Bu Dünya Herkese Yeter
..        
Yirminci yüzyılın başında iktisatçılar nüfusun artış hızına ve dünya ü zerindeki yiyecek miktarına bakarak bir tahminde bulunmuşlar ve demişler ki:
“Bu nüfus artışına ve dünyanın yiyecek durumuna göre bu yüzyılın sonlarına doğru dünyada ciddi yiye- cek sorunu görülmeye başlayacak. Elde edilen yiyecekler artan nüfusun ihtiyacını karşılamakta yeterli olma- yacak ve insanlar yeterince beslene-memeye başlayacak.”
Üzerinde onlarca yıl geçti ve o ilim adamlarının söylediği tarih gelip çattı. Fakat bir de baktılar ki onların tahmin ettiklerinin tam tersi bir dur- um ortaya çıktı. Evet, tahmin ettikleri gibi nüfus artışı olmuştu; ancak yiyecek oranları onların tahmin ettiği gibi azalmamış, tam tersi o da artmıştı.
O yıllarda insanların ekserisi aç- lık çekiyordu. Günümüzde ise tam- tersi dünya nüfusunun ekserisi en azın dan günde üç öğün yemek bulabilmekte. Yiyecek çeşitleri de o zamana oranla çok daha fazla miktar da artmış durumda.
Demek oluyor ki nüfus ne kadar artarsa artsın insanların tüketeceği ve yeterince beslenebileceği yiye- ceği bulması mümkündür.
Demek oluyor ki dünyamız, yiyecek ve içecek su açısından yerli yerin de ve yeterli miktarda kaynağa sahip.
Bunun yanı sıra dünya toprakla- rı, üzerinde yaşayan insanları rahat idare edecek bir büyüklüktedir. Asya sından Avrupa'sına, Afrika'sından Avustralya'sına her kıtanın kendine özgü toprak yapısı ve insanların geçimini temin edebilecekleri yer yüzü ve yer altı zenginlik kaynakları na sahiptir.
Dünya yüzünde insanlar için yaratılan ve onların hizmetlerine verilen o kadar çok nimet var ki bunları bu şekilde sıralayarak bitirmemiz mümkün olmadığından bu bir iki örnekle iktifa ediyoruz ve sadede geliyoruz.
Yıllar önce Kurtuluş Savaşı mızla ilgili bir kitap okumuştum. Beni oldukça duygulandırmış ve yer yer ağlatmıştı. Bu savaş sırasında yaşananlar ve insanın doymak bilmeyen hırslarının neden olduğu vahim sonuçlar oldukça etkilemişti beni.
Uzun yıllar Türklerle beraber yaşamış olan farklı ırktan insanlar var. Orada dünyaya gelmiş, orada büyümüş, oranın halkı gibi ekip biçmiş, hayatına devam etmiş. Oranın halkına komşu demiş. Çocukları aynı oyunları oynayarak büyümüş…
Ancak dışarıdan gelip de burala rı ele geçirmek isteyen “ırkdaşla- rına” kanarak, o 40 yıllık komşusuna sanki 40 yıllık düşmanıymış gibi çirkin tuzaklar kurabilmiş. Neden? Onun toprağında gözü olduğundan. Halbuki bu topraklar zaten onun sayılır.
Doymak bilmeyen hırs, dünyayı insanlara zindan edebiliyor. Biraz daha, biraz daha derken göz, başkala rının malına-mülküne kaymaya başlı yor. Elde etmek için bin bir entrikalar çevrilmeye başlanıyor. Bu da işe yara mayınca savaşlar patlak veriyor. İnsanlar önce mallarından ediliyor, sonra canlarından.
Peki kazandıkları (!) bu mallar onları tatmin ediyor mu? Başka- sından zorla aldıklarıyla mutlu olabi liyorlar mı? Hayır.
Aza kanaat etmeyen çoğu bula- maz diye güzel bir sözümüz var. İn- san için azın sınırı ne? Veya hangi noktaya gelindiğinde “çok” sınırına ulaşılıyor? Bunların sınırı yok. Hal böyle olunca ve zulümle elde edilen ve arkasından “ah” bırakan mal kimseye fayda vermiyor. Komşusu- nun toprağına göz diken kendi topra- ğından da oluyor. Burada bir dünya sıkıntısını yaşıyor, sonra asıl sıkıntı- yı çekmek üzere ahirete gidiyor.
Biraz daha özele inecek olursak insanın kendi iç âleminde de bu böyledir. İnsanda nefis denen bir duy gu var ki her zaman daha fazlasını istiyor. Sahibini hep sıkıntılara soku- yor.
Aslında helal olanı elde etmek için sınırları zorlaması faydalıdır. Ama araya hırs girince helal haram fark etmiyor. Başkasının malını da helal görüp gasp edebiliyor.
Böyle olunca, kazandığı hiçbir şey o tatminsiz insanı doyurmuyor. İçinde hep “biraz daha” isteği kalı- yor.
İşte bu örnekler bize gösteriyor ki insanı bu dünya tatmin etmiyor. İnsanın fıtratında hep daha fazlasını elde etme isteği yatmaktadır. Bir şeyi elde etmek ister, onu elde etmek için her türlü yola başvurur. Sanki onun bu dünyadaki saadet vesilesi sadece o şeydir. Ancak o şeyi elde ettikten sonra bu sefer göz başka bir şeye kayıyor. Bu hal hep böyle devam ediyor. Bu, büyük insanlar olan devletler bazında böyle olduğu gibi, insanın şahsında da böyledir.
Yukarıda verdiğimiz örnekler gösteriyor ki, aslında dünya insana rahatlıkla yeterli gelmektedir. Her- kes üzerinde kardeşçe yaşamasını becerebilirse aslında küçük bir cen- net olma özelliğine sahiptir.
İşte bu sınır konmamış duygula- rı hizaya getirecek ve bu dünya hayatını da cennete döndürecek ik- sir; yalnız imandır. İman eden insan, her şey e gücü yeten ve her şeyin sahibi olan Allah'ı tanıdığı için kendi haddini bilir. Bu düşünce onun iç dünyasına da huzur olarak yansır.
Gerçek imanı eden insan zulüm edemez. Başkasının canına kast ede mez. Allah'ın verdiği canı alamaz. Ancak bu iman nimetinden yoksun o lan veya zayıf imana sahip olan pervasızca hareket edebilir.
Madem öyledir, imanı sağlam elde etmek gerekiyor. İman nime- tinden herkesin istifade etmesi için gayret içerisine girmek gerekiyor. Bu nimet ne kadar çok yaygınlaşırsa dün yada kardeşlik o ölçüde artar ve insanlık hakiki saadete ermiş olur.

Bu Yazı 3000 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar