Çengilli'nin Acı Hali, Acıtır Hıristiyanı Müslümanı
17.01.2014        

Çengilli’nin Acı Hali, Acıtır Hıristiyanı Müslümanı!

 Yrd. Doç. Dr. Veli SIRIM

 

 

 

Üç yıldır ikamet ettiğim Muş’un pek çok tarihi mekanı var. Çoğunu görmek, gezmek nasip oldu. Bazıları eksik kalmıştı. Bunlardan en sonuncusu Çengilli Kilisesi ziyareti oldu.

1950’li yıllara kadar büyük ölçüde temel unsurlarını koruyarak gelen Çengilli (Çanlı Surp Garabet) Kilisesi hakkında kısa bir araştırma yapmış, eski resimlerini görmüş epey meraklanmıştım. Edindiğim bilgilere göre tarihi 2500 yıl öncesine kadar uzanan, M.S. 399 yılına kadar Ateş Tapınağı olarak kullanılan,  Sasaniler zamanında Kiliseye dönüştürülen bu mekan 300-350 odadan meydana geliyormuş.

Bir yandan gördüğüm eski resimleri, diğer yandan sahip olduğu fiziki şartlarıyla ilgili bilgiler doğrultusunda kafamda şekillenen etkileyici tablonun etkisiyle eşimi ve çocuklarımla birlikte bir hafta sonu ziyareti gerçekleştirmek üzere yola çıktık. Yaklaşık 60 kilometrelik yolculuktan, kıvrım kıvrım yükselerek uzanan yolları geçtikten sonra aynı adla anılan Çengilli Köyüne ulaştık. Köyün camisinin hemen önündeki küçük köy meydanında karşılaştığımız köylü amcaya kiliseyi sorduk. Zira o kadar yol gelmemize rağmen yıkık dökük de olsa bir kilisenin izine rastlayamamıştık. “Vallaha, kiliseden bir şey kalmamıştır” dedikten sonra hemen yanındaki 10 yaşlarındaki bir erkek çocuğa bize kiliseyi göstermesini söyledi. Çocuk büyük bir istekle hemen önümüze düştü. Etrafta tarihi bir mekan görmediğimiz için biraz daha yürüyeceğimizi düşündüm. Adının “Muharrem” olduğunu öğrendiğimiz çocuğa ne kadar yolumuzun olduğunu sordum. Çocuk gayet veciz bir şekilde “Aha oradadır” diye eliyle bir ahırı gösterince inanamadım. Gerçekten beyaz kesme taşlardan yapılmış bir evin hemen yanında, biraz mağarayı andırır dar bir geçit ve ağzı eski tahtadan bir kapıyla kapalı bir mekanı göstermekteydi. Kapıyı açtı, ardından karanlık bir mekana doğru adım attık. Biraz sonra kapıdan da gelen ışığın yardımıyla gözümüz içerinin durumunu kestirmeye başlamıştı. İçerisi çalı-çırpı ve tarla işlerinde kullanılan alet-edevatlarla doluydu. Tavandaki kemer ve kemerin üzerinde durduğu mermerden işlemeli sütun bu mekanın bir zamanlar kiliseye ait odalardan birisi olduğunu gösteriyordu. Oradan çıktıktan sonra Muharrem, bize kiliseye ait bir başka yeri de göstermek istedi. Oradaki manzara ayrı bir fecaat örneğiydi. Kapıdan sadece içeriye bakabildik. İki buzağı, bir büyük baş hayvanın mekanı olmuştu. Kısacası ahır olarak kullanılmaktaydı.

Muharrem küçük kilise ziyaretimiz esnasında büyük bir heyecanla bazı evlerin duvar taşlarından bazılarını gösterdi. Bazılarının üzerinde yazılar, bazılarının üzerinde ize motif ve işlemeler vardı. Tabii dış tarafa denk gelen taşlardı bunlar. Hatta köyün camisinin yapımında da kullanılmıştı kilise taşları.

Bu şaşkınlık ve hayal kırıklığı içimizde burukluğa sebep olmuştu. Ancak asıl iç burkucu cümleyle, Muharrem’e köye yabancı turistlerin gelip gelmediğini sorunca yüz yüze geldik. Muharrem çocuk saflığıyla şöyle demişti:

“He, yabancılar da geliyler. Buraları görünce ağliyler (ağlıyorlar). Ama bizden de korkiyler.”

Ben o anda kendimi gelen Hıristiyan ziyaretçilerin yerine koydum. İster inanın ister inanmayın içimden sessiz bir feryat koptu.

Bu ayıp ve utanç verici tablonun bize yakışmadığını, bir an önce bu kilisenin aslına uygun bir şekilde restore edilip ziyarete açılmasının herkesten önce Müslümanca bir davranış olacağını düşünerek, yetkililerden bu yönde en kısa zamanda bir adım atılmasını ümid ederek oradan ayrıldık.


Bu Yazı 4493 Defa Okunmuştur.

Yazıya Ait Fotoğraflar

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar