Çocuklarımıza Bırakabieceğimiz En Güzel Miras; Helal Lokma
27.01.2015        

Çocuklarımıza Bırakabileceğimiz En Güzel Miras;

Helal Lokma

Sadık Yalsızuçanlar

 

 

‘Ey insanlar! Bütün yeryüzündeki nimetlerimden helal olmak, temiz olmak şartıyla yiyin. Fakat şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o size belli bir düşmandır.’ Kuran, 2:168

Helal kelimesi için sözlük, ‘alın teriyle kazanılmış, hak edilmiş, meşru;  kurallara, geleneklere uygun olarak dinin kurallarına aykırı olmayan, dince yasaklanmamış olan, haram karşıtı’ gibi anlamlar veriyor. Belki de gündelik sözlüğümüzün en işlek kelimelerinden biri olan helal, daha çok, ‘lokma’ yla birlikte bir söz grubu oluşturmuş, ‘helal lokma’ bir tabir olarak dilimize girmiştir. Sadece lisan olarak dilimize değil, gönlümüze de nüfuz etmiştir. Anadolu’da  ‘helal lokma’, kişinin evlatlarına bırakacağı en güzel miras olarak anılır. Bilinçaltımızda ve kolektif bilinçdışımızda, ‘helal lokma’ bir amaç-değer olarak daima durur.

Helal rızıkla gıdalanması, kişinin iyi ve hayırlı bir insan olup olmamasında belirleyici konumdadır. Anadolu insanın algısında, bu algı öylesine derin ve ruhu kavrayıcı biçimdedir ki, haram lokmanın ancak yedi kuşakta temizleneceğine inanılır. Yine dilimizin olumsuz kelimelerinden ‘haramzade’, sadece nesebî bir gönderme yapmaz, belki bundan da önce ve öte, helal rızıkla gıdalanmamış olmayı ima eder. Bu yüzden helal rızıkla beslenmiş olmak çok önemlidir.

Gerçekten de böyledir. Çocuklarımıza bırakabileceğimiz en güzel miras, ‘helal lokma’dır. Anadolumuza çok emeği geçmiş olan Tevfik İleri, ailesine yazdığı son mektupta, ‘size mal mülk, servet bırakmadım. Namuslu, şerefli, erkek bir ad bıraktım. Bununla iftihar edeceksiniz. Başınız yere bakmayacaktır’ der. Onyedi sene memuriyet, on yıla yakın da bakanlıklar yapmış olan ve kırkdokuz yaşında rahmete giden bu güzel insan, gerçekten de çocuklarına helal lokmadan daha güzel bir miras bırakılamayacağının en nadide örneğini oluşturmaktadır. İkisi yatırım içerikli olmak üzere, üç ayrı bakanlık hizmetinde kamunun malını, parasını koruma konusunda azami duyarlık göstermiştir. Göçtüğünde evi, arabası, parası pulu, senedi vs.si yoktur. Evlatlarına harama el uzatmama konusunda özenli ve duyarlı olmaları gerektiğini bizatihi yaşamıyla göstermiş ve öğretmiştir. Lisan-ı hal, lisan/-ı kalden daha etkilidir. Çocuklarımıza, ‘haram yemeyin’ uyarısında bulunmamız gereklidir fakat bundan daha kıymetlisi, bizim bizatihi haram yememe konusunda hassasiyetli olmamızdır.

Kuran-ı Kerim’de, birkaç ayette, ‘helal lokma’nın değerini ima eden emirler bulunmaktadır:

“Allah'ın size verdiği rızıklardan helal ve temiz olarak yeyin ve inandığınız Allah'tan korkun.” (5:88)

“Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve hoş olarak yiyin ve Allah'a karşı gelmekten sakının. Muhakkak ki, Allah bağışlayıcıdır ve merhamet edicidir.” (8:69)

 “Artık Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden helal ve temiz olarak yiyin. Allah'ın nimetine şükredin, eğer gerçekten O'na ibadet edecekseniz.”(16:114)

Bu ilahî emirlerden de anlaşılacağı üzere, Rabbimiz, helal rızıkla gıdalanmamız gerektiğini, bunun Allah’a iman gibi bir ‘emir’ olduğunu beyan buyuruyor.

Helal gıdayla rızıklanma konusundaki bütün duyarlığımız esasen bu İlahî emirlerin halelenmesiyle oluşmuştur. Merkezde, bu ilahî buyruklar bulunmaktadır.

Yiyip içeceğimizden tutunuz, her türden kullanım aracının ve yönteminin helal olması gerekir. Bir Halveti arifi olan İbrahim Has, üstadının huzuruyla onurlandığında, ilk muhatap olduğu emir şöyledir:

‘Evladım, rızkını helal yolla kazanmalısın. Helal kazandığından dahi az yemelisin.’

Esasen bütün nebiler, resuller ve onların vârisi olan alimler-ârifler, bunu vasiyet etmişlerdir. ‘Bana kul hakkıyla gelmeyin’ buyruğu, ‘bana kul hakkıyla gelemezsiniz’ biçiminde de okunabilir ve kişinin vâsıl-ı Hak olması’nın zorunlu bir şartı olarak anılmaktadır. İnsanın, Kuran’da beyan edildiği üzere, benlik algısında dört aşama vardır: Nefs-i emare, nefs-i levvame, nefs-i mülhime, nefs-i mutmaine… Nefsin en alt düzeyi olan emmâre, yani emreden, kötülüklere yönelten nefs mertebesinde, kişi, helal haram demeksizin yer, içer, yakar, yıkar, küfreder, yalan söyler, tahkir eder, sürekli emredici bir dille konuşur, çalar, çırpar, özetle; haram-helal gözetmez. Bu halin düzelmesi için, nefsin isteklerini meşru sınırlarda kalarak cevaplamak gerekir. Hatta bu isteklere zaman zaman aykırı tutum takınmak zorunludur. Böylece nefs, ruha dönüşünceye kadar zorlu bir terbiyeden geçer. Gönül eğitiminden geçmiş kişiler harama helale o kadar dikkat ederler ki, kuşkulu şeylerden kaçınırlar, yiyip içmeyi yaşamın amacı olarak görmezler, dinin sınırlarına riayet ederler, yenilen içilen her şeyin, kişinin maddi varlığını olduğu kadar manevî kişiliğini ve yapısını da biçimlendirdiğini bilirler. Son Fâtih Sertürbedârı Ahmed Âmiş Efendi, ‘yemeğe besmeleyle başlayın ve lokmaya uzandığınızda, ‘seni insan mertebesine yükselteceğim’ deyin’ buyurur. Nitekim, bilgeler, yemeğin miracı, onu yemektir’ derler. Lokmanın ‘insan’a dönüşebilmesi için her şeyden önce helâ olması gerekir. Helal yolla kazanılmış olması ve kararınca yenmesi gerekir. Yoksa nefs’in ruha yücelmesi imkansızdır. Nitekim haram lokma vücudu kirletir ve temizlenmesi çok güçtür. Haram lokmayla beslenmiş olan bir vücudun bütün uzuvları kötülüğe eğilimlidir ve kötülük için çabalar. Bu durum, kişinin soyundan gelenlere bile sirayet edebilir. Daima helâl yoldan kazanan ve kararınca tüketen, israf etmeyen, kazandığının bir kısmını tasadduk eden insanların da vücudu ve uzuvları hayra, iyiliğe, güzelliğe eğilimli olur. Nasıl ki, bünyeye zararlı bir maddenin alınması onu zorlar, hatta hasta edebilirse, faydalı şeylerin alınması da rahatlatır, sağlık ve esenlik verir. Haram-helal lokmanın da durumu aynıdır. Biri maddi diğeri manevî yapıyı etkiler. Daima, Allah’ın helal kıldığından, helâl yolla edinilmiş şeyleri yiyip içen insanlardan güzellikler sudur eder. Duaları makbul ve müstecap olur. Sesi sedası hoş, dili güzel ve etkileyici, hali hayırlı ve iyilik üzeredir. Kuraldır, kötülük kötülüğü, iyilik ise iyiliği çağırır. Kötü yol ile ancak kötülüğe ulaşılır. Hayırlı ve doğru yol ise insanı doğru menzile ulaştırır. Helâl lokma da böyledir. Hakk’a ve hakikate ulaşma uğrunda tacını, tahtını, malını, mülkünü, özetle bütün sahiplik duygularını terk eden İbrahim Edhem, ‘kemale erenler, ancak, midelerine dikkat etmekle kemale ermişlerdir’ der. Arifler, kulluğun bir hazine olduğunu, anahtarının ise fiilî ve kavlî dua, ibadet ve helâl lokmadan ibaret bulunduğunu belirtmişlerdir. Midesinde bir lokma haram bulunanın duası makbul değildir diye bir söz vardır ki ibretlidir.

Sadece haram lokmadan ve haram yolla edinilenden kaçınma yetmez. Bu konuda duyarlığı olan ve daha da duyarlı hale gelen kişi, kuşkulu şeylerden de kaçınmalıdır. Kuşkulu şeylerden kaçınma konusunda dikkatli olan kimsenin duyuları açılmaya başlar. Kişinin, kötülüğe emreden nefsin tehlike ve tehditlerine karşı güçlenmesi ancak kuşkulu olandan da kaçınmasıyla mümkün hale gelebilir. Bir rivayette, şöyle buyurulmuştur : ‘Helaller bellidir, haramlar da bellidir. İkisinin arasında, kesin olarak haram mı yoksa helal mi olduğu tam olarak belli olmayan kuşkulu şeyler vardır. Kim şüpheli olandan kaçınırsa dinini ve onurunu korumuş olur. Kim şüpheli olana karşı laubali olursa harama girmeye eğilimli hale gelir.’ Hz. Ebubekir bir gün, kölesinin getirdiği sütten içti ve, ‘bunu nereden aldın?’ diye sordu. Köle, ‘kehanette bulundum, karşılığında bunu aldım’ dedi. Bunun üzerine Hz. Ebubekir fenalaştı, midesinden o maddeyi çıkarmaya çalıştı. Ardından, ‘Allahım!’ diye niyaz etti, ‘kanıma karışandan Sana sığınırım.’ Hz. Ömer, kuşkulu şeylerle ilgili olarak şöyle demiştir : ‘Namaz kılmaktan yay gibi, oruç tutmaktan çöp gibi kalsanız da, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmazsanız, Allah o ibadetleri kabul etmez.’

Ağız, vücudun kapısı mesabesindedir. Buradan girecek olan haram lokma, vücudun esenlik ve güvenliğine zarar verir. Kuran’da, helal lokma ile Salih amelin birlikte anılması son derece anlamlıdır. Salih amel, kişiyi esenliğe götüren eylemdir. Aksi insanı yıkıma sürükler. Haram lokma da aynıdır. Helal lokma, maddi varlığımıza da manevî varlığımıza da huzur, sürur ve selamet kazandırır. Mayası helal lokma ve Salih amelle karılmış bir çocuk, hayata bir adım önde başlamış demektir. Bazı rivayetler, haramla helalin seçilemeyeceği bir zamanın geleceği ifade edilmektedir. Böylesi bir çağda yaşıyoruz. Yalan ile doğru çoğu zaman aynı vitrinde yer alıyor. Evimize getirdiğimiz ve evlatlarımıza ikram ettiğimiz şeylerin haram mı helal mi olduğundan zerre miktar kuşku duyuyorsak oturup düşünmemiz gerekmektedir. Bizler, yakınlarımızdan, komşularımızdan, çalıştırdıklarımızdan veya çalıştıklarımızdan, giderek bütün müminlerden, Müslimlerden ve insanlıktan sorumluyuz. İnsanlığa karşı yükümlülük ve sorumluluklarımız var. Evimize getirdiğimiz yiyecek-içeceklerin helâl yolla kazanılmış olması birinci dereceden sorumlu olduğumuz bir husustur.

İbrahim Edhem Hz.lerine izafe edilen şöyle bir söz var: “Lokmayı helalden temin edebilmek için uğraşmak, geceleri ibadet edip, gündüzleri oruç tutmaktan daha faziletlidir. Çünkü her şeyin başı helal lokmadır.”

Özetle, helal lokma ve edinilen/kazanılanın yine helal biçimde tüketilmesi ve paylaşımı, insanın varlığının temelini oluşturan ilkeyle bağlantılıdır. Kuran ve hayat, bize, “her canlının mutlaka belirlenmiş bir rızkı olduğunu” söyler. Fakat yine Kuran, Rabbimizin dilediğine az dilediğine çok rızık verdiğinden söz etmektedir. Allah’tan korkana ummadığı yerden rızık gelir. Aslolan rızkın gelmesi değil, bu gelişin kişinin çabasına taalluk eden yerinde ‘helâl’le sınırlanmış olmasıdır.

 

 


Bu Yazı 2631 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar