR HAZİNEDİR SALAVAT
..        

Salât; dua, istiğfar, rahmet, tebrik ve saygı gibi manaları ifade eder. Kur'an-ı Kerim'de “Muhakkak ki Allah ve melekleri peygamberlere hep salât ederler! Ey iman edenler siz de ona salât edin ve tam bir içtenlikle selam verin.” (Ahzab 36/56)

Bir çok hadisi şerifte peygamberimize salavât getirmenin önemi vurgulanır. “Kıyamet günü insanların bana en yakını bana en çok salavât okuyandır.” (Tirmizi, salât 357). Bir başka hadisi şerifte de “Kim bana bir salavât okursa Allah da ona on rahmet ve ikramda bulunur.” Buyurulmaktadır.

Peygamber Efendimiz Habibullah'tır. Makam-ı Mahmud (övülmüş makam) unvanının yani bütün ümmete şefaat etme makamının kendisine verildiği bir zattır. Cenab-ı Hak tarafından nihayetsiz muhabbete ve merhamete mazhar olmuştur. “Bir şeyin yapılmasına sebep olan onu yapan gibidir.” sırrıyla bütün ümmetin hidayetine vesile olması noktasında bütün ümmetinin sevaplarının ve ibadetinin bin misli amel defterine kaydedilen böyle külli bir ibadete ve feyze sahip bir zattır. Bütün iman ehline imam, bütün insanlara hatip, bütün enbiyaya reis, bütün evliyaya seyyid, bütün enbiya ve evliyadan oluşmuş bir zikir halkasının başı makamında ve mertebesinde olan bir zattır. İşte o zat (A.S.M) kendisine yapılan bütün duaların neticesi olarak öyle bir makam ve mertebededir ki, bütün akıllar toplansa, bir akıl olsalar, o makamın mahiyetini ve kıymetini kavrayamazlar. Böyle bir makama sahip Peygamber Efendimizin umum ümmetinin salâvatına ihtiyaç göstermesinin ve umum ümmetini o kelimeyi söylemesine teşvik etmesinin hikmeti ise şudur ki;

Peygamber Efendimiz hem kuldur, hem de resuldür. Kulluğu noktasında Rabbimizin dergâhında bütün kâinatın ve biz insanların elçisi olması hasebiyle salât ister. Yani: Peygamber Efendimiz bütün kâinatı ve insanları arkasına alıp Cenabı Hakkın dergâhında bütün insanlığın en büyük ve daimi ihtiyacı olan ebedi saadeti, cenneti ve ebediyeti duasıyla ve ibadetiyle Rabbimizin dergâhında yalvararak, ağlayarak ve yardım isteyerek umumuz namına arz ve takdim ediyor. Onun arkasında olanlar, duasına katılarak “âmin âmin” diyorlar. Yani o duaların kendileri hakkında kabul olması için “Oh… Evet ya Rabbena! ver. Duasını kabul et. Bizde istiyoruz.” manasında âmin diyorlar. Şafiilerin kametten sonra ona dua edip onun için “Makam-ı Mahmud” istemesi, bu umumi ve külli ihtiyacımızın kabul edilip yerine getirilmesi noktasında bizim için şefaatçi olma makamının verilmesine bir duadır. Hatta ona getirilen her bir salâvat dahi onun duasına birer âmindir. Ümmetinin her bir ferdi, her bir namazın içinde ona salât ve salâvat getirmek ve Şafiilerin kametten sonra ona dua etmesi Peygamber Efendimizin ebedi saadet hususundaki duasına kuvvetli ve umumi bir âmin hükmündedir.

Evet, ayet ve hadislerde belirtildiği üzere mahşerin dehşetinden herkes hatta Peygamberler dahi nefsi nefsi diyecekleri zaman Resul-i Ekrem (A.S.M) ümmeti ümmeti diye re'fet ve şefkatini gösterecektir. Hatta doğduğu zaman evliyaların tasdikiyle validesi onun ağzından ümmeti ümmeti işitmiştir. Hem yaşayışıyla hem de sergilediği ahlak ile ümmetine karşı ne derece şefkatli olduğu aşikârdır. İşte ümmetine karşı hadsiz şefkatli olan böyle bir zat (A.S.M) ümmetinin bütün saadetleriyle alakadar olduğunu göstermektedir. Bu derece şefkatli merhametli bir rehberin sünneti seniyyesine ittiba etmemek ne derece nankörlük ve vicdansızlık olduğunu kıyas eyle.

İşte ey insan! Cenab-ı Hakkın sonsuz rahmetini bulan ebedi tükenmez bir Nur hazinesi buluyor. O hazineyi bulmanın çaresi; Rahmetin en parlak bir örneği ve temsilcisi ve o Rahmetin en güzel konuşan bir dili ve duyurucusu olan Rahmeten-lil âlemin (âlemlere rahmet olması) unvanıyla Kur'an da isimlendirilen Resul-i Ekrem (A.S.M)'ın sünnetidir ve ona uyulmasıdır. Bu Rahmeten-lil alemin olan cisimleşmiş rahmete vesile ise:
Salâvattır. Evet, “salâvatın” manası “rahmettir” ve o hayat sahibi cisimleşmiş rahmete, rahmet duası olan “Salâvat” ise o alemlere rahmet olarak gönderilen zata kavuşmaya vesiledir. Öyle ise sen “Salâvatı” kendine o Rahmeten-lil alemine vesile yap ve o zatı da Rahmeti Rahmana vesile olarak kabul et. Umum ümmetin Rahmeten-lil alemin olan (A.S.M) hakkında hadsiz çoklukla rahmet manasıyla Salâvat getirmeleri, Rahmetin ne kadar kıymettar bir Allah'ın hediyesi ve ne kadar geniş bir dairesi olduğunu parlak bir surette ispat eder.

Rahmet hazinesinin en kıymetli pırlantası ve kapıcısı Peygamber Efendimiz olduğu gibi en birinci anahtarı dahi: “Bismillahirrahmanirrahim”dir ve en kolay bir anahtarı da salâvattır.

Netice olarak Peygamber Efendimizin bizden salâvat istemesi haşa kendi ihtiyacı olduğundan dolayı değildir. Belki Peygamber Efendimizin bizden salâvat istemesi ümmetine olan şefkat ve re'fetinden dolayı umum ümmetinin her çeşit saadetleriyle alakadar ve her çeşit musibetleriyle endişe ve ızdırap duyduğundandır ki Cenab-ı Hakkın rahmetine mazhar olmamız noktasında yine bizim için hadsiz salâvat ve rahmet dualarını bütün ümmetten istemesi tam bir hikmettir.

Hem resul olduğundan yani; yanımızda Cenab-ı Hakkın emirlerini tebliğle vazifelendirilen bir elçisi olması noktasından selam ister. Biz selam getirmekle şu manayı ifade etmiş oluyoruz ki: Peygamber Efendimiz için selamet, ona teslim ve vazifesini kabul etmek, vazifesinin icrasında Allah'ın ona yardımını talep etmiş oluyoruz.

Hem seyyidina kelimesiyle de şu manayı ifade ediyoruz ki: “Ya Rab! Yanımızda elçiniz ve dergâhınızda elçimiz olan Reisimize merhamet etki bize de sirayet etsin.” manasını ifade ediyoruz.

Allah'ım onu bize şefaatçi yap, salât ve selamımızı ona ilet…


Bu Yazı 3218 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar