Çocuğumuzu Nasıl Eğitelim
..        
Eğitim,”İnsan hayatında olumlu değişiklikleri belirli bir süre içinde gerçekleştirme” sanatıdır/işidir. Bu tanımın aksine birçok insanda acelecilik ve tahammülsüzlük vardır ve bu acelecilik, hem eğitilen kişinin hem de toplumun huzurunu bozabilecek ve olumsuz sonuçlar doğurabilecek bir tehlikeyi barındırır. Eğitimle ilgili bir-iki olayı paylaşmam gerektiği kanaatini taşıyorum.
“Eskiden süvari birliklerinin olduğu bir dönemde gemilerle askeri sevk işlemi yapılmakta imiş. Birlikteki bütün atlar gemiye bindirilmiş, bir at var ki onu gemiye bindirmek bir yana, geminin yakınına yanaştırmak mümkün olmamış. Orada bulunan herkes maharetini gösterip, atı gemiye bindirmek için denemede bulunmuş. Gel gör ki, alınan yol bir arpa boyu. Atı çekince geri geri yürüyerek(çekilen yönün aksine) gemiden uzaklaşıp gidiyormuş. Birlikte bulunan, fakat kimsenin ciddiye almadığı, kendi halinde yaşayan birisi varmış.
Eğer müsaade edilirse bu atı gemiye bindiririm.” demiş. Herkes müstehzi bir eda ile:
-“ Hadi oradan, bu kadar kişinin yapmadığı işi sen nasıl yapacaksın?” demişler.
“Peki” demiş ve beklemeye başlamış delikanlı. Ancak yine başarılı olamamış diğer insanlar. İçlerinden birisi:
- “ Biz bu kadar uğraştık, olmadı. Bir de o arkadaş denesin, ne kaybederiz sanki?” demiş. Çağırmışlar o genci. Atın arkasını gemiye doğru çevirmiş ve (gemi ile ters istikamette) ipinden asılmaya başlamış. İpinden çekilince geri geri gitmeye yatkın olan at kolayca gemiye girmiş. Mesele hallolmuş.
Buradan şu sonuçları çıkarabiliriz:
A- Bazı durumlarda atılacak bir adım bizi hedefe ulaştırabilir. Ayrıca her insanın kendine göre meseleyi algılama ve çözüm önerileri mutlaka vardır. Kim olursa olsun fikir alış verişi (istişare) yapmak gerekir. Yapılan her türlü uyarıyı reddeden; nerede ise her sözünüzden alınan çocuğunuza yaklaşımınızı gözden geçirmeniz(Yani atı çekiş yönünüzü değiştirmek) belki de çözümün en kısa yoludur.
B-Doktorun yazdığı ilacı bir kerede içip sağlığıma kavuşayım demek ne kadar tehlikeli ve riskli ise aynı şekilde insanların kısa sürede değişip eğitilmesini beklemek de tehlikelidir. Her iki yaklaşım da “ hayati tehlike” sonucunu doğurur. Bu nedenle sabır, eğitimin vazgeçilmez en önemli şartlarından birisidir. İlacı da doz ayarına uyarak içmek bizi sağlıklı yapar, aksine davranış ise maalesef belki ölüm bile getirir.
C-Her evde bulunan muslukların bile sıkılacağı bir nokta vardır. Aşırı ve gereksiz kuvvet uygulayarak (zorlama ile) musluğun kendisinde oluşturacağınız bir aşınma telafisi mümkün olmayan hatalara neden olacaktır. (İfrat ve tefritten uzak bir dinin mensubu olarak bizler bu konuda -yani çocuk eğitiminde- daha başarılı olmalıyız diye düşünürüm. Çünkü geçmişimizde çocuk terbiyesine ait önemli ve güzel örnekler var. (Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler yükleme! Bize acı! Bakara Suresi, 286. ayet )
D-Özellikle bayanların aşina olacağı bir örnek vermek isterim. Pasta veya ekmek yapmak için gerekli olan hamuru hazırlamak istersek “yeterli miktarda su” çok önemlidir. Az miktarlı su hamurun katılaşmasına ve hareket kabiliyetinizin daralmasına; aşırı miktardaki su ise hamurun bozulmasına neden olacaktır. Yani “orta yolu/ dengeyi” bulmak başlayacağınız her iş için önemlidir
Her anne babanın ilk hedefi, çocuğunu başarılı ve mutlu görmektir. Doğal olarak da bu amaçla çalışmalar yapılmaktadır. Ancak, iyi niyetle yapılan bazı hatalardan dolayı çocuğumuz bocalayıp kalıyor. Bu nedenle çocuklarımızı eğitirken dikkate alırsak faydalı olacağını düşündüğüm bazı bilgileri paylaşmak istiyorum. Ayrıca her fikrimi bir atasözü ile desteklemeye çalıştım. İnşallah olumlu sonuç alırız.
1.Her çocuk, bilgi yüklemekten ziyade davranışla örneklik ister. Dişini fırçala diyeceğimize birlikte diş fırçalamaya gidelim; elbiselerini temiz tut diyeceğinize eşyalarımızı biz düzenli kullanalım; arkadaşlarınla iyi geçin diyeceğinize çevremizdeki insanlarla iyi ilişkiler kuralım; inanın, çocuklar yetişkinlerden daha iyi gözlemcidir ve bizdeki bütün davranışları görüp kendi kafalarında değerlendiriyordur. Biz ne yaparsak çocuklarımız bizi taklit eder. Kısacası çocuklar boş lafla değil, uygulama olursa kolay eğitilir. Biz iyi isek çocuklarımız da iyidir. (Eğri ağacın doğru gölgesi olmaz.)
2. Çocuğumuzun sürekli büyüme ve gelişme içinde olduğunu; bizim çocuğumuz olmakla birlikte, ayrı bir kişilik sahibi olduğunu unutmayalım. Yani bize sevimli gelen bir iş onun için çekilmez ve iğrenç bir iş olabilir. Yaptığımız her işi mutlaka yapsın gibi bir zorlama içinde olmayalım. Eğitimin tanımında verilen “belirli bir süre” şartını unutmayın. (Her akıl bir olsa.)
3. Çocuğunu sevmeyen ebeveyn yoktur; ancak her durum ve zamanda çocuğunuzu korumaya kalkmayın; yeri ve zamanı geldikçe problemlerle tek başına yüzleşmeyi öğrensin. Her seferinde, “Benim tutacağım/ beni tutacak bir el var.” diyerek kolaycı alışmasın. Sürekli koruma yerine, zekâ ve mantık olarak anlamakta güçlük çektiği konularda tepeyi aşmalarına yardımcı olun. (Balık vermeyin, balık tutmayı öğretin)
4. Her isteğini karşılamayın. Bazı durumlarda beklemesini; her işin, her zaman istediği gibi gitmeyeceğini yaşına uygun şekilde anlatın. Hatta istediği anda yapma imkânınız olan bir işi bile mesela beş dakika sonra yapalım- diyerek bu konuda küçük alıştırmalar yapın. (Her yere saray yapılmaz)
5. Çocuğunuzu başkalarıyla, hele hele kardeşleriyle kıyaslamayın. İyi şeyler yapıyorum zannıyla, kardeşler arası şiddet ve kıskançlığı körüklersiniz. Çünkü insanlar bir diğeri ile kıyaslanacak makine değildir.(Her dağın kendine yetecek dumanı vardır)
6. Çocuğunuza tutamayacağınız, yerine getiremeyeceğiniz sözler vermeyin; bunun yerine çocuğunuzla konuşarak, yapabileceğiniz işleri birlikte kararlaştırın. Verilen sözleri yerine getiremeyince güven bunalımı ve belki de meseleyi kapatmak için söyleyeceğiniz bir yalan çocuğunuzun ahlaki zaaflarının başlamasının miladı olacaktır. (Deryalar damlalardan oluşur.)
7. Yaptığınız yanlışları çocuklar erken unutabilir; ama eşinizle yaşadığınız problemleri çocuğa fark ettirirseniz işte bu tamiri mümkün olmayan yaralar açar; aile içindeki problemleri çocuklarınızın bilmesi bir noktaya kadar belki iyidir. Ancak nezaket sınırlarını zorladığınız andan itibaren meseleyi kapatın. Ya başka bir yerde konuşun ya da olgun insana yakışır bir tarz ile konuşun. (Tabir yerinde ise: Kol kırılsın yen içinde kalsın. Aslında kol filan kırılmasın. Söz var iken başka şeylere ne hacet. Konuşun ve meseleleri öyle halledin.) (İnsanlar konuşa konuşa;)
8. İş yapmaya istekli olmayan çocuğunuzun -özgüven- problemi olabileceğini düşünerek önce kolay işler verin; iş bitiminde mutlaka övün. Bizim övgümüzün onların küçücük dünyalarında emin olun büyük önemi vardır. Sofradaki ekmeği, çocuğunuzun bakkaldan aldığını birkaç kez vurgulayın. Görün bakalım çocuk iş yapmaya istekli şekle geliyor mu? (Büyük sular bile önünü eşmeyince akmaz.)
9. Bağırıp çağırarak çocuğunuza bir şey anlatmayın. Bu davranış hem sizi üzecektir; hem de evladınızın iç dünyasında fay kırılmalarına neden olarak, ileride yaşanacak depremlerin başlangıcı olacaktır. Elleri ve yürekleri ne kadar yumuşaksa o kadar yumuşak sözler sarf edin ki; faydası olsun. (Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur mu, çiseleyerek yağan yağmur mu etkilidir? Birinci yağmur yağar ve verimli olan toprakları sürükler gider; ama ikincisi verimli ürünlerin başlangıcı olur.
10. Nasıl ve nerede çalışırsanız çalışın, çocuğunuza zaman ayırın; onunla oyun oynayın, parka gidin, önemsediği şeyleri siz de ciddiye alın. O zaman sizi kendisine daha yakın hissedecektir. Böylece sıkıntılarını anlatacak, problemleri çözmeniz kolaylaşacaktır. Dahası gündelik hayatını nasıl ve nerede geçirdiğini bile sizinle paylaşma gereği duyacaktır. Böylece çocuğunuzun daha güvende büyümesi mümkün olacaktır. Ayrıca bu davranış çocuğunuzu sokağın olumsuz etkilerinden de koruyacaktır. (Büyük gemiler küçük körfezlerde saklanır.)
11. Çocuğumuzdan yaşının üstünde olgunluk beklemeyelim. Zamanla istenilen olgunluk düzeyini kendisi yakalayacaktır. Aslında, yaşına uygun hareketler yapmayan çocuğun anormal olacağını da unutmayın. Bizim toplumumuzda hiç kımıldamadan oturan çocuk “kuzu” olarak vasıflandırılır. Ancak yaşına uygun hareketler yapması neden hoş karşılanmaz bilemem. Çocukların aldığı enerjiyi hareket ve oyun yolu ile kullanması daha iyidir. Eğer bu yolla kullanılmazsa “kavga” için kullanılacaktır. O enerji vücutta duramaz çünkü. ''Sabırla koruk, pekmez olur''sözünü asla unutmayın.
12. Tehdit ve korkutma ile bir yere varamayacağımızı bilelim; bu sadece, hava alamayan ateşin alevlerini azaltmasına benzer, havayı bulduğu an göğe yükselir ve bir daha da kontrolü güç olur. Sizin tepkinizden korkan çocuğunuz biraz kenara gelecektir ancak; ergenlik çağına gelince, fiziksel şartlar eşitlenince(yani size karşılık verecek hale gelince, Allah korusun) aynı muamele ile karşı karşıya kalırsanız şaşırmayın(Ne ekersen…)
13.Yapılan yanlış davranışlar karşısında çok sert tepki vermeyin. Bu davranışınız yalancılığı körükler. İkiyüzlü bir toplumun temellerini bilerek ya da bilmeyerek atmış olursunuz. Önce olayları sonuna kadar dinleyin, sonra neden ve sonuçlarını çocuğunuzla birlikte değerlendirin. Yanlış ve doğruları belirleyerek bir karara varın. (Tatlı dil yılanı bile delikten çıkarmış.)
14.Bizim büyüklerimizin günde üç öğün bizlere karşı sarf ettiği “ Biz böyle değildik!” tarzı uyarıcıların sadece meseleyi sinir harbine çevireceğini; muhatabınızın (çocuğunuzun ) sizin önemsiz şeyleri tekrar edip durduğunuz yolunda peşin kabul(ön yargı) edinmesini sağlayacaktır. Ön yargıları değiştirmenin atomu parçalamaktan daha zor olduğunu takdir edersiniz. Ancak şunu yapmayı becerebilirsek bir nebze olsun evladımızla aramızda ünsiyet (yakınlık) oluşturabiliriz. Empati (kendisini başkasının yerine koyma) geliştirip meseleleri onların gözüyle de değerlendirmek bizlere daha sağlıklı ve kalıcı çözüm yolları bulma fırsatı sunacaktır. Bazı davranış bozukluklarının yaşadığı fizyolojik, psikolojik ya da duygusal sorunlardan kaynaklanabileceğini düşünerek sabırlı olun. ( Damdan düşenin halini damdan düşen daha iyi anlar.) Başka bir atasözü bu meseleyi daha çarpıcı olarak açıklar “Ölü ile deli sahibinin.”
Maddeler halinde sıraladığım bilgileri birçoğumuz bilmektedir. Çünkü çocuğumuz varsa bu problemlerin birçoğu ile mutlaka karşılaşırız. Çünkü iyi toplumları iyi insanlar oluşturur. İyi insan da maddi-manevi yönden sağlam insan demektir. Böyle bir toplumda yaşamayı kim istemez? Herkes böyle bir toplumda yaşamak isterse o zaman üzerimize düşenleri bir zahmet yapalım.
Yarınlara umutla bakmak istiyorsak çocuklarımızı iyi yetiştirmek zorundayız. Onlar bizlere sunulmuş kıymetli ve özel meyvelerdir. Unutmayalım ki meyvesi hem çok tatlı hem de çok acı olabilen tek varlık insandır... Meyvemizi acı ya da tatlı yapmak elimizde…
“Sevilen sevmeyi; kızılan öfkeyi öğrenir. Çocuğunuza sevgi ve saygı ile yaklaşın; sevgi ve saygı görün.”

Bu Yazı 2171 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar