ÇANAKKALE RUHUYLA ŞUURLANMAK
..        
Her milletin tarihinde meydana gelmiş ve o milletin varlığını, yokluğunu doğrudan etkileyen; deyim yerindeyse dönüm noktası olan savaşları vardır.
751 yılında Çin Ordularıyla Müslüman Arap Ordularının karşı karşıya geldiği Talas Savaşında İslamiyet'le tanışan Türk Milleti topluluklar halinde İslamiyet'i seçmişlerdir.
1071 yılında bir Cuma sabahı Alparslan'ın beyaz atının üstünde kefeniyle çıktığı Malazgirt Savaş'ı Türklere Anadolulun kapılarını sonuna kadar açmış; 1176 yılında haçlı ordularını Miryekefolan'da durduran II. Kılınçarslan Anadolu'nun artık bir Türk yurdu olduğunu bütün dünyaya ilan etmiştir.
Türkleri Avrupa'dan, Balkanlar'dan ve Trakya'dan atmak amacıyla yola çıkan haçlı ordularını 1448 yılında Kosova'da durduran II. Murat, II. Kosova Savaşıyla Türklerin Avrupa'dan atılamayacağını şehitlerin kanlarıyla tarihe yazmıştır.
22Ağustos 12 Eylül 1921 arasında geceli gündüzlü devam eden Sakarya Savaşı ise Türk Ordularının yaptığı son savunma savaşı olarak dikkat çekmektedir.
Ve ÇANAKKALE…! Çanakkale, sadece Türk milletini değil, bütün İslam aleminin yok olma ya da bir Anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğma savaşıdır.
Sami Paşazade Sezai'nin sözleriyle Çanakkale: “Üç mucizeler muharebesidir. Hali kurtardı, geçmişe azametini iade etti ve vatanımızı ebedi bir vatan yaptı.”
Dünden bugüne şehitlerin şahadetini en iyi dillendiren milli şairimiz Mehmet Akif ERSOY
"Ne büyüksün ki canın kurtarıyor tevhidi,
Bedrin Aslanları ancak bu kadar şanlı idi."
beytiyle Çanakkale Savaşlarını Bedir Savaşına benzetmiştir.
Bedir Savaşı Müslümanların daha çoğalmadan, bir çırpıda yok edilmesi amacıyla yapılan bir savaş olması yönüyle Çanakkale Savaşlarıyla benzerlik gösterir.
Kendisinden kat kat fazla müşrik ordusunun karşısına çıkan sahabelerin önüne geçen Resulüllah (SAV) şu duayı ediyordu: “Ey Rabbim; şu topluluk da helak olursa sana ibadet edecek kimse kalmaz.”
Bedir savaşındaki yok etme politikası Çanakkale'de de tekrarlanmış; fakat öleceğini bile bile gelip ölen Mehmetlerin kalbindeki iman, zihnindeki vatan ve namus aşkına yenilerek taraftarlarına tarihin en büyük yenilgisini tattırmıştır. İşte bu özellik Çanakale şehitlerine Bedrin arslamlarına eş ve yoldaş olma şerefini nasip etmiştir.
23 Temmuz 1914'te ilan edilen seferberlik ve arkasından gelen Cihad-ı Ekber' de bütün İslam alemi halifelik kanalıyla malıyla ve canıyla savaşa çağrılmış ve milletimiz bu çağrıya her şeyiyle katılmıştır.
Savaş alanlarındaki Alçıtepe Köyüne 600 700 metre mesafede Sargı Yeri Şehitliği adıyla ziyaretçileri kabul eden şehitliğimiz son dönme Osmanlı coğrafyasının büyüklüğü ve halifenin cihat çağrısının İslam Aleminde nasıl karşılandığını yansıtması bakımından dikkat çekicidir. Burada isimleri yad edilen Edirne'den Van'a, Sinop'tan Mersin'e, Anadolu'nun bütün köşesinden, Selanik'ten Kırım'a, Kosova'dan Baku'ye, Şam'dan Bağdat'a, Mekke'den Tiflis'e bütün Türk ve İslam aleminin var olma ile yok olma arasındaki ince çizginin farkında olarak hareket ettiklerini görebiliyoruz.
Savaşın tam bu noktasında dikkat edilmesi gereken bir nokta var; temelinde kardeşlik ve yaşanmış bir ortak tarih bulunan dayanışma ruhu. Ateş Çanakkale'ye düşmüştü; ancak bütün vatanı sarmasının önüne de ancak Çanakkale'de geçilebilirdi.
Bunun şuuruyla Antalya'nın Yörük'ü, Amasya'nın Alevi'si, Konya'nın Sünni'si, Kerkük'ün Türkmen'i, Diyarbakır'ın Kürt'ü, Baku'nün Azeri'si, Mekke'nin Arap'ı, Tiran'ın Arnavut'u, Bosna'nın Boşnak'ı, Trabzon'un Laz'ı, Elazığ'ın Gakkoş'u, Erzurum'un Dadaş'ı, Çanakkale'nin Pomak'ı ir arada, omuz omuza, aynı değerler etrafında toplanarak bu değerler uğrunda canlarını feda etmiş ve Gelibolu toprağını bir yorgan gibi örtüp; bugün “sen şusun ben buyum” diyerek ayrılık teranesi okuyanların ağızlarının payını vererek yan yana yatmaktadırlar.
Farklı ellerin farklı dilleri konuşan Mehmetlerini bir araya getiren şuur; bugün
ihtiyaç duyduğumuz, Böl parçala yut politikasına karşı, inadına kardeşlik, inadına birlik, inadına beraberlik ve bunların mayasını oluşturan sevgi ile inançtır.
Çanakkale'yi diğer savalardan ayrı tutan ve anlamına yeni anlamlar katan diğer bir özellik ise medreselisi mekteplisi, öğretmeni öğrencisi, mevlevisi alevisi, tıbbiyesi mülkiyesiyle büyük bir eğitim ordusunu içinde barındırmasıdır. İstanbul, Edirne, Bursa, Kastamonu, Konya, Balıkesir, Çanakkale gibi şehirlerde bulunan öğrenciler, ilim silahını bırakıp harp silahını kuşanarak büyük bir coşkuyla akın akın Çanakkale'ye koşmuşlar ve Çanakkale'nin Mektepli Mehmetleri olarak tarihteki şanlı yerlerini almışlardır.
Vatan aşkı ve namus düşüncesi eğitim ordusunu öylesine sarmıştı ki hocalar sınıflara girdikleri vakit kara tahtalarda;
“Muhterem hocam!
Ayasofya camiindeki hutbelerinizden ve dershanedeki derslerinizden; Çanakkale'de milletimizin namusunun direnmesi gerektiğine inandığımız için gidiyoruz.
Yüreğin rahat olsun. Oarada, milletimizin namusu olan Çanakkale'de senin talebelerin bir gönüllü birliği oluşturarak ve tek bir kişi gibi hareket ederek sömürgecilerin karşısına çıkacak.
Duaların üstümüzden eksik olmasın. Hakkını ve emeklerini helal et. Bütün çocukların adına 403 Nizami.”
gibi helallik yazıları görüyor ve böylesine vatanperver nesiller yetiştirebildikleri için Mevlalarına şükrediyorlardı.
Çanakkale'de gönüllülerin başına geçen binlerce zabit gibi bir grup öğrencinin oluşturduğu 403. Gönüllü Bölüğünün başına geçen teğmen onlara şunu diyordu:
“Gönüllüler Çanakkale'ye isteyerek geldiniz. Çanakkale'nin anlamını bilerek geldiniz. Doğan her canlının muhakkak öleceğini de biliyorsunuz. Şimdi Çanakkale'de ölmenin kutsallığını da yaşayarak öğreneceksiniz.
Size umut veremediğim için üzgün değilim. Şu, bir milleti esir yaşatmak için gelenler gibi yaşayarak aşağılanmaktansa; Çanakkale'yi geçilmez yapıp ölmek bin kere şereflidir.
Yinede yaşarsanız; Çanakkale'de artık yenilmezliğin ve hürriyetin başladığını ispat edenlerin yüceliğine ereceksiniz. Sonra ne olacak bilemem ama siz şerefle yaşayacaksınız.”
Eriyle zabitiyle Çanakkale'ye gelen bütün vatan evlatları Çanakkale'nin manasını bilerek gelmiştir. Bu manayı en derinden hisseden eğitim ordusunun Çanakkale'de verdi kayıplardan bugünün ve geleceğinin alması gereken derin dersler vardır.
Kastamonu Abdurrahman Paşa Lisesinin 1916 1917, 1917 1918, 1920 1921 eğitim öğretim yıllarında hiç mezun vermemesi; her yıl 60 mezun veren Galatasaray Lisesinin 1915'te 18, !916'da 4, 1917'de 5 tane mezun vermesi, tıbbiyenin savaş süresince eğitime ara vermesi milletimizin bütün fertlerinin özellikle şu an lise ve üniversite sıralarında bulunan; gençlik hevesiyle eğlence, internet ve uyuşturucu batağına çekilmeye çalışılan öğrencilerinin nazarlarına sunulmalı ve Galatasaray Lisesinden 646 Celal'in gönüllü listesinin başına yazılabilmek için gece boyunca kapıda beklemesini, Seracettin Öğretmen ve altı öğrencisinin askerleri coşturmak için “Annem beni yetiştirdi, bu ellere yolladı…” marşını okurken teker teker şehit oluşunu, Öğretmen Hasan Ethem'in şehit olmadan önce kıldığı son namazını anlamalı ve anlatmalı ki nasıl bir mirasın sahibi olduğunun farkına varıp ona göre hareket etmeleri sağlanmalı. Tarihi bilim olarak incelemek tarihçilerin görevidir. Bizlere düşen olumsuzluklardan ders çıkarabilmek ve başarıların şuuruna erişebilmektir. Kısacası olumsuzluklar açısından tarihin tekerrür etmesinin önüne geçmektir.
Çanakkale savaşları, geçmişten günümüze bütün Türk ve İslam âlemini etkisi altına almıştır. Ayrıca Çanakkale savaşının hayatta kalan genç subayları Milli Mücadele'nin komuta kademesini oluşturmuştur. Yunus'un deyimiyle Çanakkale'de pişmişlerdir. Bu yönüyle Çanakkale Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinin atıldığı yerdir.
Çanakkale ve devamında Kurtuluş Savaşı Hindistan ve Cezayir başta olmak üzere birçok devletin bağımsızlığına etkide bulunmuştur. Çanakkale ve Milli Mücadele'nin ruhunu örnek alan eskinin sömürge devletleri yeninin bağımsız devletleri olmuşlardır. Bunun yanında Çanakkale benzeri bir savaşı hala yaşamakta olan devletler de mevcuttur.
400 yıl ortak bir yönetimle yaşadığımız, komşumuz, kardeşimiz Irak dessas İngiliz siyasetiyle1900'lerin başında vatandan kopmuş ve onların mirasçısı Amerikalıların elinde birbirlerine düşman olmuş; ortak düşmanlarını unutup birbirleriyle savaşır hale gelmişlerdir. Irak ve çevresindeki devletlerin kurtuluşu Çanakkale ruhuyla hareket etmelerine bağlıdır.
Çanakkale ruhuyla hareket etmek sadece can vermek değildir. Verilmesi gereken canlar verilmiş, şu anda verilmekte ve gerekirse verilmeye de devam edilecektir. Çanakkale ruhundan kastımız bilinçli vatandaş olmaktır. Çanakkale ruhuyla hareket eden bir çiftçi daha üretken bir çiftçi, esnaf daha dürüst bir esnaf, öğretmen daha başarılı bir öğretmen, öğrenci daha çalışkan bir öğrenci, bilim adamı daha araştırmacı bir bilim adamı ve kısacası vatandaş daha bilinçli bir vatandaş olmak zorundadır. Vaziyetimizi korumak ve daha ileriye götürebilmek ancak bu ruhla mümkündür.
Bugün cennet vatanımızda özgürlüğü nefes nefes içimize doldurabiliyorsak bunu Anadolu'da her üç evden birinde ödenen kan vergisine, yani aziz şehitlerimizin sahip olduğu büyük ruha borçluyuz.
Çanakkale bir destandır. Çanakkale'ye vatanın dört bir köşesinden koşup gelen Mehmetlerin gelişi, onların sahip olduğu şuur ve şahadetleri de ayrı birer destandır. Destanlar ise aslında dile, yazıya dökülen değil; yürekte duyulandır.
Çanakkale'yi yüreklerimizde hissedebilmek dileğiyle aziz şehitlerimizi rahmetle anıyorum…

Bu Yazı 4122 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar