Kapak
Çabuk Olalım
..        
Acele etmezsek kaybedeceğimiz çok şey var. Bu vatanda asırlar boyunca beraber yaşadığımız, et ve tırnak gibi kaynaştığımız insanları nasıl bir fikir, nasıl bir duygu ile kendimizden saymıyoruz? En azından bin yıllık bir müşterek maziye sahibiz. Bu toprakların üzerinde, terimiz ve kanımız birbirine karıştı. Aynı ezanla Kâinâtın Yaratıcısı olan Allâhu Teâlâ'ya ibadete koştuk. Aynı boru sesi ile vatanımıza ve mukaddesatı- mıza uzanan elleri engellemek için cephelerden cephelere seğirttik. Aynı bayrak altında zaferin lezzetini veya hezimetin acısını tattık. Bize ne oldu?
Hangi hain el, içimize bu ayrılık fitnesini ekti? Hangi art niyetli, bu zakkum tohumunu yeşertmek için gayret etti? Bin yıllık aydınlık geçmişimizin üzerine kimler, bu kara perdeyi örttü? Neden, aklımızı ve yüreğimizi kullanmıyoruz? Neden, en basit bir yaratık gibi, yalnızca sinir uçlarımızın sevkiyle hareket ediyoruz? İnsanlığın muktezâsı bu mu? İnandığımız son ve mükemmel din, bizlere bu şekilde davranma- mızı mı emrediyor?
Çok değil, yüz yıl önceki vatan topraklarının ne kadar olduğunu hatırlayınız! O koskoca coğrafyayı bugünkü ile kıyas ediniz! O topraklarda yüzyıllar boyu adalet üzere idare edilen çeşitli ırk ve inançlardan insanların, bugün ne hâlde olduklarını düşününüz! Üç kıta'da hâkim olan sulhu, emniyeti, huzuru bozan sebepleri tefekkür ediniz!
Beşer tarihine altın harflerle yazılan uzun bir devrenin ne gibi düşüncelerle, ne gibi Saiklerle bozulduğunu anlamaya çalışmak hepimiz için zaruridir. Çünkü bu vatanın ve bu topraklarda yaşayan insanların istikbali söz konusu… Yalnızca ırk, yalnızca dîn, yalnızca dil birliği bugünkü şartlarda vatanımızın selâmeti ve devletimizin devamı için yetmeyecektir. İnsanlar artık dar çadırlarda değil, cihan-şümul değerlerin çok geniş çatısı altında toplanmayı istiyorlar. Bu çatının altına kendi rızası ile gelen herkesin birbirine üstünlüğü, ancak ahlâkî ve meslekî bakımdan söz konusu olabilir. Herkes adaletten, hizmetten, emniyetten, huzurdan eşit şekilde faydalanmalıdır.
Kimlikler, kültürler, inanışlar, fikir ve ifade şekilleri, yaşama tarzları, bütün insanlığın ortak değerlerini incitmemek şartıyla, makul ve makbul sayılmalıdır. Hususiyetler, şahısların kendilerine mahsus birer zenginliktir. Aynı toprakları vatan olarak seçen ve bir milleti meydana getiren cem'iyyetlerin zenginliği ise farklı ırk ve dine mensup toplulukların ayrı ayrı davranışlarıdır.
Artık, ideolojilerin bile ehemmiyeti kalmayan dünyamızda, bütün beşeriyetin saadeti, rahatı, huzuru için çalışma zamanıdır. Bunu yapabilmek için nefsimizde, ailemizde, çevremizde ve vatanımızda aynı maksada hizmet etmek gerekmektedir. Bizden beklenen ayrılık değil, birlik; kavga değil, dirliktir!
Her iş de istenmeyen, beğenilmeyen yönler bulunabilir. Bunların düzeltilmesi için elbirliği ile çabalamak gerekir. Hele, bu gibi durumlar bizim dışımızda, bizim huzur ve bahtiyarlığımıza kasd edenler tarafından kotarılıp önümüze çıkarılıyorsa, o zaman daha dikkatli, daha uyanık olmak lâzımdır. Maalesef, tek tek insanlara kötülük etmeyi bir meslek hâline getirenler olduğu gibi, toplulukların emniyetini bozmak ve onların ahlâkî değerlerini yok ederek kötü emellerinde kullanmak isteyenler de az değildir. Bunların her an ve her şartta yapmaları beklenen kötülüklere karşı çareler aramak en acil bir vazifedir.
Aldırmazlık, önem vermemek, küçümsemek veya göz kapamakla şerlerden kurtulamayız. Hanemizin, ailemizin rahatı ve huzurunu nasıl düşünüyorsak, insanlığın saadetini de aynı samimiyetle arzu etmeliyiz. Kendi sağlığımız kadar, milletimizin sıhhatine de ehemmiyet vermeliyiz. Neslimizin gelece- ğini düşündüğümüz gibi, vatandaşlarımızın istikbali- ni de nazara almalıyız.
Gerçek sulh, gerçek huzur, gerçek saadet birlikte olursa gerçektir. Yoksa yalnız ben tok olayım, ben rahat edeyim, ben mutlu yaşayayım diye düşünmek insanlara yakışır bir davranış değildir! Hakikat mesleğine zıttır! Millî seciyemize uymaz! Yalnız kendini düşünmek, nefsi için çabalamak, himmetini şahsına hasretmek dînî inançlarımızla hiç bağdaşmaz!
Başımızdaki bu belâyı ortadan kaldırmak için ne yapmamız gerektiğini ve bu işte ne derece süratli davranmamız icap ettiğini, buyurun, birlikte düşüne- lim…
Bu Yazı 3021 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar