Bir Ahirzaman Dervişi: Nevzat Kösoğlu
05.11.2015        

BİR AHİR ZAMAN DERVİŞİ:

NEVZAT KÖSOĞLU

 

 

M. NİHAT MALKOÇ

 

 

 

“Ne kervan kaldı ne at, hepsi silinip gitti,

 İyi insanlar iyi atlara binip gitti.”(Necip Fazıl)

Türk fikir ve siyaset hayatında çok mühim bir simadır Nevzat Kösoğlu. O, birbirinden kıymetli kitaplarıyla, yayın hayatımızda ses getiren editörlük çalışmalarıyla, Türk-İslâm ülküsünü zihinlere nakşeden etkili konferanslarıyla, dergi ve gazetelerde kaleme aldığı kıymetli makaleleriyle Türk gençliğine yol göstermiş, idrakleri açmış ve ufkumuzu aydınlatmıştır. 73 yıllık dünya hayatını hayırlı cemiyet hizmetlerine hasretmiştir.

7 Ekim 1941’de Erzurum’un İspir ilçesinde dünyaya gelen Nevzat Kösoğlu, liseyi Erzurum ve Karabük’te okumuştur. Biri İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, diğeri yine İ.Ü. İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü olmak üzere iki üniversite bitirmiştir. Kösoğlu, 1964’te gazeteciliğe başlamış, Babıali’de Sabah gazetesinin Ankara temsilciliğini yapmıştır. Bugün itibariyle birçok önemli kitabı yayın hayatımıza kazandıran Ötüken Neşriyat`ı kuranlar ve idare edenler arasında yer almıştır. 1970 yılında Milliyetçi Hareket Partisi’nin Genel Sekreter Yardımcılığına seçilmiştir. 1977 genel seçimlerinde de MHP’den Erzurum milletvekili olarak parlamentoya girmiştir. Bir süre de avukatlık yapmıştır. Bu arada Söğüt dergisini çıkarmıştır. Türk Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanlığı yapmıştır. 

O; Türk kültürüne, ilmine, irfanına ve edebiyatına yaptığı katkılardan dolayı 2009 yılında TBMM Üstün Hizmet Ödülü’ne lâyık görülmüştür. Bununla birlikte bir zamanlar başkanlığını da yaptığı Türk Ocakları tarafından  kendisine “Hamdullah Suphi Tanrıöver Kültür Ödülü” takdim edilmiştir. Buna ilâve olarak 2012 yılında Uluslararası Türkçe Derneği (TÜRKÇEDER) tarafından “İsmail Gaspıralı Türk Dili Ödülü”ne lâyık görülmüştür.

Mâziyle istikbal arasında sağlam köprüler kuran merhum Nevzat Kösoğlu hukukçu, gazeteci, yayıncı ve yazardı. O, hiçbir zaman küçük siyasî hesaplar peşinde koşmadı. Kıblesi seyyar olmadı. Daima yerli kültür kaynaklarından beslendi. Batının kapılarında ulufe peşinde koşmadı. Protokolden ve şatafattan özellikle kaçındı. Kibir ve enaniyetten uzak durdu.

Düşünce hayatımızda Ziya Gökalp, Mümtaz Turhan ve Erol Güngör zincirinin son büyük halkası sayılan Nevzat Kösoğlu 12 Eylül Askerî Darbesinin tosladığı talihsiz kişilerden biridir. Zira o, 12 Eylül 1980 İhtilali’nden sonra bir buçuk yıl hapishanede yatmıştır. O, böylelikle siyasetin ceremesini de çekmiştir. En buhranlı dönemlerde elini değil, vücudunu taşın altına koymuş, daima fikir üretmiş, milliyetçi çözüm yolları arayışı içerisinde olmuştur.

Türk milliyetçiliğinin yüz aklarının başında gelen Nevzat Kösoğlu’nu sıra dışı kılan ve ülküdaşlarının gözünde daha da büyüten hadiselerden biri de, 12 Eylül sürecinde Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi’ndeki yargılamalarda dik ve mağrur duruşuydu. Duruşmalarda daima “savunan adam” rolünde gördüğümüz merhum Kösoğlu, birilerinin talimatıyla öfke ve nefret duygularıyla önyargılı muhakemede bulunan mahkeme üyelerine adeta ders vermiştir. Lider kadroları dağıtılan, yargılanan ve suçsuz yere mahkûm edilen milliyetçi kadroların bir mensubu ve akıl hocası olarak, hâkimlere hiçbir zaman yalvarmamış, kendisini ve bağlılarını acındırmamış, izzetini muhafaza etmiştir. Hiçbir zaman karamsarlık batağına düşmemiştir. Onun “Konuşmalar” isimli eserinin “Mahkemede” bölümünde bunları tafsilatıyla bulabiliriz.

Kara zindanları Yusufiye’ye döndüren milliyetçi ve mukaddesatçı camianın önde gelen isimlerinden biri olan ve daima sorumlu bir aydın tavrıyla hareket eden Nevzat Kösoğlu, Türk-İslâm ülküsünün yılmaz bir neferi olarak daima dik, diri ve iri durmuştur.  Zor zamanlarda bile düşüncelerinden ve ideallerinden bir milim bile sapma göstermemiştir.

Merhum Nevzat Kösoğlu, milliyetçi bir aydın olarak hep önde yürümüştür. Daima aydın sorumluluğu içerisinde hareket etmiştir. Milletinin değerleriyle değerlenmiştir. O, “Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler” adlı kitabında aydının konumu ve sorumluluklarına dair şunları söylüyor: “Meyveli ağaç taşlanır; ama bu cehalet (başka bir kelime kullanamıyorum) ağaca dönük, ağacı yaralıyor, varlığına kastediyorlar. Batı’da yazılmış her cümleye, sorgusuz sualsiz, mal bulmuş Mağribî gibi sarılan ve hemen millî varlığımıza saldırıya geçenlere halkımızın cevabı çok sadedir: Kanı bozuklar, sütü bozuklar... Biz eli kalem tutanlar halkımızın ne dediğini çok iyi anlıyoruz, yürekten de katılıyoruz; ama sorumluluklarımız var; anlatmak, açıklamak, savunmak görevimiz var; başka türlü bu milletin aydını olamayız. Aydın, milletinin kıblesine dönük okumuş insan demektir; bu kıbleyi yani milletinin inandığı mukaddesleri savunmak görevi ona düşer.”

Nevzat Kösoğlu bir ömür, düşüncelerinden sapmayan bir dava adamıydı. Tarafı belli olan bir insandı. O, Türk-İslâm ülküsünden yana taraftı. Kendisini bildi bileli Türk-İslâm ülküsünün neferi oldu.  Kösoğlu, Türklükle İslâmlığı etle tırnak gibi düşündü. Ülkücü gençliğin donanımlı bir şekilde yetişmesinde emek sarf etti, onların ağabeyi oldu.

Kösoğlu, kalem ve kelâm namusunu her şeyin üstünde gördü. İğneyle kuyu kazarcasına sabırla, dikkatle ve özenle yazdı. Yazdıklarını somut delillere dayandırdı. Çünkü kelâm ağızdan çıkınca, hele de yazıya geçince, nice insanlara tesir eder. Bu yüzden hem söylediklerimize, hem de yazdıklarımıza çok dikkat etmeliyiz. Doğruluğu test edilmeyen ve olgunlaşmayan fikirleri yazıya dökmemeliyiz.  Körpe idrakleri zehirlememeliyiz.

Necip Fazıl’ın şiirinden ilham alarak söylersek yükü ağır bir devdi Kösoğlu. Çünkü o, söylediklerini yaşamış, yaşadıklarını söylemiştir. Bu yüzden de sözleri tesirli olmuştur.

Değerli düşünceleriyle idrakleri sulayan Nevzat Kösoğlu, birbirinden kıymetli kitaplar kaleme almıştır. Bunlar arasında “Kitap Şuuru, Konuşmalar, Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler(4 cilt), Millî Kültür ve Kimlik, Türk Kimliği ve Türk Dünyası, Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu ve Ziya Gökalp, Hukuka Bağlılık Açısından Eski Türkler’de İslâm’da ve Osmanlı’da Devlet, Türk Milliyetçiliği ve Osmanlı, Türk Dünyasında Yeni Bir Medeniyet Tasarımı, Türk Olmak ya da Olmamak, Küreselleşme ve Millî Hayat, Geçmiş Zaman Peşinde Yahut Vaizin Söyledikleri, Milliyetçilikte Yeni Arayışlar- Yahya Kemal Hayatı ve Düşünce Dünyası, Tarihe Konuşmalar, Küreselleşme ve Millî Hayat” ilk akla gelenlerdir. Güçlü bir kaleme sahip olan Kösoğlu, öte yandan dinî ve millî hayatımızda önemli bir yer teşkil eden şahsiyetlerle ilgili kitaplar da kaleme almıştır. Bunlar arasında “Bediüzzaman Said Nursi, Galip Erdem, Peyami Bey, Dündar Taşer, Arif Nihat Asya, Sabri Fehmi Ülgener, Şehit Enver Paşa” gibi biyografik eserleri sayabiliriz. O aynı zamanda 14 ciltlik Büyük Türk Klasiklerinin ve 32 ciltten oluşan, devasa bir kaynak olan “Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları” isimli kitabın yayınlanmasına öncülük etmiştir. Kültür Bakanlığınca yayımlanan bu çalışmada proje yöneticisi ve genel redaktör olarak çalışmıştır.

Merhum Kösoğlu’nun yazdığı biyografik eserlere baktığımızda bunlardan bir tanesi özellikle dikkat çeker. Bu, Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatını, davasını ve düşüncelerini anlattığı eseridir. Bu durum, Said Nursî’nin Kürt olması ve milliyetçiliğe karşı olması hasebiyle bazı çevreler tarafından yadırgansa da, o buna aldırmamıştır. Çünkü Said Nursî, Kürt kökenli olsa da hiçbir zaman Kürtçülük yapmamıştır. Kendisini Kürtçülük yoluna çekmek isteyenlere karşı çıkmıştır. Ömrünü, iman davası uğrunda, hapislerde geçirmiştir. Kösoğlu’nun bu eseriyle milliyetçi camiadaki Said Nursî önyargıları bertaraf edilmiştir.

Kösoğlu’nun dikkat çeken bir diğer önemli eseri de, bir asırdan beri hep tartışılan, bazılarına göre hain, bazılarına göre de kahraman olarak nitelendirilen Enver Paşa’nın fırtınalı hayat hikâyesini anlattığı “Şehit Enver Paşa” adlı biyografik eseridir. O, bu kitabında bütün önyargıları elinin tersiyle iterek, meseleye objektif ve bilimsel açıdan bakmayı denemiştir. Neticede 42 yıllık kısa ömrü içerisinde, şartlar elvermese de, her şeyi vatanın selâmeti için yapan, vatanı için ölüme seve seve koşan bir kahraman portresi ortaya çıkmıştır.  Böylece yıllardır dillere pelesenk olan ezberleri bozmuştur. Yepyeni bir Enver Paşa profili çizmiştir.

Nevzat Kösoğlu kendisini Türk-İslâm ülküsü dairesinde görüyordu. O, ırk duvarlarıyla örülmemiş, sınırlan(dırıl)mamış bir Türk milliyetçisiydi.  Son zamanlarda moda hâline gelen “ulusalcılık” onu tanımlamaktan uzaktı. Çünkü ulusalcılıkta dinî ve millî değerler ya benimsenmemiş ya da erozyona uğramıştır. Bu, kuru ve yoz bir tabirdir. Ona göre “Ulusalcılık sakat doğmuş, toplumsal tabanı olmayan bir milliyetçilik iddiasıdır ve ölmüştür.”

Kösoğlu, kendi çıkardığı Söğüt dergisinde kaleme aldığı “Fetih ve Zaman” yazısında İstanbul’un Fatih’ine şöyle seslenir: “Mekânın cennet olsun Hünkârım, feth-i mübinden bu yana beş yüz on altı yıl oldu. Her yeni gün dünya daralıyor; eloğlu, göklerden, şimdi zamanı gönlünce kesip biçiyor. Görünürlerde yokuz henüz. Nice zamandır, yıllar uzun, öyle uzun geliyor ki bize… Zaman fiilimizi aştı çoktandır; zamanı yapan biz değiliz artık. Dışımıza taştı, zaman dışımızda akıyor ve köpürüp kabaran dalgaları Hünkârım, uzaktan, itilmiş, yılgın seyretmek, sonsuzu kıran yabancı darbeler altında ezilmek öyle zor, öyle zor ki… Âlem-i İslâm’ın zamanda fetretidir bu: yıkık mabetlere döndü gönlümüz. Ama gökler aralansın, diyorum; İsrafil’in borusu mu çaldı ne? Bunca kahrı toprak çekmez Sultanım; zamanı kul etmek emelindeyiz… Yeşeren dualarımızı göklere çek ve Hünkârım, âli Osman’a selâm et ki, şimdi bir başka güç ve bir ölümsüz ölçüyle, sonsuzu kuşatmak kavgasına yolcuyuz.”

Horosan erenlerinin kadim izinden ayrılmayan, Türklükten ve İslâmlıktan beslenen Nevzat Kösoğlu,  manevî değerlerle bezenmiş münevver bir bakış açısına ve engin bir tarih şuuruna sahipti. O, müstesna bir ilim, irfan, fikir, aksiyon, gönül ve dava adamıydı. O, Türk-İslâm ülküsünü şiar edinmişti kendisine. Milliyetçiydi; ama bu milliyetçilik ırka dayalı değildi. O, milliyetçilik anlayışını Meclis’teki bir konuşmasında şöyle dile getiriyordu: 

“Muhterem üyeler, bizim milliyetçilik anlayışımız, Anayasa’nın dibacesinde yer alan milletin bütün fertlerini kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün hâlinde, millî şuur ve ülküler etrafında toplayan ve milletimizi dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak millî birlik ruhu içinde daima yüceltmeyi amaç bilir. Milliyetçiliğimiz ayırıcı değil, bütünleştiricidir. Ayrılıkları reddeder. ‘Vatan bir, bayrak bir, devlet bir ve kitap birdir’ diyen bir zihniyetin temsilcisiyiz. Ve inanıyor, uğrunda mücadele ediyoruz ki, istikbaldeki büyük mutluluklarımız ve heyecanlarımızla birlikte olacaktır.”

Hayata iman ve insan menzilinden bakan Nevzat Kösoğlu, analiz ve sentez kabiliyetleri üst düzeyde olan ileri görüşlü bir insandı. Memleketin toprak bütünlüğünden ve milletin hürriyetinden asla taviz vermeyen bir anlayışa sahipti. Başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da olmak üzere, ülkemizdeki terör sorunu herkes gibi onu da derinden üzüyordu. Millî iradenin odağı olan Meclis’e kadar gelen çapulcuların devlete meydan okuması onu çileden çıkarıyordu. Kökü dışarda olan bu hain bölücülerle ilgili olarak “Hazmedemiyoruz Efendim!” başlıklı yazısında şunları söylüyordu. “Meclise alınan eşkıya uzantıları her gün devletin itibarını yerlerde sürüklüyorlar; görmüyorsunuz. Her gün meydan okuyorlar; gülümsemekle yetiniyorsunuz. Bu tutumların siyasî hedefleriniz açısından değeri nedir, bilmiyorum; ama devleti şamar oğlanına çeviremezsiniz efendim; hesap sorun. Biz şehitlerin acısını da sineye çekeriz; tarihimiz, kültürümüz bu acıların eseridir; ama devlet eğilmesin! Hukuka bağlı ve saygılı bir yönetim, dünyanın hiçbir yerinde kendisini böyle aşağılatmaz, aşağılatamaz. Bizim kültür geleneğimizde devlet bütün mukaddesatımızın koruyucu yapısıdır, toplumsal değerlerimizin en üstünüdür; kutsallığı da bu anlamdadır ve buradan gelir. Ona küfrettiremezsiniz efendim! Türk'üyle, Kürt’üyle ruh bütünlüğümüz parçalanıyor efendim!”

Bugünkü dünya(özellikle üçüncü dünya ülkeleri) kapitalizmin ve emperyalizmin cenderesinde nefes alma mücadelesi veriyor. Günümüzde Batı dünyası ve ABD, zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına sahip olduğu hâlde geliş(tiril)memiş üçüncü dünya ülkelerini parmaklarında oynatıp sömürüyor. Kösoğlu, bunun nedenini yine bir Meclis konuşmasında şöyle dile getiriyor: “Sayın üyeler, gelişmekte olan ülkelerin yokluğunu çektiği asıl şey, ne sermaye, ne yeraltı veya yerüstü zenginlikleridir. Gelişmekte olan ülkelerde var olmayan yahut yeterince olmayan şey, yetişmiş, elit insan gücüdür. Büyük iktisadî zenginliğine rağmen, meselâ bir Kuveyt’i eğer gelişmiş ülkeler içinde göremiyorsak, bu yüzdendir.”

Kösoğlu’na göre gariban milletlerde huzur bırakmayan  “Emperyalizmlerin metotları değişmiştir; ama zihniyetleri hep aynı kalmıştır. Maskeler her zaman değişebilir; ama gerçek yüz daima kuvvete tapan bencil zihniyettir. Emperyalizmlerle mücadele, ancak güçlü, düşünce istiklaline ve millî hassasiyetlere sahip olmamızla mümkün olabilecektir.”

Altı asır boyunca dünyaya huzur ve nizam getiren Osmanlı Devleti, ne zamanki asrîleşmek kılıfıyla, şeklen Batılılaşmaya başladı, işte çöküş emareleri de o zaman kendisini açıkça gösterdi. Bu da fert ve millet olarak topyekûn kendinden kaçışı, güvensizliği ve geçmişin mirasını reddetme diyebileceğimiz davranış bozukluğunu beraberinde getirdi.  Tanzimat’la birlikte başlayan bu süreç Osmanlı’yı çöküşe taşıdı. Meselelere millî ve manevî açıdan bakan ve hadiseleri isabetli olarak tahlil eden Nevzat Kösoğlu bu konuda da doğru tespitlerde bulunuyor: “İnancını kaybetmiş olan aydınlarımız, kendinden, mukaddeslerinden, millî olan her şeyden kaçıyordu. Bu kaçış ona ruh istiklalini kaybettirdi. Yani insanî ve millî şahsiyetini. Yeryü­zünün bütün problemleri, korkuları, ıstırapları, sıkıntıları, meşakkatleri karşısında onu ayakta tutan, onu cesur ve atak kılan, onu meseleler karşısında mağ­lup edip, köleleştirmeyen, tarihî misyonunu unutturmayan ruh gücünü çökertti; nizamı âlem peşinde olan dev cüceleşti. Bu kaçışla Batıyla karşılaştı. O zamanlar Batı kapitalizmi, mektepler, mürebbiyeler, mason locaları, Osmanlı Bankası ve Beyoğlu’nu zevk panayırına çeviren şuh kadınlarıyla büyük taarruzundaydı kültürümüze karşı. Aydınlarımız bu zevk ve şöhret âlemine çağırılırken, şairimizin ifadesiyle, kendilerinden azıcık ihanet isteniyordu.”

Merhum Nevzat Kösoğlu, Kur’an-ı Kerim’i kendisine pusula edinmiş, hayata onun penceresinden bakmış, mutlak anlamda inanmış(muttaki) bir insandı. Allah’a ve onun Peygamberine teslimiyeti, ona daima kuvvet vermiştir. O; sevgiyi, cesareti ve gerçek hürriyeti Allah’a kul olmakta bulmuş, bunu şu ifadelerle dile getirmiştir:  “İnanan, heyecanla bağlanan insan hürdür ve sevgi doludur. Daha doğrusu, fıtratındaki sevgi gücü hayata yansımaya başlar ve her şeyi kucaklar. Kültürü canlı ve kıvrak, insanları rahat ve anlayışlı kılan temel bir faktör de budur. İnsan hürdür, çünkü imanla bütün korkularından kurtulmuştur ve hayat karşısında son derece cesur ve ataktır. İman zayıfladıkça sevgi kaybolur ve fıtratındaki korku, hayattan kendisine yansımaya, onu kuşatmaya başlar; o zaman, insan âtıldır, korkaktır ve hayatın esiridir. Bütün beşerî büyüklükler ruh gücünün bu tür doğuşları ile gerçekleşir.”

Kendi sıkıntılarını unutup Türk-İslâm dünyasının meselelerini kendisine mesele edinen Kösoğlu’nun söyleyecek çok sözü vardı. Söyleyeceklerini onlarca kitapta topladı. Söyleyeceklerini söyledi ve  “Dön!” emrine uyarak dünya sürgününü tamamladı. Dede Korkut’un dediği gibi “Gelimli gidimli dünya / Son ucu ölümlü dünya” Doğmak gibi ölmek de haktır ve Hakk’tandır. Bize düşen, ardımızda hayırla yâd edilecek bir isim bırakmaktır.

Birçok mütefekkirimiz ve idealist dava adamımız gibi, Nevzat Kösoğlu’nun da kadr ü kıymeti yaşarken bilin(e)memiştir. Fakat onu herkes anla(ya)masa da, davasıyla hemhâl olanlar çok iyi anlamıştır. Zaten büyük adamları herkesin anlamasını beklemek ham hayaldir.

İnancımız odur ki bütün insanlar bu dünyaya ilâhî imtihan icabı gelirler. Herkes imtihanını olduktan sonra sahneden çekilir. Sonra kulluk filmi ilâhî otorite tarafından seyredilerek puanlamaya tabi tutulur. Geçer not alanlar cennetle nimetlendirilir. Ne mutlu geçer not alabilenlere. Öyle de Nevzat Kösoğlu da her insan gibi bu dünya sahnesinde kulluk rolünü en iyi şekilde oynadı. Son nefesle birlikte o da her fani gibi sahneden çekildi.  Yapıp ettikleriyle dünyada hoş bir seda bıraktı. Kutlu bir neslin hamurkârı oldu.

İyi bir siyasetçi ve özgün düşünceli bir yazar olan Nevzat Kösoğlu, aynı ayda doğup aynı ayda ölen değerli bir şahsiyetti. O, 10 Ekim 2013’te Ankara’da ikamet etmekteyken aramızdan ayrılmıştır. Tarih düşürmeleriyle tanınan İsmail Yakıt, Kösoğlu’nun ölümünden sonra ona da şu tarihi düşürmüştür. “Türk fikir hayatının önemli kalemiydi/Dilerim mahşere kadar bâki kalır yâdı/Rumî’den söyledi Yakut tarihini:“Hudâ, firdevsinde meskûn eylesin Nevzâd’ı.” Kösoğlu, ülküsüyle ve eserleriyle daima yaşayacaktır. Allah rahmet eylesin.

Kaynakça: Konuşmalar, Nevzat Kösoğlu, Ötüken Neşriyat, İstanbul 1987


Bu Yazı 1762 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar