Çevremize İlahi Çevre Olarak Bakabilmek
..        

Gün geçmiyor ki televizyon, gazete ve dergilerde çevre kirliliğiyle ilgili bir haber yayınlanmasın. Bir gün deniz kirliliği, bir gün hava kirliliği, bir gün fabrika atıklarının çevreye verdiği zararla ilgili bir haber… İnsanoğlu çok eski çağlardan beri çevresine ve tabiata verdiği zararların bedelini ödemektedir. Kişisel hırslarla, daha çok kazanmak arzusuyla, tembellikle, sorumsuzlukla tabiata zarar verenler kendilerinin çevrenin bir parçası olduklarını ve verdikleri zararın bir gün kendilerine döneceği gerçeğini göz ardı etmişlerdir. Nitekim bu manada yüce Allah Kuranda:
“İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozgun çıktı. Yaptıklarının bir kısmını kendilerine tattırmaktadır ki vazgeçsinler.” (Rum süresi41.)
İnsanlığın önemli sorunlarından biri hava, kara ve deniz kirliliği veya tabiatın kirletilmesi, başka ve daha güzel bir ifadeyle ilahi çevrenin kirletilmesi. Bizi ve bütün çevremizdekileri yaratan Allah olduğuna göre elbette yaşadığımız çevreye ilahi çevre diyebiliriz. Bu anlamda Bediüzzaman Said Nursi hazretleri Risale-i Nur'da meseleye şöyle bir yaklaşım getirir.

KUDDÜS İSMİ TEMİZLİĞİ GEREKTİRİR Bu kâinat ve yeryüzü daim işler bir büyük fabrika ve her vakit dolar boşalır bir han, bir misafirhanedir. Hâlbuki böyle işlek fabrikalar, hanlar ve misafirhaneler enkazlarla ve süprüntülerle çok kirleniyorlar, bulaşık oluyorlar ve zararlı maddeler her tarafta birikiyor. Eğer kâinata ve yeryüzüne çok dikkatle bakılmazsa ve temizlenmezse içinde durulmaz; insan onda boğulur. Hâlbuki bu kâinat fabrikası ve yeryüzü misafirhanesi o derece pâk, temiz ve o kadar kirsiz ve bulaşıksızdır ki, lüzumsuz bir şey, menfaatsiz bir madde ve tesadüfi bir kir bulunmaz. Demek bu fabrikaya bakân zât (Allah c.c), çok iyi bakıyor. Ve bu fabrikanın sahibi olan yüce Allah o koca fabrikayı ve o büyük sarayı Kuddüs ismiyle küçük bir oda gibi süpürtür, temizler. Bir insan, bir ayda yıkanmazsa ve küçük odasını süpürmezse çok kirlenir, pislenir. Demek bu yeryüzündeki paklık, temizlik, nuranilik hikmetli ve dikkatli bir tathirden (temizlikten) ileri geliyor. Ve eğer yeryüzünde dâimi temizlemek ve süpürmek, dikkat ile bakmak olmasaydı, bir senede bütün hayvanların yüz bin milletleri arzın yüzünde boğulacaklardı. Bir kuş kolayca kanatlarını ve bir kâtip rahatça sahifelerini temizlediği gibi yeryüzünün ve gökyüzünün ve kâinat kitabının da sahifeleri Cenab-ı Allah tarafından öylece temizleniyor ve güzelleşiyor.

İşte Cenab-ı Allah kâinatta muazzam bir denge koymuş. Kâinatı ve dünyamızı bir düzen ve ölçü içinde yaratmış. Bütün varlıkları hikmetli yaratmış ve her birisine maslahatlar ve faydalar takmıştır. Çevremizdeki bütün varlıklar görevlerini yapmaktadır. Cenab-ı Allah'ın Kuddüs isminden gelen temizlik, bütün kâinatın mevcudatını temizliyor, güzelleştiriyor. Beşerin (insanın) bulaşık eli karışmamak şartıyla, hiçbir şeyde hakiki nezafetsizlik ve çirkinlik görünmüyor!…

Evet, çevreyi kirleten kâinattaki düzeni ve dengeyi bozan çevre bilincine sahip olmayan insan… Kuran'da “Göklerde ve yerdekiler Allah'a aittir. Allah her şeyi kuşatıcıdır” ayetinde olduğu gibi Allah'ın her şeyi kuşatan (muhit) olarak anlaşılması son derece önemlidir. Ve muhit terimi aynı zaman da çevre anlamına da gelir.

Allah'ı hatırlamak, her yerde onu görmek ve bir muhit olarak O'nu anlamaya çalışmak gerekir. Tabiattaki bütün varlıklar Cenab-ı Allah'ın bir sanat eseridir. Kurana göre “O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Her bir varlık Cenab-ı Allah'ı, zikreden, tesbih eden, hamd eden makamındadır. Ama ne yazık ki çoğu insanlar bunun farkında değiller. Çevremizde bulunan bütün varlıklar ilahi çevreyi ifade ederler. Dağıyla, deniziyle, bitkileri ve hayvanlarıyla, akarsularıyla insanın bu mükemmel yaratılan güzelliklerin farkına varması, her bir varlığı bir Sanat-ı Rabbaniye görmesi ile gerçek çevre bilincine sahip olması mümkün olabilir.

Ne zamanki insanoğlu bunları unutup, çevrenin bir parçası iken kendi enaniyetine, nefis ve hevasına uyup çevreye hâkim olmak istedi; işte o zaman insanın doymak bilmeyen hırsı çevre kirliliklerine yol açmaya başladı. İlahi dengeyi unutan insan, benliğine uyup kendi dengelerini kurmak üzere her biri bir Sanatı Rabbaniye olan varlıkları tahribe başladı. Menfaati için her biri birer tesbih edici olan ağaçları ve ormanları yaktı. Atık maddeleri denize attı, denizleri kirletti, ilahi çevreyi emelleri uğruna tahrip etti, dengeyi bozdu… Şimdi bir çıkış arıyor aslında. Fatih Sultan Mehmet'in ''Ormanlarımdan bir ağacı kesenin başını keserim '' sözü bu ilahi dengeyi korumak için sarf edilen bir söz değil midir?

Yüce Rabbimiz bir Ayet-i Kerimede ''Allah tövbe edenleri ve çokça temizlenenleri sever.'' buyurmaktadır. Böylece temizliği muhabbet'i ilahiyenin bir medarı göstermiş.
Peygamber Efendimiz de bir hadislerinde ''Temizlik, imandandır'' buyurarak nezafeti (temizliği) imanın nurundan saymıştır.
Şimdi kendimize şu soruları soralım:
Çevreyi ilahi bir çevre olarak görebilirse insan, çevreye zarar verebilir mi? Çevreyi kirletebilir mi?

· Çevremizdeki varlıkların her birini Allah'ın yarattığı bir sanat eseri olarak gören insan bu varlıkları tahrip edebilir mi?

· Çevreyi Cenab-ı Allah'ın isimlerinin tecelli ettiği yer olarak gören insan çevrede bulunan canlı cansız bütün varlıklara saygı duymaz mı?

İsmi Kuddusün cilve-i azamandan gelen tanzif ve nezafet, bütün kainatın mevcudatını temizliyor, güzelleştiriyor.
Ey insaflı, iktisatsız, ey zulümlü, adaletsiz… Ey kirli, nezafetsiz bedbaht insan! Bütün kainatın ve bütün mevcudatın hareket noktası olan iktisat ve nezafet ve adaletli yapmadığından, bütün varlıklara muhalefetinle manen onların nefretlerine ve hiddetlerine mahzar oluyorsun. Neye dayanıyorsun ki; umum mevcudatı zulmünle, mizansızlığınla, israfınla, nezafetsizliğinle kızdırıyorsun? İşte ey insan! Kâinat sarayını tertemiz tutan bu ulvi, umumi tanzif, elbette kuddüs isminin bir cilvesi ve muktezasıdır. Cenab-ı Allah bizi maddi ve manevi kirlerden muhafaza etsin…


Bu Yazı 4006 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar