CESUR DİNLEYİCİ KENDİNİ AŞABİLENDİR
..        
“Gurur ile insan maddi ve manevi kemalat ve mehasinden mahrum kalır.Eğer gurur saikasıyla başkalarının kemalatına tenezzül etmeyip kendi kemalatını kafi ve yüksek görürse o insan nakıstır ” (Bediüzzaman S.N. Mesnevi Nuriye S,58)
Kanımca etliye sütlüye karışmayan kendi halinde mülayim ve uyumlu bir halet-i ruhiye başlı başına bir değer ve marifet değildir.İyi dinleyici olabilmek ise bunların dışında kalan bir kahramanlık davranışını gerektirebilecektir. Bu özellik önce dinleme anlarında kendimizden kurtulmayı ve bize dayatılan eğitim çemberi içinde kalmamayı da içerir. Bu yaklaşım düşünceyi özgür bırakarak, zihnimizin kısır döngüler dışında dolaşabilmesini de kapsamına alır. Bu ayrıca, keşfin riskini üstlenme cesaretinden güç alarak, kendi yapay kimliğimizi yansıtan kalıp düşüncelerden arınmayı göze alabilmektir. Aynı zamanda kendini yaşamayı ve kendin olmayı sağlayabilmektir. Ancak bitin bunlardan sonra dinlerken sınırsız eleştiri yapabilme hakkına sahip olabilmemiz kendi gündemimizde yer alabilir.
Zaten kurallar, koşullanmalara kayıtlı olmak ve ürettiğimiz dogmalar hür yaratılan aklımızı ve fikrimizi kuşatır. Bütün bunlar bizi önce tembelliğe sonra korkaklığa prim verir hale getirir,cesaret kaybolur.Arzuladığımız özerkleşebilmiş bir duygusal yapıya kavuşamayız.Ondan sonrada varlığımız dış tesirlere tepki oluşturan mekanik bir yapıya dönüşür ve etkin dinleyici olabilmek askıda kalır.Akif Cemil'in dediği gibi ”Cesaretin bittiği yerde zihinsel esaret başlar.”
Santra QUİTRY “Cehalet her zaman kendisine hayran olmaya hazırdır.”der.Bir konuyu, bir işi,bilgiyi ilmimle,kendi iktidarım ile kazandım demek ise iki misli cehaletimizi ortaya serer.Yaratılışımızdan kendimiz dışındaki bütün insanlarda bulunan özel yeteneklerin hiçbiri bizde yoktur.O halde kendimizi kimseden üstün göremeyiz.
Hz. Adem'den itibaren başta peygamberlere alimlere verilen üstün yetenek nimetleri sayesinde insanlık doğru yolu buldu.Güvenle yaşayabilme nimetine kavuştuk.Bediüzzaman “Saltanat-ı insaniyet ve terakkiyat-ı beşeriye (insanlığın yükselmesi) ve kemalat-ı medeniye celb(zorlama) ile değil, galebe ile değil,cidal(kavga) ile değil belki ona;onun zaafı için teshir edilmiş(emrine verilmiş),onun cehli(cehalet) için ona ilham edilmiş,onun ihtiyacı için ona ikram edilmiş.” der.(Sözler S,296)
Sahip olduğum bilgiler kendi zekam sayesinde bana verilmiş diyemeyiz.Bunun ihsan-ı Rabbani olduğunu bilmeyip şükretmeyen bir zihinsel yapı çok dinlemeyi de gereksiz sayar.Böylece hem asi bir hayvan derecesine düşer hem de iki cihan cahili olduğunu ilan etmiş olur.Bu ilanla kimin himmeti nefsi için ise yani bencilliğin zirvesinde ise o insan insanlıktan çıkar başkalarını dinlemez.
Başta dediğimiz gibi kahramanlık ile etkin dinleyici olmanın alakasını kavramakta güçlük çekiyor isek yine tekrar edelim.Malumdur ki ahlak, kişinin nefsini mağlup edebilmesi ile doğru orantılıdır.Burada ki etkin dinleme kahramanlığı,başkalarına karşı gösterdiğimiz cesaret gücü ile savaşmak değildir.Bu kişinin egosuyla kendini beğenmişliğine, hırslarına, öfkesine tutkularına,tembelliğine ,geri kalmışlığına ve inanç zafiyetine karşı yapmış olduğu mücadelenin adıdır.Bu uğraşıda yapabildiğimiz zihinsel gelişimdir.
Hiçbir şey ayağınıza gelmez.Şayet fark etmez iseniz.Ve niyet çekirdeğiniz yoksa iyi olan hiçbir şey tepsi içinde sunulmaz. Dinlerken de zihnen her şeyi gidip almanız gerekir.Nefis her an kişiliğimizin hesaba çekilmesinden, yaptıklarımızın muhasebesinden hoşlanmaz. Avukat gibi kendini savunur. Dinlerken de benliğimize karşı kazanmaya mecbur olduğumuz bu savaşta, çevreye değil kendimize karşı demokratik şahsiyet davranışı içinde olabilmek özel bir öneme sahiptir.Bu önyargılarımızdan,zihinsel barikatlardan sıyrıldıktan sonra özgüvenimizi sarsmamak şartıyla nefsimizin özeleştirisini bol bol yapabilme duyarlılığı dinlemedeki kahramanlık rolünün son noktasıdır.Bu noktadan sonra ancak yapıcı ve gelişmeci olan özgürlük anlayışımız serpilir ve çeşitlenir.Artık dinleyen aklımıza varan yollar bir değildir.Çevremizin ve nefsimizin “tek gerçek dayatmaları” nafile olacaktır.
Kendimize yaptığımız katma değer
Dünyadaki parmak izlerinin farklılığı kadar gelişebilecek olan kolektif akıl çıplak bir hakikat olarak önümüzde duruyor.O halde yüzyıllardır kaybedip kaybedip bulduğumuz “herkesin gerçeği kendinedir” hakkının teslim edilmesi gerekir.Bu işlevin duyan kişiliğimizde yer bulması kaçınılmazdır.Özün özü ne yapıyorsak kendimize,ne kadar samimi dinlemeleri yakalayabilmiş isek Esma'ül Hüsna'nın “Ferit” ismine de o kadar mahzar olabileceğiz.Artık dinlediklerimizi anlayıp anlamama sorumluluğunu üstlenmiş bir şekilde mesajları kendimize mal ederek sahiplenebiliriz.
Yaradılıştan kişiye özel olarak saklı duran yeteneğimizi keşfederek bundan topluma kazandırdığımız katma değer ne kadardır?Gelecekte yapmayı tasarladığımız gelişim ve atılımların mesafesi ne kadardır?Ne kadarını pratik hayata geçirebildik?Bu soruların karşılığını verebilmek cesur dinleyici olabilmeye aday olabilmenin şartlarındandır. Hepimizin bir kör noktası vardır.Kendimize dönük yıkıcı mekanizmalarımızın nasıl işlediğini ve nedenlerini bilmek zorundayız. Oysa kendimizle alakalı olan kusurlarımız ve gelişim alanlarımız başkaları tarafından kolay fark edilir.Bazen de bu nedenlerle tenkit ediliriz ve buna da üzülürüz.Halbuki her tenkit bize bir armağandır.Bediüzzaman “Benim boynumda veya koynumda bir akrep bulunduğunu biri söylese veya gösterse; ondan darılmak değil, belki memnun olmak lâzım gelir.”der.(Mektubat S,64)
Dış tenkitlere tepkilerimizi anlayışlı hale sokmaz isek reaktif yaklaşımlarımız yani kendi dışımızda bol kusur ve hata bulma yarışı bizi kontrol edecektir.Asıl cesurluk, dış şartlar ne olursa olsun gerekeni yapabilmeye çalışan ve bu gücü gösteren kimselere aittir.Şartlar ve olaylar bizi kötü dinleyici yapıyor dersek işin kolayına kaçmış oluruz.Çünkü ne olduğumuzdan nasıl anlayıp nasıl öğrendiğimizden kendimiz sorumluyuz.Halbuki her problem kendi içinde fırsatlar saklar.Her kötü dinleme davranışının perde arkasında gizlenmiş bir yetenek saklı bir güç vardır.Bu nedenle insanın ifrat derecesindeki bencilliğine kendine biçilen roldeki kimliğine gurur ve çok bilmişliğe karşı yaptığı her mücadele özel bir kahramanlık gösterilerek yapılır.
Cesur dinleyici nötr değildir.Aldığı pasları boşa çıkarmaz.Çabucak değerlendirir.Bunun içinde Örülmüş kabuk kimliklerden sıyrılabilme gücünü göstermek gerekir demiştik.Bunun ardından da bir çocuk coşkusu ve hevesi içinde ancak bir yetişkin karalılığı ile ve keskin bir halet-i ruhiye beraberinde kaynağa yönelmek yerinde olacaktır.
Zübeyir GÜNDÜZALP “Zihindeki menfi fikirleri çıkartmak bedendeki urları çıkartmaktan daha mühimdir.” der.Bazen ruhumuzda sıkıntı varken dinleyen aklımız bizi uzaklara çekiyorsa çok nezih,sakin ve seçkin bir ortamda da bulunsak etkin dinleme gerçekleşmez.
Oysa iç alemimizin bize hissettirdikleri kadar, duygularımızın rengindeki netlik derecesinde dinlediklerimize anlam katabiliriz. Ancak iç dünya arınması yapmamış isek,tevekkül,tevafuk (uygun düşme) ve tefekkürden (derinlemesine düşünme) bir şey anlamıyorsak duyduklarımız beyhudedir. Buradaki arınma hırs, gurur, nemelazımcılık, uyuşukluk,zihin dağınıklığı gibi duyguların dinleme anlarında bir tarafa bırakılması manasındadır. Nasıl ki bir güneş ışığı prizmadan geçtiğinde gökkuşağı renklerine ayrılır,biz de dinlerken kendi değerimizi oluşturabilmek için duygu renkliliğimizin verdiği çok yönlü bakışları görebilme özelliğini kazanmaya bakmalıyız.
***
Dünyadaki çoğu çatışmaların temelinde iletişim kopukluğu yatmaktadır. Bunu anlamak için mahkemelerdeki duruşmalara girmek yeterlidir.Buralara düşme nedenlerinin çoğunun taraflarca birbirlerini dinlememesinden kaynaklandığını görürüz.Oysa taraflar birbirlerine samimi olarak kulak verseler mahkemeye gerek kalmadan anlaşabileceklerdir. Toplum olarak kaliteli ve çok dinlemeye ihtiyacımız vardır.Ama ne yazık ki bu özelliğimizi geliştirmek bir yana kaybetmek üzereyiz.
Samuel Smiles anlatıyor: Bir meyve bahçesine yanlışlıkla giren bir genç yanında hiç kimse olmadığı halde,cebine niçin birkaç armut atmadığı sorusuna,iyi bir terbiyenin esası olan şu cevabı verir: " Nasıl kimse yoktu? Ben orada değilmiydim? Ben böyle şefersiz bir şey yaptığımı asla görmek istemem.Buradaki kıssadan hisse kendinize olan özgüvenli cesaretin, terbiyelenmiş nefisle birleşmesidir.
Bütün bunlara ilaveten diyeceğimiz son bir nokta;Bu konuda yapılan her değişim ve başkalaşım olay anındaki farkındalığı yakalayabilme duyarlılığımıza bağlıdır.Örneğin eskiden kızdığına şimdi gülebilen bir kimsenin ufku genişlemiş aklı gelişmiş demektir.Ayrıca böyle durumda kızgınlığımızı,saldırgan duygularımızı ortaya çıktıkları anda fark ederek etkin dinleme yoluna kanalize edebiliriz.
Duygusal aklımıza ket vuran öfke gibi tepkilerimizi dinlerken motive olmada ve enerji kazanmada kullanabiliriz.Tıpkı buharlı lokomotiflerin basınçla çalışması gibi.Bu tür gelişim aşamaları kendimize karşı kazanılan bir zaferdir,bir kahramanlıktır.Asıl değişimde sadece dışardan basılan düğmelere göre değildir. Bu kişinin iç dünyasından başlayan ve gittikçe yaşanarak daha iyi anlaşılan bir olgudur.Tekrar ele alırsak burada öngördüğümüz,özeleştiri eşliğinde nefis atına binerek sürdürdüğümüz savaşımızı, kendimizi sorgulayan bir tavırla yapabilmemiz öncül bir görevdir. Sonraki deneme yanılma uygulamalarımızın bizi iyi dinleyen bir talebe konumuna getirmesi sayesinde gösterilen çabaların meyvesini almak bizi mutlu edecektir.

Bu Yazı 1653 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar