Bir Aşkın Hikayesi
..        
“Gönlümüzün kuytularını ılık yağmurlarla yağan mevsimin adı bu…
Yüreğimizin soğuk denizlerine kar diye düşen aşkın hikayesi bu…”
Kalbe düşen tutku dolu bir aşk, dudaklardan düşmeyen yanık bir türkü, dahası kara sevda bu bizimkisi…
Tezgahında ilmik ilmik bilgi, hoşgörü, barış ve kardeşliği dokuyan maharetli el. Fedakarlık ve cefakarlığın mimarı, inanç yüklü, ilim yüklü, eli öpülesi öğretmen!
Yeni yetme bir meslek değil, dünya kurulduğundan beri var olan peygamber mesleği bizimkisi. Onun içindir ki; “ Alimlerin kaleminden akan mürekkebi, şehitlerin kanından üstün tütmüş inancımız.”Öğretmen ruhun mimarıdır.” der töremiz.” Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” diyen felsefemiz. Hep ışık tutmuş aysız gecelere. Ondandır ki, hocasının atının nalından sıçrayan çamuru şeref yad edip, haşmetle İstanbul surlarından içeri girerek çağ kapatıp, çağ açan genç Fatih kendisine takdim edilen güllerin geri çevirme nezaketini gösterip öğretmeni Akşemsettin'e yönlendirmesi öğretmene saygının şahikası.
Milletimizin yükselmesinde, bekasında en etkili ve kutsal görevi yerine getirirken, gönül bahçemizde açan rengarenk gülleri aşkla, sevgiyle, inançla, doğrulukla sulayıp, nazlı güfte sıcaklığının gölgesinde buselik şarkılar besteleyip dinletmekteyiz tüm yurda. Minik kalpli yavrularımıza milli, manevi, ahlaki değerleri aşılayan ;vatanını, bayrağını ve ecdadını seven, cehalete karşı yetiştirdiklerimiz eğitim neferlerini fikir meydanlarına sürerek karanlıkların önüne set çekmeliyiz.
Bizim mesleğimiz sevgi mesleğidir. Yunus, Mevlana mesleği. “Sevmek zenginleşmektir, çoğalmaktır, bir başkasını düşünmektir. Böylece zindanların kapısını aralamak demektir.” “Öğrencilerimizin gönlünü fethedip, hücrelerine nüfuz edebilmeliyiz. “Sevelim sevilelim bu dünya kimseye kalmaz.” Diyen Yunus'a kulak verelim.
Öğrencilerimiz için birer modeliz. Yıllar sonra öğrencilerimiz bizleri davranışlarımızla hatırlayacaklar. Amacımız sesimizi yükseltmek değil, sözümüzü yükseltmek. Zira zambakların büyümesine vesile olan yağmurlardır, gök gürültüsü değil.
Bilim ve teknoloji çağında yaşadığımıza göre evlatlarımızı yaşadığımız çağa göre değil, yaşayacakları çağa göre hazırlamalıyız.Kendini yenileyen, okuyup araştıran, evrensel değerleri benimseyen, çağdaş düşünebilen, aydın, kendini ifade etme ve temsil etme becerisini kazanmış bireyler olarak yetiştirmeliyiz. Çünkü, “kenetlenmiş dişlerle özgürlük şarkısı söylenmez.” Demektedir Hemingwey.
Doğacak günün kızıllığından, sevgi kokusunu taşıyan leylakları, zambakları, papatyaları, gelincik ve kır çiçeklerini hoyrat esen cehalet rüzgarlarına kaptırmamak için bu yolun karasevdalıları olarak: görevlerimizi şöyle sıralayalım Merhum Zübeyir Gündüzalp gibi.
“ Dikenler arasında güller toplayacağız ayağımız çıplaktır batacak, elimiz açıktır ısıracak. Buna sevineceğiz. Bizi çöllere sürerlerse kanımızla ağaç, kutuplara götürürlerse ısımızla sebze yetiştireceğiz. Yeşilliği sevmeyenler olacak yakacaklar, yıkacaklar. Bunu sabırla seyredeceğiz.
Karanlık zindanlara sokarlarsa ışık, paslı vicdanlara rastlarsak ışık vereceğiz. Tüm dünyayı ışığımızla aydınlatacağız.
Anadan, yardan, evden, serden geçip canı gönülden göreve sarılacağız. Göreve atıldığımız yolda önümüze set çekerlerse dişlerimizle sökeceğiz. Dağlara tünel oymak gerekirse iğne ile oyacağız. Nerede olursak olalım cehaletin ve karanlığın temelini çürüteceğiz. İlim kalesinin yıkıldığını görürsek hemen kemiklerimizi taş, etlerimizi harç, kanımızı su edeceğiz.
Yurdumuzun her yerinde ilimden, doğruluktan, barıştan ve ahlaktan kaleler dikeceğiz.
Kaleleri korumak fedai ister. Bizler, ilim kalelerinde her zaman fedailiğe hazır ve nazırız.
Niçin mi? Çünkü bizimkisi “Bir Aşkın Hikayesi.”
Bu Yazı 3171 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar