ÇOCUKLARDA KÖTÜ SÖZLERE BAŞLAMANIN ALT YAPISI
..        

Çocukların en önemli özelliği evin neşe kaynağı olması ve yuvayı sağlam zincirlerle bağlaması olsa gerek. Çocuklar; masumdur, sevimlidir ve cennet kokuludur. Böyle olması onların bazen yanlış hallerini de kapsar. Masumiyetleri göz önünde bulundurularak yapılan çirkin hal ve tavırlara hoş görüyle bakılır.
Çocuk doğduğunda tarifi mümkün olamayan mutluluğu tadarsınız. Onunla çocuk olup bineği olur, sevinince sevinir, üzülünce beraber ağlarsınız. Geceleri uykusuz kalarak hastalığında Şafi ismini tecelli ettirmesi için Rabbimizden yaşlı gözlerle niyazda bulunursunuz. Baba, anne sözü sizi hayata kopmaz, sarsılmaz, kuvvetli iple sımsıkı bağlar. Birbirinizi daha çok sever ve çocuğunuza mutlu bir gelecek için hayal dünyanıza yeni bir pencere açarsınız. Artık anne ve baba; çocukları doğduğu andan itibaren onun için yaşayan fedakâr, cefakâr canlılardır.
“Yavrum, güzelim, annem, canım, aşkım, paşam, aslanım,” dersiniz. Kızsanız dahi uyurken saçlarını koklayarak, öperek özür bile dilersiniz. Onun için her şeyin en iyisini, en güzelini sağlamak için bir değil iki işte çalışırsınız.
Çocuklar şefkat ve merhamet pınarı olan ebeveynlerinin rehberliğinde; doğru-yanlış, sevap-günah, güzel-çirkin, iyi-kötü halleri tanımaya başlarlar. Küçükken yapılan hatalı davranışlarda ısrar, büyüdükçe sevimli hallerin yerini çirkin bir hale çevirir.
Bu kötü söz ve fiiller, büyükler tarafından ya önemsenmemesi ya da takdir edilmelerinden ötürü alışkanlığa dönüşür. Davranışlar sıradan ve bayağı bir hal alır. Davranışlarını evden ve yakın çevreden modelleyerek alan çocuğun davranışlarında bizim payımız büyüktür. Bazen şaka, bazen espri, bazen de takdirle karşılarız çocuğumuzun beğenilmeyen kötü davranışlarını. Çocukken basite alınan kötü davranışlar; büyüdükçe yetişkinlerce ödül beklemeye alıştırılan çocuğa; ceza, hakaret ve dışlamaya varan neticelerle açığa çıkar.
“Evlendikten 5 yıl sonra bir çocuğu olan aile de herkes mutludur elbette. Evlendikten 5 yıl sonra gelen azalarında noksanı olmayan bir çocuk eve şeref vermiştir. Artık muratlarına eren aile çocuğun adını 'Murat' koyar. Baba çocuğun büyümesini, konuşmasını çok ister. Her gün oğluna yeni kelimeler öğretmeye çalışır ve her misafir gelince oğlundan öğrettiklerini tekrar etmesini ister. Murat 3 yaşına gelince 45 kelimelik cümleler kurarak yaşıtları gibi konuşmaya başlar.
Babanın Osman isminde bir aile dostu vardır. Baba, Osman Bey'e bir şaka yapmak istediğinden Murat'a bir kötü söz öğretip ve bu çirkin sözü Osman Bey'e söyletmeyi ister. Baba oğluna defalarca çirkin sözü söyletme çabasında bulunur. Çocuk denemeler sonucunda o sözü söyler. Baba mutludur, Osman Bey de. Osman Bey çocuktan duyduğu sözden memnuniyetini katıla katıla gülerek gösterir. Baba arkadaşlarına, sevdiklerine çocuğuna öğrettiği sözü söyletmenin zevkini çocuk 12 yaşına gelinceye kadar yaşar. Çocuğa bazen de para vererek söylemesini teşvik eder. Çocuk 12 yaşında para vermeden de çirkin sözü söylemektedir.1
“Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum.” 2 diyen Asrımızın Müceddidi'ne kulak vermeliyiz. Attığımız her adım bize bumerang gibi er veya geç döner. Aile toplumun temel taşıdır. Ailelerimizi sağlam tutmak ve korumak için elimizden geleni yapmak zorundayız.
Walt Disney "Eğitim ve eğlence birbirine düşman değildir"3 derken haklıdır. Erkenden başlayarak dili bir eğlence haline getirirseniz, çocuğunuz sevgi sözcüklerini hayatı boyunca koruyacaktır. Tıpkı ilk insan; Âdem (AS) ' dan son ümmet-i Muhammed (SAV) e dek sürecek bir enerji!
Musevilikte şöyle bir gelenek vardır:' 4 Bir çocuk İbranice konuşmaya başlar başlamaz kendisine bir şeker veya bal verilir. Böylece, çocuğun öğrenme kavramını tatlı kavramıyla birlikte hatırlanması sağlanır.
“İnsan taallümle tekemmül eder.” 5 Öğrenerek mükemmelleşir. Öğrenme; yani bilgi alışverişi, insanların birebir ya da dolaylı olarak ilişki kurmalarıyla mümkün olur. Eksik olan azalarımız olmadığı, eksik olanın “Verene teşekkür etmek” olduğudur. Toplumumuzda, evimizde, okulumuzda, işyerimizde eksik olan “Teşekkür ederiz” sözcüğüdür.
Baba evde su isteyince çocuğuna, yemeği yedikten sonra aile birbirine, usta çırağına 1516 numaralı anahtarı getirince, okula gelince bizi getiren servis şoförüne, her ders sonunda öğretmenimize, gün bitiminde her şeyin sahibi Ezel ve Ebed Sultanımız Allah (CC)'a teşekkür etmeliyiz.
Eğer siz öğrenme sürecinde tatlı yerine acı, sıkıntı ve cefa verirseniz dilde izi kaybolmayan yanık bir tad kalır.
Her öğrenme acı verirse öğrenme olmayacaktır hayatta. Tecrübeye, rehbere ve mihmandara gerek kalmayacaktır. Hayat ezberden öte bir durumdan ibaret kalır. Ezberin olmadığı hatta ezberin bozulduğu, tecrübelerin deniz feneri gibi yolumuzu aydınlattığı nurani Cadde-i Kübra'da sevgi, saygı, hoş görü ikliminde adım adım Yüce Dost (CC)'a varışın adıdır: HAYAT!
Bizim bu gün yaptığımız çalışmalar aslında torunlarımızı eğitecek ve hayata hazırlayacak kişileredir. Torunlarınızı düşünün. Çocuğa kızarsanız, kalbini kırarsanız ve Cemalullah'ın ayinesi olan pembe, şirin yüzüne vurursanız severek öğreten ebeveynler olamazsınız. Dayak çocuğun yapılması istenmeyen davranışı yapmasını engeller diyenler vardır. Her kötü sözünüz, her kötü davranışınız; onun ruhunda kapanmaz bir acı olarak yerleşecektir. “Dayağın sürekli tesir icra edeceği de, her zaman münakaşa götürür bir mevzudur. Onun terbiyedeki tesiri, daha çok teskin edici ilaçlara benzer; ağrıyı geçici olarak dindirse bile, iyileştirmez Hele, bazı zamanlar başka komplikasyonlara da yol açar ki, dolayısıyla daima titizlik isteyen bir husustur." 6
O bunlarla yaşar ve olgunlaşır derseniz burada söz susar, fasit bir hal alır. “ Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur” 7 diyen âlimi de üzersiniz o vakit!
Hayatı oyunlaştırırken gerçekleri saklamayın. Çocuklar ölümü dahi anlarlar. Çocuklar 4-5 yaşlarındaki yaşadıkları olayları hatırlarlar. Çocuğa: Allah (CC) dediğinizde; 1-1,5 yaşlarında şahadet parmağını havaya kaldırarak parmağıyla 1 yapmayı, peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) sağ elini kalbinin üzerine koymayı öğretmişseniz o bir daha bu hareketi yapmayı ve yaptıranı unutmayacaktır. Efendisini tanıyan köle gibi hal diliyle de itaat edecektir.
İlk duydukları sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet olan ciğerparelerimizi kendi ellerimizle ateşe atmayalım. Dillerini güzel sözcüklerle bezeyelim.
Yarınların özlemi içimizi yakıyorsa, visal meltemi burnunuzu gözyaşlarınızla sızlatıyorsa, rehberiniz kavi ise, kervanda yerinizi almak için davranın. Unutmayın geçmişinizi, ekilen sevgi tohumlarını!
Özel bir maçta bu duyguları yaşayan futbolcu Tuncay; “Osmanlı torunu olmanın ayrıcalığını yaşadık.” 8 diyorsa hâlâ düşünmekle vakit mi kaybedeceğiz?
Yüreğimizde bir yara var. Kendi ellerimizle çocuklarımızı hayata kötü bir şekilde hazırlamak bize yakışmaz! İnsana yakışmaz! Konuşan hayvanlara bile kötü söz etmesini öğreten ve bunlarla övünen biz değiliz! Biz kayıp zannedilen,”hasta adam” 9 diye nitelendirilen Aslanların; Altın Neslin takipçileri, izcileri olmalıyız. “Hiç Kızmayan Anne”, “Hiç Kızmayan Baba” olmamız gerekmektedir. Muhabbetimizle kuşatmalı, bahçemizdeki gülleri sevgimiz ile yeşertmeliyiz. —

“Tülleniyor ruhlarımızda sevdalı bir yaz,
Ne çıkar sanki biraz sertçe esmişse poyraz.
Güller açıyor, her yanda bülbül nağmesi var,
Dünkü renkleriyle geliyor bu gelen bahar...” 10

n.taktak@hickizmayanogretmen.com


Bu Yazı 3490 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar