Bir Eğitimci Olarak Süleyman Hilmi Tunahan
..        
Süleyman Hilmi TUNAHAN; devletimizin geri kalmasının sebebi olarak İslam'ın gösterildiği, İslam hakkında her türlü kara propaganda yapmanın moda haline geldiği, bin yıl İslam'ın sancaktarlığını yapmış bir milletin evlatlarının dinlerini rahatça söyleyemediği ve yaşayamadığı bir dönemde Türk'ün İslamsız olamayacağını pervasızca haykıran bir mücahit.
Soyu, Fatih Sultan Mehmet Hanın kendi kız kardeşini nikâhlayarak Tuna Hanı olarak görevlendirdiği İdris Bey'e dayanan Dersiam “Müderris” Osman Efendi'nin oğludur. Osman Efendi, İstanbul'da tahsilini devam ettirdiği dönemde gördüğü ve kendi soyundan gelecek bir evladının dünyayı manen aydınlatacağı şeklinde yorumladığı rüyanın ardından memleketi Silistre'ye dönerek evlenir ve bu kutlu rüyanın tecellisini beklemeye başlar.

Osman Efendi'nin 1889 yılında dünyaya gelen ve adını Süleyman koyduğu evladı rüyanın tecellisi noktasında kendisini heyecanlandırır. Süleyman'a ayrı bir ilgi gösteren Osman Efendi Süleyman'ın kutlu rüyaya mazhar olacak şekilde yetişmesi için elinden gelen gayreti gösterir ve Süleyman'ı Müderrisliğini yaptığı Satırlı Medresesi'ne alarak ona aynı zamanda hoca olur. Fakat aralarındaki ilişki ne hoca talebe ne de baba oğul ilişkisine benzemektedir. Osman Efendi oğlunu her zaman ayakta karşılaması ve ona her defasında “Buyurunuz Süleyman Efendi oğlum…” şeklinde hitap etmesi dikkatleri Süleyman'ın üzerine toplamıştır.

Süleyman Efendi Satırlı Medresesinin üzerine Silistre Rüştiyesini de bitirince babası onu müderrislik tahsili iççin İstanbul'a yollar. Fatih Medresesi müderrislerinden ve özellikle dönemi- nin en büyük ulemalarından Bafralı Ahmet Hamdi Efendi nezaretinde ders okur ve buradan birincilikle icazet alır.

Her yıl yüzlerce kişinin aday olduğu ve en fazla on beş kişinin seçildiği, zamanını doktorası sayılan müderrislik sınavını Süleymaniye Medresesinde birincilikle verir ve Müderrislik unvanını alır. Tahsiline burada son vermeyen Süleyman Efendi zamanını Hukuk Fakültesi olan Medresetü'l Kuzat'ın sınavını kazanır. Buradaki tahsili babası ile aralarında “Hüküm verme durumundaki insanların büyük mesuliyetini ve adaleti gerçekleş- tiremeyenlerin cehennemlik olduklarını” haber veren hadisler dolayısıyla bir tartışma yaşanır ve babası Süleyman Efendi'ye “Süleyman, ben seni cehenneme göndermek için İstanbul'a yollama- dım.” şeklinde serzenişte bulunur.

Süleyman Efendi, babasına tereddütlerine katıldığını ancak bu eğitimi hakim olmak için değil ilim sahasında kemale ermek için alacağı cevabını vermesi üzerine tartışma tatlıya bağlanır. Süley- man Hilmi TUNAHAN'ın hayatında görülür ki kendisi hem müderrislik hem de kadılık makamla- rına ehliyetli iken O dine hizmet amacıyla Müderrisliği seçmiştir.
İstanbul Müftülüğü bünyesinde, başta Sultan Ahmet, Süleymaniye ve Yeni Cami olmak üzere İstanbul camileri ve yurdun çeşitli yerlerinde vaazlar ve Kur'an-ı Kerim dersleriyle irşat vazifesini devam ettirmiştir. Bu süre içerisinde Süleyman Efendi önceleri dine içerden sokulmaya çalışılan hurafe ve fitnelere, daha sonraları ise İslam'a dışardan gelen, doğrudan İslam'ı hedef alan taarruzlara karşı durmuştur.

Özellikle Öğretim Birliği Kanunun çıkarılma- sıyla medreselerin kapatılması ve harf inkılabıyla Arap Harflerinin yasaklanmasıyla Kur'an-ı Kerim ve din eğitiminde ortaya çıkan boşluğu doldurmak noktasında tarihi mücadeleler vermiştir. Bu mücadeleler kapsamında Müderrisler cemiyetin- deki 520 müderrisle bir araya gelip din eğitimi konusunda teklif ettiği yol haritası bu alandaki herkes tarafından bilinmektedir. Teklif ettiği yol haritasına destek veren müderrislerle Maarif Vekâletine gönderdikleri ve Dini Tedrisatı fahriyen ( ücretsiz ) yerine getirmek istediklerini bildiren telgrafa karşı çıkan müderrislerin bu konudaki ısrarının sebebine yönelik sorularına verdiği “ Yarın Allah'ın huzuruna çıkınca Ya Rabbi! Biz senin dinini okutmak istedik ama bize imkân tanımadılar diyebilmek için.” cevabı O'nun içindeki Allah korkusuyla birlikte bulunan Allah sevgisinin ve hizmet aşkının çok açık bir göstergesidir.

Zaman öyle bir zamandır ki bir devlet memuru olarak resmi görevini yerine getirmesi yani camide cemaatine İslam'ı anlatması ve Kur'an-ı Kerim'i okutmasının inkılaplara ters düştüğü iddia edilerek ilki 1939 yılında olmak üzere üç kez tutuklanmış; türlü hakaret, işkence ve iftiraların ardından her defasında beraatla serbest kalmıştır.
O da her fani gibi 16 Eylül 1959 tarihinde ağırlaşan şeker hastalığının sonucu olarak Rabb-i Rahimine iltica etmiştir. Ancak Süleyman Hilmi TUNAHAN ölümünde bile rahat bırakılmamıştır. Yakınları ve bağlıları tarafından Fatih Haziresine defnedilmesine yönelik alınan izin yok sayılarak dönemin İç İşleri Bakanı Namık GEDİK tarafından Karaca Ahmet Mezarlığında polislere hazırlatılan bir kabre defnedilmeye zorlanmış ve sonuç olarak Karaca Ahmet Mezarlığına defnedilmiştir.

72 yıllık çileli bir yaşamın sonunda vefat eden Süleyman Hilmi TUNAHAN çok sayıda din adamı yetiştirmiş; şahsi olarak bizzat kendisi ve yetiştirdiği öğrencileri ile milletimizin manevi hayatında büyük bir yer sahibi olmuştur. Yasaklara ve türlü zorluklara rağmen hayatının son anına kadar devam ettirdiği müderrislik mesleği O'nun eğitimci yönünü ön plana çıkarmıştır.
Milletin dini tedrisatını fahriyen yerine getir- mek üzere Maarif Vekâletine çektikleri telgrafa olumsuz cevap gelmesi üzerine cemiyetteki müderrislere “ Her birimiz ikişer talebe yetiştir- sek milletin daha yüz yıl dinini yaşamasını sağlarız.” yönündeki teklifte bulunmuş ve bu fikrini ilk önce kendisi uygulamaya koymuştur. Okutmak için aradığı iki talebeyi bulamayınca evdeki iki kızını okutmaya başlamış ve kızları bu uğurda yetiştirdi- ği ilk talebeleri olmuştur.

Ramazan ayında vaaz etmesi için Anadolu'ya gönderdiği bir talebesinin kendisini dinleyenlerin sayısını az bularak geri dönmesi üzerine talebesini birçok peygamberin bu dünyadan bir tek bile ümmet edinemeden gittiğini hatırlatarak öğrenci- sini dinlemeye gelen iki insan için geri göndermesi onun eğitim verilecek insanların sayılarına bakılmaksızın eğitim devam ettirilmesi gerektiği noktasındaki düşüncesini ortaya koymaktadır.

Süleyman Hilmi TUNAHAN talebelerinin niteliklerine bakmadan, talebeleri arasında ayırım yapmadan eğitime devam etmiştir. Talebeleri arasında inşaat ustaları, demirci ustaları, kalaycı ustaları, çobanlar bulunmuş ve O öğrencilerinin hepsini bir tutarak derslerine devam etmiştir. Belki de O'nun bu konudaki ihlasının mükâfatı olarak Demirci Hoca, Kalaycı Hoca adlarıyla din adamı yetiştirmek nasip edilmiştir.

Okutacak öğrenci bulamadığı bir zamanda amale pazarına giderek amelelere yevmiyelerini vererek ders okutmayı teklif etmiş ve bu şekilde öğrenci edinmiştir. Bir nevi parayla öğrenci tutmak olan bu durum onun okutacağı insanda nitelik aramaksızın, varını yoğunu ortaya koyarak halisane hizmet ettiğinin en büyük bir gösterge- sidir.
Eğitim ve öğretim metotlarında büyük çapta modernleşme ve gelişmelerin yaşandığı günümüz- de eğitimin olmazsa olmazı olarak görülen öğrenciyle bire bir ilgilenme Süleyman Hilmi TUNAHAN'da doruk notaya ulaşmıştır.

Öğrencilerinin hepsiyle bire bir ilgilenen Süleyman Hilmi TUNAHAN talebelerinin ailevi sorunları, sağlık problemleri gibi konularla yakinen ilgilenmiş ve onların dertlerini kendi derdi sayardı.

Süleyman Hilmi TUNAHAN, müderrisliğe başladığı andan itibaren derslerini devam ettirmek konusunda büyük bir dikkat göstermiştir. Özellikle medreselerin kapatılmasından sonraki süreçte her türlü güçlüğe boyun eğmeden derslerini her vesileyle devam ettirmesi; hastalığının iyice ilerlediği, kalkamayacak duruma geldiği zamanlarda bile “Ders okutursam iyileşirim, hastalığım gider.” diyerek derslerine ara vermemesi O'nun hizmet aşkını ortaya koymaktadır.

Arkasındaki takip ve kontrollerin iyiden iyiye arttığı ve ders okutacak mekan bulamaz hale geldiği bir zamanda öğrencileri ile birlikte taksi tutup İstanbul'u turlayarak ders okutması; taksi derslerinin engellenmesi sonrasında İstanbul Ankara trenine binerek trende ders okutması O'nun Kur'an-ı Kerim hizmetindeki sınır tanımaz bağlılığını ortaya koymaktadır.
Eğitimi ve öğreticiliği öğrenenin öğretme zorunluluğu şeklinde değerlendiren Süleyman Hilmi TUNAHAN “Âlimin zekâtı ilmiyledir.” düsturunu harfiyen uygulamıştır. Öğrencilerine ders okuttuğu bir sırada “Yarın hesap günüdür, Allahu Teâla, Süleyman, verdiğim ilimle ne yaptın, o ilmi sana kara topraklara göm diye mi verdim, derse ben ne cevap veririm?” şeklindeki sözü O'nun ders okutmayı ne kadar büyük bir mesuliyet olarak gördüğünün en açık göstergesidir.

“Münevver aydın kişi, münevvir aydınlatan kişi demektir. Öyleleri var ki, üç fakülte bitirir de hasedinden, kıskançlığından dolayı hiçbir şey öğretmez. Gerçek münevver bildiğini yapan ve öğreten kişidir.” sözü ise günümüz öğretmen ve münevvirlerine öğreticilik ve aydınlatıcı olmak konusundaki sorumluluklarını hatırlatmaktadır.

Sonuç olarak bir söz söylemek gerekirse vefatının 52. yılında kendisini minnet ve şükranla anıyoruz. Bizzat kendisi ve bağlılarının önderliğinde yurdun dört bir köşesinde açılan Kur'an Kursları Müslüman Türk Milletinin manevi dünyasının köşe taşlarından biri olmuştur. Her türlü zorluğa göğüs gerek başlattığı ve bağlıları tarafından devam ettirilen Kur'an-ı Kerim dersleri dolayısıyla biz kendisinden razıyız, Allah da O'ndan razı olsun.
KAYNAKÇA
KISAKÜREK Necip Fazıl, Son Devrin Din Mazlumları, İstanbul, 2010, Büyük Doğu Yay.
VAKKASOĞLU Vehbi, Maneviyat Dünyamızda İz Bırakanlar, İstanbul, 2006, Nesil Yay.
http//:www.turkiyerehberi.com/biyografiler
http//:www.tunahan.org
http//: www.biriz.biz/evliyalar
Bu Yazı 3949 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar