Kapak
Cemil Meriç'i Yetiştiren Başlıca Eserler
09.06.2016        

CEMİL MERİÇ’İ YETİŞTİREN BAŞLICA ESERLER  

Prof. Dr. Alim Gür

 

Türk düşünce, sanat, edebiyat ve kültür hayatına büyük emek vermiş, Cumhuriyet döneminin en önemli eleştirel denemecilerinden biri de Cemil Meriç (Reyhanlı/ Hatay, 12 Aralık 1916 – İstanbul, 13 Haziran 1987)’tir. 

Acaba böylesine önemli bir şahsiyet nasıl yetişti? Yetişmesinde kimlerin, nelerin ve hangi eserlerin katkısı oldu?

Şüphesiz Cemil Meriç gibi bir sanatçı aydının yetişmesinde; doğuştan gelen kabiliyetinin, aile, okul ve arkadaş çevresi ile okuduğu eserlerin büyük etkisi olmuştur.

Kendi yazdıklarından özellikle iki ciltlik Jurnal ile kızı Ümit Hanım’ın kaleme aldığı Cemil Meriç adlı kitaplarda yukarıdaki soruların ayrıntılı ve tatminkâr cevaplarını bulmak mümkündür.

Biz bu yazıda andığımız kaynaklarla birlikte, kendisiyle ilgili yüksek lisans tezimizi hazırlarken 30 Ağustos 1981’de yazarla İstanbul Göztepe’deki evinde yaptığımız konuşma ışığında, onun daha çok 1940’lara kadar okudukları üzerinde durmaya çalışacağız. Yetişmesinde rolü olan şahısları da dolaylı olarak zikredeceğiz.

Asıl adı Hüseyin Cemil olan yazarın ailesi, Balkan Savaşı sırasında Yunanistan’dan göç etmiştir. Dimetoka ulemasından Hafız İdris Efendi’nin torunu hâkim Mahmut Niyazi Bey ile Zeynep Ziynet Hanım’ın çocuğu olarak dünyaya gelen küçük Cemil, aydın bir aileye mensup olmanın sağladığı avantajla, okumayı dört yaşında iken M. Emin Yurdakul’un Türk Sazı’nı heceleyerek öğrenir. 1920 – 1936 arası Hatay’ın Fransızlar tarafından yönetildiği yıllardır. Bu şartlarda itilip kakılan, düşman bir çevrede dostsuz büyüyen, daima başka ve yabancı görülen Hüseyin Cemil’in çocukluk dönemi, ister istemez kitaplarla ve kendi içine kapanmakla geçer. (Gür 1982:2; Yazan 1992: 2-5)

Gaz lambası ışığında yüksek sesle okunan kitaplar

Antakya’daki Habibünneccar İlkokulunda başladığı ilköğrenimini Reyhanlı’da tamamlayan H. Cemil, sekiz yaşına kadarki hayatını bulanık, başsız sonsuz bir hatıralar yığını olarak hatırlamaktadır. Buna göre babası akşamları aileyi toplayıp kitap okumaktadır. Zehra ablası fenn-i terbiye ve ruhiyat gibi konularla ilgilenmektedir. Amcası Hamit Bey’in kitapları Hüseyin Cemil’in tecessüsünü alevlendiren birer hazine gibidir. O yıllarda zalim ve kıyıcı bir çevreden kurtulmak için kitapların dünyasına sığınmayı tek çare olarak görür. Artık küçük Cemil’in en büyük zevki, geceleri babasının veya ablasının gaz lambası ışığında yüksek sesle okudukları kitapları dinlemektir. O sıralar Reyhanlı’daki evlerinde, iki gözlü büyük bir konsol bulunmaktadır. Burada babasının ve ablasının Osmanlıca kitapları Nabi’nin, Fuzuli’nin, Nedim’in divanları, Namık Kemal’in Akif Bey ve Cezmi isimli eserleri vardır. Küçük Cemil, saatlerce bu kitaplara gömülür, onlardan cümleler, beyitler, ibareler ezberler, böylelikle başkalarına, özellikle de okulundakilere benzemeyen bir hayat macerasına atılmış olur. (Gür 1982: 2; Meriç 1993: 249; Yazan 1992: 5-6)

Hüseyin Cemil 1928’de bitirdiği ilkokul yıllarında neler okumuştu? Kendisinden öğrendiğimiz kadarıyla, din dersleri, Kur’an ve hüsnühat hocaları İlyas Efendi, ders kitapları da, Musâhebât-ı Ahlâkiye’dir. Sınıfta her ders bu kitabın okuyucusu ise Hüseyin Cemil’dir. Bir ara Türkçe hocaları Sait Efendi’nin elinde dolaşan kitaplar; Bulgurluzâde Rıza, Menemenlizâde Tâhir’dir. H. Cemil, Satı Bey’in Fenn-i Terbiye Dersleri’ni de ilk onda görür. ( Meriç 1993:249 )

Küçük Cemil henüz on bir yaşındayken Reyhanlı’da bazen borçlanarak, bazen de kiralayarak kitaplara ulaşır. Bu bağlamda Xavier de Montépin’den Simon ve Mari’yi, Tunç’tan Kızlar’ı, Alexandre Dumas’dan Saray ve Entrikaları’nı ve Kagliostro’yu Osmanlıca çevirilerinden zevkle okumuştur. ( Yazan 1992: 7 )

İlkokulu bitirdikten sonra Cemil Antakya’dadır. Orta ve lise tahsilini, Fransız liselerine özgü bir program uygulayan, Antakya Sultanîsinde sürdürür.

Parası yetmeyince kitap kiralar 

Ortaokul talebesi H. Cemil’in küçük masası hep kitaplarla doludur. Meselâ o Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sının tiyatrolaştırılmış bir metni üzerinde saatlerce çalışır. Daha ilkokuldayken günü gününe izlemeye başladığı Doğru Yol ve Vahdet gazetelerinin yanı sıra, başta hocaları olmak üzere etrafındakilerin tavsiye ettikleri yeni yayınlara da yönelir. Bu arada Hüseyin Cemil’in Antakya’ da en sık ziyaret ettiği yerlerden biri Çığır Kitabevi, diğeri de Genç Spor Kulübü’nün kütüphanesi olur. Kitabevine V. Hugo’nun Sefiller’ ini ısmarlar, ancak dört mecidiye olan kitabı almaya gücü yetmeyince, bir mecidiye vererek bir haftalığına kiralar. Notlar alarak okuduğu bu kitap onda derin izler bırakır. O sıralarda Antakya Lisesinde okuyan bir ağabey, “Sosyal içerikli kitaplar okumalısınız” diyerek ona Safahat’ı verir. Yine ortaokul talebesi olduğu o senelerde okudukları arasına, kime ait olduğunu hatırlayamadığı Fakirler Tabibi adlı tercüme kitabı da dâhil eder. Okul dönüşü genç Cemil, ders kitaplarıyla birlikte eve mutlaka bir iki kitap daha getirir. Bir arkadaşından birkaç günlüğüne ödünç aldığı Monte Kristo bunlardan sadece biridir. Sefiller tercümesini, Safahat’ı orta birdeyken bitiren bu “kitap delisi”, Halit Ziya’dan Refik Halit’e, Halide Edip’ten Reşat Nuri’ye kadar aşağı yukarı çağın bütün roman ve romancılarını okudukları arasına katar. Yine ortaokulda, Türk Yurdu koleksiyonları ile Reşat Nuri’nin Türkiye Tarihi’ni baştan sona inceleme imkânı bulmuştur. Bu arada yukarıda değinildiği gibi divanları, özellikle Nabi, Baki, Fuzuli ve Nedim’in divanlarını da da gözden geçirdiğini belirtmek gerekir. (Gür 1982:2; Yazan 1992: 8)

C. Meriç’in okumalarında ve şahsiyetinin teşekkülünde hiç kuşkusuz, hocaları ile “benim üniversitem” diye andığı Antakya Sultanîsinde uygulanan, özellikle lise programının büyük etkisi olmuştur.

Fransız eğitim sisteminde Cemil Meriç

Antakya Sultanîsinin ilk yıllarından Meriç’in hafızasında iki hoca ismi kalmıştır: Antuvan Efendi ile Lâmi Bey. Orta üçte o, Ali İlmi Fani’yi tanır. Memduh Selim de Cemil’in unutamadıklarındandır. Daha sonra tercüme hocaları da olan Memduh Selim’in bu dersinde Chateaubriand’ın Son İbn-i Saraç’ın Maceraları adlı eserini Türkçeye çevirmişlerdir. Adını oğluna verdiği Mahmut Ali de Meriç’e göre müstakil jurnale lâyık hocalardandır. Antavun Efendi’den sonra H. Cemil’in Fransızca hocaları hep Fransız olur. Önce Mösyö Moity, lise üçte Bazantay, onun Fransızca hocalarından ve yazma kabiliyetini geliştiren isimlerdendir. Lisede feyz aldığı bir başka hocası da onuncu sınıfta edebiyat tarihi derslerine giren Mesut Fani’dir. Onun dersinde Fuat Köprülü’nün edebiyat tarihini okumuşlardır. Aynı zat on birinci sınıfta tarih, on ikide ise felsefe hocaları olmuştur. Tarih dersinde İsaac Mallet’nin Fransız Devrimi’ni okutan Mesut Bey’in felsefe derslerinde en azından beş-altı felsefe kitabından söz edilir.

 “Fransızların nasıl bir program takip ettiklerini anlayamamışımdır.” diyen Cemil Meriç’in verdiği bilgiye göre, lise birde Hugo’nun Légende des Siécles’i, lise ikide Chateaubriand’ın Atala, René ve Le Dernier Abincerage’ını, lise üçte Lanson’un edebiyat tarihi ders kitapları olmuştur. Bunlarla da yetinmemişler, zaman zaman Desgranges’in Seçme Yazılar’ı gibi eserlere de yönelmişlerdir. Bu bağlamda klasiklerden, yani Moliére, Corneille, Racine gibi yazarlardan üç dört kitap okumak zorundadırlar. (Meriç 1993: 250-253; Yazan 1992: 8-12 )

İmandan maddeciliğe geçişi

C. Meriç’in lise yıllarında da durmadan dinlenmeden okuduğu anlaşılmaktadır. Sürekli okuması ve bu arada felsefeye de merak sarması yüzünden, düşünce dünyasında, imandan maddeciliğe doğru bir geçiş görülür. Bu durum onu zaten pamuk ipliği ile bağlı bulunduğu çevresinden bir kat daha koparır. (Gür 1982: 3; Meriç 1978:445-446)

On birinci sınıfta lise kütüphanesinden alıp okuduğu Büchner’e ait Madde ve Kuvvet’in kendisine hayalî de olsa bir imtiyaz sağladığını düşünür. (Meriç 1993: 292; Yazan 1992: 16 ) Bu arada 20 Ekim 1965 tarihli jurnalindeki ifadeleriyle, “18 yaş, tecessüsünün yıldızlara yelken açtığı çağdır, fetih ve macera çağı. Kagliostro, Nostradamus ve Sir William Crookes benim için hazinenin bekçileriydiler. Onları ararken Nordau çıktı karşıma, Nordau, Haeckel, Büchner ve bütün mistisizmlerin birer şarlatanlık, birer tereddi, olduğunu haykırdılar.” diyen Meriç, “Sonra Marx ve şakirtleri ve… Maddecilerle gerdeğe girmeden çok kısa bir flört.” yaşar. (Meriç 1992: 397)  Bu bağlamda önce lisede Engels’in üç ciltlik Anti Duhring’ini çok dikkatli ve özet çıkararak okur. Yine o sıralarda hakikate ulaşacağını zannederek, dilini bilmediği bir dünyaya yönelir ve Marx’ın Kapital’ini ( yalnız birinci cildini ) bitirir. Nâzım Hikmet’i okur, anlamaz ve sevmez. Halep’ten Engels’in, Freud’un bazı kitaplarını, İlyada ve Odise’yi alarak ileride çok zengin olacak kütüphanesini oluşturmaya başlar ( Meriç 1992: 254, 261; Yazan 1992: 16-17 ). Felsefeye merak sardığında, başta Hissiyat Ruhiyat’ı olmak üzere, Carl Worlender’in Felsefe Tarihi’ni, bizden ise Ziya Gökalp’in kitaplarını âdeta yutar. 

Sonra yeni bir arayış içine girerek netice itibariyle teorik düzeyde kalacak olan Türkçülüğe geçiş yapar. Türk Yıllığı, bütün Türk Yurdu nüshaları, Rıza Nur’un tarihi, Yusuf Akçura ile Ahmet Hikmet’in kitapları bir bir elinden geçer. Satır satır inceler onları. Bu sefer okul idaresine ters düşer. Hatta Türk Yıllığı’nı okurken etüt hocası tarafından yakalanır, kendisine bir de tokat atılır. (Gür 1982:3; Yazan 1992: 17-18)   

Nâzım Hikmet’le tanışması

Genç Cemil 1934-1935’te Antakya Sultanîsinin on birinci sınıfındayken birinci bölüm bakaloryayı alırsa da liseden mezun olamaz. Zira lise o yıl on iki yıla çıkarılır ve ikinci bölüm bakalorya konur. Bu gelişmeler üzerine o da ilk defa 1936’da İstanbul’a gider. Pertevniyal Lisesinin on ikinci sınıfına kaydolur. Orada İhsan Kongar felsefe, Nurullah Ataç Fransızca, ve Keysa İdalı edebiyat hocaları olur. O sıralarda, hayatında yeri olan Nâzım Hikmet ve Kerim Sadi ile tanışır. Parasızlık, kimsesizlik gibi sebeplerle 1936 Mayıs’ında Hatay’a döner ve Antakya Sultanîsinden mezun olur.

Liseyi bitirdiği zaman, Kamil Paşa’nın Telemak tercümesini, Arapçadan,  Robenson tercümesini, Kısawi ve Monteigne’den tercümeleri ve benzerlerini de bitirir. Aynı zamanda orijinalinden okumak kaydıyla, başlıca Fransız yazarlarını (klasikleri, romantikleri, natüralistleri ) tanıyabilmiştir.

Özellikle 1937’de tanıdığı Balzac onda derin izler bırakır. Nitekim Balzac’la ilişkisini ve düşüncesine yön veren diğer yazarları da kendisi şöyle açıklar:

 “Fransız ve İngiliz edebiyatını Balzac’la beraber dolaştım. Balzac’ı tanımasam romancı olmak isterdim. Yıllarca İnsanlığın Komedyası ile uğraştıktan sonra roman yazmak küstahlık olurdu. Düşünce hayatıma yön veren öteki ustalar: Rousseau ile İbn Haldun. Rousseau’dan Nietzche’ye, Nietzche’den Hegel’e ve şakirtlerine geçiş. İbn Haldun, İslâm dünyasındaki kılavuzumdur.” ( Meriç 1978: 450 )

Anılanlar dışında onun entelektüel kişiliğinin oluşmasında etkili olan kitaplar arasında; Rıza Tevfik’in Kamus-ı Felsefe’si, Selim Sırrı’nın Terbiye-i Bedeniye Nazariyatı, İbrahim Ethem’in Terbiye-i İrade’si, W. Scott’un Seyf-i Sarîm-i İlâhî Selâhattin ( asıl adı Talisman )’ı gibi eserleri de saymak gerekir. ( Yazan 1992: 15)

Sıkı bir süreli yayınlar takipçisi

C. Meriç’in okumaları kitaplarla sınırlı değildir. O yerli ve yabancı birçok süreli yayını da takip etmiştir. Nitekim önceden adlarını andığımız yayın organlarına şunlar da eklenebilir: Kırkambar, Servet-i Fünûn, Resimli Mecmua, Işkın, Maarif-i Umumiye, Yeni Mecmua, Antakya, Yenigün, Clarté, Gringoire, Nouvelles Littéraires... ( Yazan 1992: 18-20 )

1960’lara kadar daha çok Avrupa ile ilgilenen ve Batı kültürünün derinliklerine inmeye çalışan C. Meriç’in, Avrupalılar aracılığıyla da olsa, Hind’i tanıması, Asya’yı keşfetmesini, tarihte başka dünyalar da bulunduğunu anlamasını sağlar. Ayrıca Konya yolculuklarından birinde kaderin karşısına çıkardığı üniversiteli gencin, “ sen bizden değilsin” sözleri, Meriç’i uçuruma yuvarlanmaktan kurtarır. Böylelikle o yolunu kırk dört yaşından sonra bulmuş olur. ( Meriç 1978: 448-449)

İşte bundan dolayıdır ki, “Antakya Lisesi’nde okuyan bir genç adam çıkıp yalnız Avrupa kültürü üzerinde değil, Hint kültürü üzerinde de, sadece Avrupa’nın klasikleri üzerinde değil de, kendi klasiklerimiz üzerinde de hakkaniyetle durarak önümüze kültür ve düşünce dünyasının cömert kapılarını açıyor. Balzac ile İbn Haldun kol koladır onun dünyasında. İhvan-ı Safa, adeta risalelerini yeniden yazıyorlar onun kalemiyle. Ali Şeriati ve Said Nursi de, Victor Hugo ve Proudhon da, Marx ve Weber de, Tevfik Fikret ve Mehmet Akif de beraber, dostça geziniyorlar onun bin bir çiçekle müzeyyen bahçesinde.” (Armağan 2005: 18 )

Sözün özü Cemil Meriç, ömrü okumak ve okutmakla, öğrenmek ve öğretmekle geçmiş emsali az bulunur bir fikir işçisi, gözlerini kaybetme pahasına insanların dünyasını aydınlatan bir güneş, değişik yerlerden bin bir zahmetle derlediği tohumlarla oluşturduğu has bahçesiyle, görenleri âdeta büyüleyen mâhir bir bahçıvandır. Ruhu şad olsun…

Kaynakça

Armağan, Mustafa (14 Haziran 2005 ), “Cemil Meriç: Küresel Denizlerde Çapasını Unutmuş Bir Gemi”, Zaman.

Gür, Âlim (1982 ), Cemil Meriç (Sanat, Dil ve Edebiyat Anlayışı ), Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, AÜ, DTCF, Ankara.

Meriç, Cemil (1978 ), Mağaradakiler, İstanbul:  Ötüken Neşriyat.

Meriç, Cemil (1992 ), Jurnal, C. 1, İstanbul: İletişim Yayınları.

Meriç. Cemil (1993 ), Jurnal, C. 2, İstanbul: İletişim Yayınları.

Yazan, Ümit Meriç (1992 ), Cemil Meriç, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.


Bu Yazı 1234 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar