Cenazesinde Her Kesimi Buluşturan Alim: Canan
..        

İbrahim Canan hocamızın cenaze namazı- nın kılınacağı gün yani 15. 10. 2009'da, ben de mehtap televizyonun konuğu idim. İslâm'da kolaylığı konuşacaktık. Konuya girmeden önce Nuriye hanım sordu:

-Hocam, İbrahim Canan hocamızı tanır mıydınız?
-Evet, dedim, hem de çok iyi tanırdım. İlmiyle amel eden ihlaslı, gayretli, araştırmacı, çalışkan, emsali az bulunur alimlerimizden biriydi. Allah rahmet eylesin.

Mekke-i Mükerreme'de, Harem-i Şerif'te, güzel bir kürsü üzerinde oturmuş vaaz veren bir alim gördüm. İnsanlar toplanmış, büyük bir dikkatle onu dinliyorlardı. Ben de usulca oturup dinlemeye koyuldum. Sohbetini Arapça yapıyor, tatlı ve akıcı bir dille konuşuyordu. Konusu, “İlmin fazileti ve alimin değeri” idi. Âyet ve hadisler selsebil gibi ağzından akıyordu. O zat-ı muhterem, sohbetinde unuta- mayacağım bir şey söyledi. Dedi ki:

“Her on sekiz kilometrede bir alimin bu- lunması İslâmî şeâirdendir, yani İslâm'ın ol- mazsa olmazlarındandır. Her on sekiz kilo metrede bir alim bulundurmak, yaşatmak, koruyup kollamak Müslümanların boynunun borcudur.”

O gün bu sözü kaydettim, sonradan da hikmetini anladım ve şöyle yorumladım:

Doğru. Eğer âlimler, özellikle de doğru din âlimleri olmazsa, din anlatılmaz, anlatılmayan din, yaşanmaz, yaşanmayan din, etkili olmaz, etkili olmayan din de huzur vermez.
Peygamberimiz (s.a.v) buyurmuşlar ki: “Kıyamet gününde âlimlerin kaleminin mürekkebiyle, şehitlerin kanı tartılacak, âlimlerin kaleminin mürekkebi, şehitlerin kanına üstün gelecek.”

Bunun sebebi de, Allah'u a'lem şu olsa gerek: Alimler konuşmalarıyla cihadın ve şehitlik mertebesinin ne kadar büyük bir mertebe olduğunu anlatmasa, askerleri çoştur- masa ve cepheye koşturmasaydı kim savaşa giderdi? Vatan, düşman istila ve işgalinden nasıl kurtulurdu?

Bir hadisde cömertler sıralanırken birinci sırada Allah, ikinci sırada Ademoğulları içinde Peygamberimiz, üçüncü sırada ilmini yayan alim, dördüncü sırada da Allah yolunda cihad ede ede şehit düşen mücahid gösteril- miştir.

Bu Hadis'e de bakıyoruz, âlim, mücahitten önce zikredilmiştir.

Canan hocamız işte böyle alimlerden biriydi. Peygamber varisi olması hasebiyle, peygamberler gibi geriye miras olarak ilim bıraktı. Öğrendi, öğretti, konuştu, yazdı, yaşadı.

Bu müdakkik ve muhakkik dev şahsiyetin en büyük özelliklerinden biri de Bediüzzaman'a intisaplı olması idi. Ders ve sohbetlerinin bir kısmını Bediüzzaman'ın eserlerini okuyarak yapardı. Bir ayağını Bediüzzaman'a bağlamıştı, öbür ayağıyla cihanı dolaşıyordu. Başta Fethullah Gülen Hoca Efendi'yi ve ona mümasil zatları, gönül tahtına oturtmuştu. Eserlerinde özellikle de Kütüb-i Sitte tercümesi' adlı Hadis Ansiklopedisinde Hoca Efendi'nin kitapların- dan çok iktibaslara rastlamaktayız.

Sevgisinden nasiplenmeyen Müslüman yoktu Canan hocamızın. Aza, çoğa bakmıyor, çağrılan her yere gidiyor. Her Müslüman'ın hizmetine destek ve cesaret veriyordu.

Bu sebepten midir bilmem cenazesinde, her canipten, her kesimden, her fraksiyondan makamlı-makamsız, rütbeli-rütbesiz, zengin-fakir, genç-ihtiyar herkes vardı. Yaşadığı gibi öldü. Hayatta iken bütün Müslümanlara hoş baktı. Tabii bütün Müslümanlar tarafından da hoş görüldü.

Biz öğrenci iken o, Atatürk Üniversitesi'nde hoca idi. Tâ o günlerden itibaren tanışır, bazı zamanlar beraber olurduk. Geçen Ramazan'da davet edildiğimiz bir iftar yemeğinde karşılaş- tık, kucaklaştık, hasret giderdik. Bu bizim fani dünyada son kucaklaşmamız oldu.

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Raşid Küçük hocamız tezkiye konuşma- sında: “40 yılı aşkın arkadaşlık süresinde ben onun birinin gıybetini ettiğini, birileri hakkın da sû-i zann yaptığını görmedim.” dedi.

Muhterem Fethullah Gülen Hocamız, taziyenamesinde Canan hocamızı: “Hayatını Kur'an ve iman hizmetine adamış, Hadis ilminde Rasih, ilmiyle amil kıymetli dostum” şeklinde tarif ediyordu. Bunlar müthiş tezkiyelerdi. Allah bize de böyle yaşamayı ve böyle tezkiyeleri nasip eylesin.

Merhum İkbal'in sözünü hatırladım: “Sen dünyaya geldiğin zaman ağlıyordun.
Etrafındakiler sevinçlerinden gülüyordu. Öyle bir hayat sür ki, dünyadan giderken sen gülerek gidesin, bu sefer de geride kalanlar senin için ağlasın.”

İşte Canan'ımız bu idi. Yaşadığı hayattan anlıyoruz ki o, ahrete gülerek gitti. Fakat biz, böyle bir sevgili hocadan, ağabeyden, dosttan, mücahitten, hizmet kahramanından, muhabbet fedaisinden ayrı kaldığımız için ağlıyoruz. Bununla beraber, bu ayrılığın geçici, ebedî vuslatın ise, önümüzde olduğunu haber veren Kur'an'ın Sahibi'ne sonsuz hamd ediyoruz.

Muhabbet fedailerinin re'si ve reisi Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), oğlu İbrahim'in vefatından dolayı mükedder ve mahzûn oldu. Eğildi, anlından öptü. Sonra: “Ey İbrahim senin gidişine üzülüyoruz, ama Rabbimizin hükmüne de boyun eğmişiz.” buyurdu.

Biz de, İbrahim hocamızın aramızdan ansızın ayrılmasına üzülüyoruz, fakat Rabbimi- zin hükmüne de itiraz edemeyiz.
Allah hocamı- za gani gani rahmet, ailesine sabr-ı cemil, hepimize de cennette beraber olmayı nasip eylesin.
Âmîn.


Bu Yazı 2767 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar