Cemreler Gönlümüze De Düşse
..        
Mart ayı geldi yine. Cemreler düşmeye başladı bile... Baharın habercisi çiğdemler, okul sonrası dolaşmaya çıkan çocukların ellerinde görülüyor tek tük.
Çok geçmeden, yıkılmaya yüz tutmuş viranelerin bacaları da leylekler tarafından şenlendirilir.
Kırlangıçlar da baharın gelişini şımarık çocuklar gibi bir aşağı bir yukarı oynaşarak kutlar.
Ağaçların özsuyu yürür. Çocuklar söğüt dallarından düdük yapar kendilerine...
Annelerimiz, kış boyunca güneşe hasret günler geçiren evimizdeki çiçekleri pencere önlerine çıkarır; bahar temizliği yapar evlerde... Biz ne kadar memnun olursak güneşle buluşmaktan; çiçekler de memnundur bu buluşmadan...
Badem ve erikler ilk önce karşılar baharı; hiçbir zaman şaşırmadan...
Ardından kuzular çıkar kırlara... Akşama doğru koyun-kuzu meleyişleri sarar ortalığı… Tepelerde kalabilen karlar eriyip içme sularına karıştı mı, nasıl tat gelir sulara...
Bağ bahçe işleri açılır gittikçe... Domates, biber, pırasa fideleri yetiştirilir küçük seralarda...
Taze sürgünler veren salkım söğütlerin altında beş çayları içilir dostlarla... Balkonlara eskimeye yüz tutmuş kilimler serilir ufaktan… Varsa birkaç sandalye de eklenir oraya.
Gelincikler süsler yol kenarlarını, mahcup kız edasıyla… Güzelliğini gören olur diye hicabından olsa gerek fazla duramazlar yol kenarlarında… Ondandır erken yaprak döküşleri… Yüzlerinin kızarıp durması da ondandır. Nazenin vücutlarına yaban eli değince buruşuverirler hemen.
Serçeler, yavrularını uçururlar yuvadan... Her anne serçe, yavrusunun derdine bir o ağaca bir bu ağaca pır pır eder… Akşam yuvada toplanıncaya kadar geçmez küçük yüreğindeki güpültü…
Pencere camları buğulanır sabahın erken saatlerinde… Sevgilinin adı yazılır özenle; az sonra kaybolup gideceğini bile bile… Tıpkı dünyaya olan meylimize benzer bir şeydir bu…
Bir çift kumru konar çatıya... Erkek olanı serenatlar düzer sevdiğine... Guguk sesleri feryada dönüşür, yalnızlığı ifade eden.
Papatyalar da görücüye çıkmış kız gibi arz-ı endam ederler; az kaldı... Sevdalılar papatya falı korlar, ümitlerinin adını. Ya istediği gibi çıkmazsa falın sonucu nice olur yüreğinin hali? Aslında onlar da bilir bu falın yalan olduğunu… Yalan da olsa kısacık bir ümit yeter de artar bile sevdalı yüreğine…
İğde çiçeklerinin mest eden kokuları da yayılır sabah ezanlarında... Titreşen gönüllerde gözyaşı olur yükselir semaya, güzel kokular…
Kırk ikindi yağmurları başlar; akşamüzerleri uzaklarda gökkuşağı belirir en güzelinden… Çocuklar gökkuşağına ulaşmanın fantastik hikâyelerini anlatır kendi aralarında…
Çiğler düşer çimenlerin üzerine; ışık prizmaları oluşturur damlacıklar... Sümbül ve zambaklar da bin bir renk cümbüşüyle karşılarlar baharı...
Bir uyanışın, yeniden dirilişin- muştusunu taşır cemreler yıllardan yıllara; diyarlardan diyarlara… Kurudu sanılan her ağaç ve ot yeniden dirilişi yaşar, farkında olmadan!
Cemreler düşer havaya, suya ve toprağa...
Bir cemre de gönlümüze düşse... Düşse ne olur? Düşse! Gönlümüze de cemre düşse ve…
Umutla ve neşeyle uyansak sabaha. Bir içten gülümseyişle ve güler yüzle '' Günaydın!'' desek gördüğümüz herkese... Ne kadar açılıyorsa kollarımız o kadar açsak; ayrımsız karşımıza çıkan herkesi kucaklasak... Aynalara asık suratlı görüntülerimiz düşmese...
Kötü sözler çıkmasa ağzımızdan; asık suratların yerine gülen yüzler görsek akşama kadar... Küçücük yüreğimizde sevgiden başka hiçbir şeye yer kalmasa...
Her ne kadar ayrı yerlerde, ayrı bedenlerde olsa da kalplerimiz aynı ritimle atsa... Cemrelerle birlikte gönlümüz de ısınıverse... Daha çok sevsek insanları; anneler nasıl bahar temizliği yapıyorsa evlerde, bizler de gönüllerimizi temizlesek...
Var mısınız? Bu yıl dördüncü cemreyi hep birlikte gönüllere düşürelim. Malûm... Cemreler düşmeye başladı... Havaya, suya ve toprağa cemreler düştü. Sıra gönüllere düşecek cemrelerde... İçten ve gönülden bir yakarışla “Dördüncü cemreyi de gönüllere indir Allah'ım” diyelim…
Var mısınız? Hazır mısınız? Mevsim CEMRE mevsimidir. Sıra gönüllerin cemresinde…
Bu yıl bir cemre de gönlümüze düşsün. Cemrelerle birlikte gönüllerimizin uyanışını, dirilişini de yaşayalım. Âmin!
CEMRE NEDİR?
1920 Şubat başlangıç olmak üzere, birer hafta arayla sırasıyla havaya, suya ve toprağa düştüğüne inanılan ve baharı başlattığı varsayılan ısıtıcı güç. Eskiden yıl, Kasım (180 gün) ve Hızır (186 gün) günleri olarak ikiye ayrılır; Kasım'ın 105'inden (1920 Şubat) başlayarak düştüğüne inanılan cemrelerle kışın sona erdiği varsayılırdı. Sözcük Arapçada, kor hâlinde ateş anlamındadır. Ayrıca hacıların Mekke'de şeytan taşlamak için attığı taşlardan oluşan yığınlara da bu ad verilir.

Bu Yazı 2545 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar