Bir Mâniniz Yoksa...
..        
Böyle başlardık söze o zamanlar. Komşunun kapısını çaldıktan sonra komşu teyzeye; “Bu akşam bir mânîniz yoksa annemler size gelecekler” der ve komşu teyzenin, “Tabi evlâdım. Buyurun” demesini çocuksu bir heyecanla beklerdik. Bu cevabı alınca sevinç içinde, koşa koşa eve gelir sonucu bildirirdik.
O zamanın insanları mı farklı idi, yoksa çocuk dünyamızdan kalan o tatlı hatıraları bu günle bağdaştıra madığımızdan mıdır, bilinmez, sanki dünya bir başkaydı o zamanlar.
Misafirlik komşuluk ilişkilerinin temeli idi. Dostlukları güçlendiren, dayanışmayı, sevgiyi, yardımlaşmayı, hoşgörüyü öğreten bir kurumdu Komşular arası gidip gelmeler, yani misafirlikler samimiyetleri arttırır, yardımlaşmayı pekiştirirdi.
Misafirlik dinimizin de çok önem verdiği bir müessesedir. Bir hadiste “Şu üç kişinin duası kesinlikle geri çevrilmez: Mazlumun duası, misafirin duası ve ana-babanın evladına duası. ” denilmektedir.
Bizim toplumumuzda. misafire hizmet adeta bir ibadet gibi addedilir. Tanrı misafiri kavramı bize has bir ifadedir. Büyük şehir hayatının dışında, bu kavram ve davranışlar halâ devam etmektedir. Ne yazık ki şehirlileşme ve batılılaşma cereyanı, bu kavramları şehir hayatından aldı götürdü. Aynı apartmanda yıllarca yaşadıkları halde birbirlerine gidip gelmeyen hatta, birbirlerini tanımayan çok insan var. Günümüzde geçim zorluklarının da bunda rolü var diyenler olabilir ama, bugün yoksul diyebileceğimiz bir eve misafir gitsek, neyi var neyi yok, her şeyi ikram için çırpınır. Önümüze koyar. Misafir gelsin diye yol gözler. Bozulmamış geleneğin ve inancın tezahürü olarak bu davranış halâ devam etmektedir. Bizim millet olarak misafire verdiğimiz önemin bir göstergesi de, misafir odalarıydı. Evin en güzel odası, en güzel bir şekilde donatılır ve misafir geldiğinde burada ağırlanırdı. İnsanlar arası sosyal ilişkiler zayıflayınca, bu odalar da, misafir bekler oldu.
Şimdilerde, insanlarımızda bir, psikiyatriste gitme dönemi başladı. Yardım almak diye de adlandırılıyor. Bunun nedenlerinden birisi de yalnız kalmaları ve sıkıntılarını paylaşamamalarıdır. Öyle ki, artık küçücük çocuklarda dahi psikolojik bozukluklar oluşuyor. Benim çocukluğumda evimiz bir gün dahi misafirsiz kalmazdı. Evimize misafir gelme si bizi çok mutlu ederdi. Tıpkı misafirliğe gitmek gibi. Öyle psikolojik bozukluk falanda Allah’a Şükür, hiç yaşamadık. Çünkü yalnızlık bilmezdik. Üstelik misafirliklerde çok şeyler öğrenirdik. Dertlerimiz sevinçlerimiz ortaktı. Biliyorsunuz üzüntüler paylaşıldıkça azalır, Mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır. Zaman içerisinde artan samimiyet, çat kapı denilen misafirlikleri de beraberinde getirmişti. Haberli misafirliklerin yanında, çat kapı misafirlikler de hayli yaygındı. Bir kahve içmek, bir sevinci paylaşmak veya bir derdini dökmek yahut bir yardım talebinde bulunmak için, hemen komşunun kapısı çalınırdı. Atalarımız, “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” demiş. Günümüz- de ise misafirlik çat kapı olmaktan çıktı. Haber verilmeden bir yere gidilemiyor. Doğrusu, günümüz şartları da bunu gerektiriyor. Çünkü herkes bir koşuşturma içinde. Bir de, hala devam eden periyodik misafirlikler var. Haftada, veya on beş günde bir, ya da ayda bir, evlerde toplanılarak yapılan misafirlikler bunlar. Genelde gün adı verilen bu misafirlikler, çoğu kimseler tarafın-dan zaman kaybı olarak değerlendirilse de, ben bunun çok yararlı olduğunu düşünüyorum. Bu günler eğer akraba gezmeleri ise, akrabalık bağlarınız kuvvetleniyor. Komşu ve dost gezmelerinde ise, komşuluk ve dostluk bağlarınız güçleniyor. Bu günleri pasta, börek gibi zengin ikramların yanında, bilgi alış verişinde bulunarak geçirirsek, zamanımızı, hem boşa geçirmemiş hem de sosyal bir ortamda bulunarak değerlendirmiş oluruz. Yalnız burada bir küçük şey daha söylemek istiyorum.
Gün adı verilen bu misafirliklerde, gidilen evde, pideciden, lokanta veya pastaneden yapılan, farklı siparişlerle ve herkesin kendi ücretini, kendisinin ödediği bir misafirlik dönemi başladı ki, ben bunu şahsen hiç kabul edemiyorum. Ev sahibi, evine gelen misafiri az veya çok, Allah ne verdiyse kendi ikramlarıyla ağırlamalıdır. Yoksa misafirliğin ne manâsı kalır.
Medeniyetin getirdiği pek çok kolaylık, günümüz insanını mutlu etmeye, huzurlu etmeye yetmiyor. Sıkıntı ve streslerimizi gideremiyor. Bu sıkıntılar, her geçen gün artıyor. Sıkıntılarımızdan kurtulmanın tek yolu tabii ki manevi tatmindir, huzurdur. Manevi yönü kuvvetli insanlara baktığımızda, hayata bakış açılarının ne kadar güzel, güçlü ve huzur dolu olduğunu, stressiz, sıkıntısız olduklarını görüyoruz. Böyle güzel insanlarla geliştirilen dostlukların ve misafirliklerin bizlere vereceği, çok şeyler vardır. Allah öyle dostlarımızı öyle misafirlerimizi eksik etmez. İnşaallah. Zaten bu dünyada misafir değil miyiz.

Bu Yazı 1785 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar