Cemil Meriç ve Hint
27.01.2015        

CEMİL MERİÇ VE HİNT

Koray ŞERBETÇİ

 

 

 

Üstat Cemil Meriç, “Ben kimim?” sorusuna verdiği “Kendini Türk irfanına adamış münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi” cevabıyla aslında tüm hayatını özetliyordu. Kendisi gerçekten mütecessis idi. Yani doymak bilmez bir okuma ve inceleme özelliğine sahipti. Ama her şeyden önemlisi bu özelliğini nefsine hasretmiyor, yukarıdaki tanımında belirttiği gibi Türk irfanı adına zihin projektörü ile insanlığın bilgi birikimini tarıyordu.

Evet, gözleri zahiren kapalı ama mânen bir kartal kadar keskin olan Cemil Meriç’in Türk irfanına en güzel armağanlarından birisi, Hint Medeniyeti üzerine çalışmalarıdır. Zira Cemil Meriç’e kadar Türk aydınları en fazla İran kültür iklimine uzanmış, öteye yani Asya’ya geçmemişlerdir. Üstat bu durumu şöyle dile getirmiştir Jurnal adlı eserinde ;  “Tanımıyoruz Hint'i. O ülkeye en büyük hükümdarını armağan eden Türk, Hint'i tanımıyor. Tanımıyoruz Hint'i. Ekber'e rağmen tanımıyoruz. Sebük Tekin'in oğlu Hezarbütgede'yi mescit eylerken Elbiruni fikir hazinelerini taşımış Doğu'ya, Yunan felsefesiyle Himalaya bilgelerinin felsefesini karşılaştırmış, İslâm tasavvufuyla Hint tasavvufunu kaynaştırmış. Elbiruni'ye rağmen tanımıyoruz Hint'i.”(1) böyle diyordu Meriç. Hem Osmanlı münevverlerini hem de Cumhuriyet dönemi aydınlarını Hint’e kayıtsız kaldıkları için eleştiriyordu. Ona göre aydınlarımız en fazla İran’a kadar bilirlerdi doğuyu. İran’dan aldığımız Tasavvuf terimleri, büyük Sadi-i Şirazî ve Hafız-ı Şirazî’nin muazzam şiirleri yetiyordu bize. Şair-i Azam Abdülhak Hamid’in Bombay’a gittiğini ama Hint şiirindentek kelime etmediğini, Süleyman Nazif’in ise Hint’i bir miskinler tekkesi diye küçümsediğini anlatır hayretle. Dile getirdiği tüm bu kayıtsızlığı sonunda şöyle çerçeveler Meriç; “ Aydınlarımızın tecessüsü hiçbir zaman Himalaya zirvesine yükselemedi.”(2) Bu uzun eleştirisinin ardındanMeriç,Hint’i neden tanımamız gerektiği konusunda şu satırları yazacaktır Jurnal’de ; “ Hint'i tanımak zorundayız, çünkü İslâmî tefekkürün sertac-ı iptihacı tasavvuf o ülkeden fışkırdı. Cetlerimiz İslâm'ı kabul etmeden önce Budisttiler. Hint'i tanımak zorundayız. Asya düşüncesinin dayandığı temel Hint düşüncesidir. Hint'i tanımak zorundayız. İnsanlığın irfan ve idrakine istikamet veren iki yaratıcı millet vardır. Hint ve Yunan.. Biz bu iki ülkenin merkezindeyiz. Akdeniz Doğu ile Batı'nın zifaf yatağı. İnsanlık korkunç bir buhran'ın pençesindedir. Kosmoslaantropos arasındaki binlerce yıllık âhenk sona erdi. Avrupa maddeyi fethederken kendini unuttu. İnsana kendini bulduracak büyük terkibe ancak Hint sayesinde varabiliriz.”(3)

Peki, Meriç’in kendisi nasıl bakar Hint medeniyetine? Ne bulmuştur Hint ikliminde? Öncelikle ifade etmek gerekir ki, Meriç’in Hint merakı fildişi kulesinde oturan ve kendisine entelektüel keyifler arayan birinin merakı değildi. Zira Meriç, batı düşüncesinin beyin kıvrımlarını karış karış bilen biriydi. Batının fikir ikliminde iz süren bu usta mütefekkirinHint’e bakışı, batının bize teklif ettiklerine karşı doğuda seçenek arayan yerli bir hamleydi. Meriç, hükmünü vermişti zaten “ExOrientelux” yani “ışık doğudan gelir” diye.

“Yıllardır ayaklarımda demir çarık, elimde demir âsâ, düşüncenin cangıllarında dolaşıyorum, düşüncenin ve şiirin.” diyen Meriç, Hint’i tanıyana kadar düşüncenin Yunan’la başladığını sanıyordu. Fakat Hint ile tanışınca;  “ülkeler de kitaplara benzer. Onlarda aradığımızı buluruz”(4) dedi ve yıllarını verdi onu tanımaya.  Onu tanıdıkça “hikmetin ezeli vatanı doğuda”(5)dediği bu meçhul diyardan 1964 yılında yayınladığı “Hind Edebiyatı” ve 1976 yılında yayınladığı “Bir Dünyanın Eşiğinde” eserleriyle bize haberler getirmeye başladı. Şimdi baştaki sorumuza dönelim. Ne bulmuştur Meriç Hint ikliminde?

Öncelikle her şeyin zıddıyla bilineceği ilkesinden hareket eden Meriç, Hint’in karşısına Yunan’ı koyar. Çok latif bir edebî sembolizm yaparak Olimpos ve Himalaya dağlarını karşı karşıya getirir. Ama bu karşı karşıya getirme sığ bir iyi-kötü, biz-onlar yaklaşımı değildir. Meriç bu karşı konumlanışı çok iyi çözümlemiştir. Kendi ifadesiyle insanlığın düşünce birikimi bakımından doğu ve batının varoluş sebebi, kör bir çarpışmadan öte farklı işlevleri olan beyin küreleri gibidir.  Şöyle der; “ Fakat zavallı dostum, batıyla doğu insan beyninin iki yarım küresi. Vehimlerden sıyrılan ruh için ne doğu vardır ne batı.”(6)Meriç’in Hint’te keşfettiği ilk olgu, çoğulculuk düşüncesidir. Zira ona göre Hint uygarlığında ve edebiyatında çok kültürlülük vardır. Hint’in bu yapısı onun ilgisi için âdeta bir çekim alanı oluşturmaktadır. Çok kültürlülük yani çok çeşitli diller konuşan ve çeşitli inançlara sahip insanların bir arada yaşaması, geçmişte de günümüzde de Hint’te çoğulculuk kavramının gözlemlenmesini mümkün kılmaktadır. Meriç bunu ilgiyle ve coşkuyla tespit eder. Bu coşku ona “ Hint her inanca söz hakkı tanıyan bir ülke olduğu için ikinci vatanım oldu”(7)dedirtir. Çoğulculuk olgusu,  hoşgörü rüzgarlarının estiği bir düşünce iklimidir. Meriç’in Hint ikliminde çoğulculuk ve hoşgörü kolkoladır. Yüzyıllardır da hep bu çizgide gitmiştir. Orada batıda olduğu gibi ne veraset için yüzyıl, ne de mezhepler için otuz yıl süren savaşlar vardır. Bu nedenle Meriç, Hint’i Avrupa’dan ileride görür.  Hint’i Avrupa’nın ilerisine koysa da, şöyle yaklaşır bu tabloya; “Çağdaş Avrupa en aydınlık taraflarıyla Hint’in bir devamıdır. (…) Yunan mucizesi bütün ihtişamını Asya’ya borçlu: Pythagoraslar, Demokritoslar, Lykurgoslar meşalelerini ya Ganj kıyılarında tutuşturmuşlardır, ya Nil kıyılarında.”(8) Meriç’in, Yunan-Hint, Olimpos- Himalaya diyalektiğinde Yunan; Yumuşak tabiatı, güveni, bilinene ilgiyi, tabiatı, faydalı olanı, zekayı temsil ederken, Hint; Sert tabiatı, korkuyu, bilinmeyene ilgiyi, tabiatüstünü, hayali temsil etmektedir.(9)

Hint’in coğrafi özelliklerini kuzeyden güneye doğru Himalayaların karlarından Seylan’ın boğucu sıcağına doğru bir tezatlar tablosu olarak tasvir eden Meriç, “Hintli ruhunu yoğuran bu coğrafya”(10)diyerek hükmünü peşinen verir. Ardından Hint’in ruh fotoğrafını çekercesine şu özellikleri sıralar; “ Hint, unsurların hışmından riyazet kalesine sığınmıştır. Hint düşüncesinde koyu renkler ağır basar. Hint, hayatı küçümseyenlerin vatanıdır. Hintlinin ruhu da Hint’in tabiatı gibi bir tezatlar mahşeri.”(11) Bu tanımlardan ortaya çıkan sonuç Hint’in içine kapanık, sırlı bir hayal alemi olduğudur. Meriç bunu kabul etmekle birlikte, Hint medeniyeti ile çarpıcı bir tespitte bulunur; “Firavunlar diyarı muhteşem bir taş yığını, Fırat boylarında yükselen mamureler toprak altında, Atina hayal, Roma efsane... Hint beş bin yıldan beri var. Hintli elini kolunu bağlayıp hayaller aleminde yasasaydı, o büyük medeniyet nasıldoğar, nasıl gelişir, nasıl ayakta durabilirdi?”(12) Hint düşüncesi, kendi beldesine yapılan akınlara ve orada kurulan imparatorluklara bir komedya gözüyle bakmış, bakışlarını ezeli cevherin sırlarından ayırmamıştır. O nedenle “ Hint düşüncesinin en önemli zaferi, değişmeyeni kavrayabilmesindedir”(13)demiştir Meriç.

Hint, mimarisi ve edebiyatı ile de kendine özgü çizgilerini korur. Meriç ; “Ha dağlarını seyretmişsiniz ha mimarisini, ikisinde de aynı heybet”(14) demekten kendisini alamaz. Ama onu asıl cezbeden edebiyatıdır. Hint edebiyatında toprakla insanın başka hiçbir edebiyatta olmadığı kadar içli dışlı olduğunu görür. Buram buram aşk tüten bir edebiyat olarak vasıflandırır Hint edebiyatını. En ayırıcı özelliği olarak da hayal edici yönüne işaret eder. Doğal olarak bu denli doğaüstü ve hayale dayalı edebiyatta nesirin yok denecek kadar az olduğunu görür Meriç ve hayretle ekler; “Gramer ve tıp kitapları bile çoğu kez manzum”(15)

Yunan destanı İlyada’yı bir çiçek bahçesine benzeten Meriç, Hint destanı Mahabbarata’yı bir orman olarak görür. İlkinde uyum ve geometri, ikincisinde heybet ve ihtişam bulur. Hem dini hem halk edebiyatını inceler. Vedalar’ı, Mahabbarata’yı, Upanişadlar’ı ve Bhagavad Gita’yıve Ramayana’yı inceleyen Cemil Meriç, bu temel dini-edebi metinlerde Hint’in fikir dayanakları olan Samsara (evrenin daireselliği), karma (eylem yasası) ve vahdet-i vücud inancını bulur.

Sonuç olarak, batılı müsteşriklerin daha iyi sömürmek için tanıma gayretine karşı, Cemil Meriç’in Hint’i araştırma gayesi, bir Türk mütefekkiri olarak Avrupa’ya karşı Asya’nın büyüklüğünü ve doğuyu kucaklamayan bir Hümanizmin anadan doğma sakat olacağını haykırmaktır. Bu arada Türk aydınlarına da Hint’i işaret etme nedeni, Avrupa’nın bikr-i fikri ile Asya’nın  akl-ı pîrânesini evlendirmek ve böylece Türk irfanını bu aşılama ile gürleştirme gayretidir.  Üstat Cemil Meriç’in bu samimi gayreti ne şanslıyız ki biz okuyucularına da böylece yepyeni bir âlemin kapısını açmıştır. Herkesi davet eden, düşünce hürriyetinin tılsımlı ikliminin kapısını yani Hint’in…

DİPNOTLAR:

(1) Cemil Meriç; Jurnal I,İletisim Yayınları, 8. Baskı, 1998, İstanbul,  s.147

(2) Cemil Meriç; Bir Dünyanın Eşiğinde, İletişim yayınları, İstanbul, 2010,  s.85

(3) Jurnal I, s.147

(4) Bir Dünyanın Eşiğinde, s.85

(5) a.g.e, s.86

(6) a.g.e, s.88

(7) Jurnal I, s.370

(8) Jurnal, s.374

(9) Bir Dünyanın Eşiğinde, s.49

(10) a.g.e, s.89

(11) a.g.e, s.90

(12) a.g.e, s.90

(13) a.g.e, s.89

(14) a.g.e, s.91

(15) a.g.e, s.91


Bu Yazı 3389 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar