Çocuklarını Kaybeden Bir Millet, Geleceğini Kaybeder
01.07.2014        

ÇOCUKLARINI KAYBEDEN BİR MİLLET, GELECEĞİNİ KAYBEDER

Muhammed Acıyan

 

 

Kayıp çocuklar sorunu, son zamanlarda Türkiye'nin olduğu kadar bütün dünyanın da önemli bir meselesi halindedir. Her yıl yüz binlerce çocuk kayboluyor. Bu konu üzerine Birleşmiş Milletler de eğilip problemi çözmek için uğraşıyor. Dünyada en çok çocuk kaybı Hindistan'dadır. Bunu diğer geri kalmış ülkeler takip etmektedir. Türkiye çocuk kaybı konusunda orta sıralarda ve çok kötü değildir. Sebebi de Türk aile yapısının hala daha mazbut ve disiplinli olmasındandır. Biz de aile, kardeşlik sevgisi ve analık, babalık duyguları daha ileridir.

Kayıp Çocuk kimdir?

Veli, vasi veya yakınları tarafından nerede olduğu veya akıbeti bilinmeyen, vesayeti veya koruması altında bulunduğu kurumu izinsiz terk eden veya izinli ayrılsa bile kuruma geri dönmeyen ve hakkında Polise kayıp müracaatı yapılmış 18 yaşını tamamlamamış kişidir.

Kayıp çocuklar, polis kayıtlarına göre iki ana sebepten olmaktadır. Birincisi çocuğun isteği dışı kaybolması, ikincisi de çocuğun ve ailesinin isteği ile herhangi bir nedenden dolayı kaybolmasıdır.

Aile ve çocuğun isteği dışında kaybolmasının sebepleri şunlardır:

 

1- Bazı ailelerin çocuk sahibi olmak için başkasının çocuğunu kaçırması,

 2-  Çocuk ticareti yapanların çocuğu kaçırıp satması,

3- Organ mafyası tarafından kaçılıp organlarının satılması,

4-Töre icabı çocukların kaçırılıp hırsızlıkta kullanılması,

5- Dilenci mafyasının bunları kaçırması,

6- PKK gibi terör örgütlerinin militan yetiştirmek için kaçırması,

7- Afrika vb. ülkelerde savaşmak için askerlik yaptırılmak üzere kaçırılması,

 8- Rehin alınarak zengin çocuklarının kaçırılıp fidye istenmesi,

9- Düşmanlıkla hasımların çocuklarının kaçırılıp öldürülmesi,

10- Cinsel taciz için çocukların kaçırılması,

11-Herhangi bir sebepten çocukların kaza ile ölümleridir.

 

Aile ve çocukların kendi iradeleri ile çocuk kayıplarına gelince;

1-Hukuku aldatmak için ailelerin çocuklarını gizlice satıp kayıp bildirmeleri,

 2-Herhangi bir sebepten çocuğun kendi isteği ile evden kaçmasıdır.

 Bunlar da, a-Şöhret ve artistlik için kaçışlar, b-Aile içi sorunların çocukta meydana getirdiği psikolojik travmaların yarattığı sebepten dolayı çocukların evden kaçması, c-Cinsel tercih olarak, yaş ve aile baskısı ile çocuğun kaçması, ç-Para kazanmak hırsı ile ailenin engellerini aşarak çocukların evi gizlice terk etmesi, d-Zekâ geriliğine bağlı çocukların gittiği yeri bilmemesi başlıca sebeplerdendir.

Çocuk kayıpları aileyi ve yakınlarını çok huzursuz ettiği gibi, bir asayişsizlik gibi algılandığından bu tür olaylar toplumumuzu da çok huzursuz etmektedir… Çok önemli bir sosyal sorun olarak ortaya çıkar. Mesela geçenlerde Üç ayların başlangıcındaki Şivlilikte, çocukların kaçırılması ülke gündemine bomba gibi düşünce ortalık tekrar ateş topuna döndü. Aileler çocuklarını ya bir hafiye gibi korumaya çalışarak veya göndermeyerek gerekli tedbirleri aldılar.  Ciğerparemiz yavrumuzu cam fanus’a koyup asosyal mı olsun yoksa salıverelim sokağa tedbirsizce kurtlara yem mi olsun?..

Alınabilecek Tedbirler:

 

Bu meseleyi halletmenin iki yolu vardır. Toplumu ve çocukları çok iyi eğitmek, cezai tedbirlerin arttırmaktır.

Bu konuda dünyada verilen eğitim çok yetersizdir. Maalesef ceza hükümleri de ihtiyaçları karşılamamaktadır. Bilhassa Türkiye'deki eğitim Türk milletinin gelenek, görenek ve töresine uygun olmadığı gibi, inanç ve ahlak kurallarına da uygun değildir. Cezalar da çok hafiftir. Bu ortamda yapılan istatistikler ve gidişat, ileri de Türkiye'yi bu konuda daha da bunaltacağa benziyor.

Bunun için Türk çocuklarına ve gençliğine dosdoğru, tam olarak, uygulamalı İslam eğitiminin verilmesi, Türk Ceza Kanunundaki cezai hükümlerin artırılması gerekir.

 

En önemlisi de Türkiye'nin Avrupa Birliği takıntısından kurtulması lazımdır. Çünkü herkesin kendi dini, milliyeti, örf-adetleri, ananeleri doğrultusunda, caydırıcılık özelliği olan kanunlar yapması gerekmektedir. Müslüman-Türk milleti kendi yapısına uygun kanunlar yapacak güç ve kudrettedir. Bu noktada onlardan alacağı bir şey yoktur.

Ülkemizde Hükümetlerin en başarısız oldukları konu ise; Eğitim ve Din Eğitimi…

 Yüz yıldır insanımız dini eğitimden uzak tutulmaya çalışılmıştır. Batılıların isteği üzerine batılılaşmak ve batmak için…

Hakikaten Eğitim ve Din eğitimi alanında battık. Ama insanımızın büyük çoğunluğu ne batılı olabildi ne doğulu… Cemil Meriç’in deyimiyle “hilkat garibesi bir yaratık oldu”

Herkes her taraftan acımasızca sırf kendi siyasi düşüncesi egemen olsun diye karşı tarafa saldırıyor. Sonucu mühim değil… Fakat akibet vahim…  Ve alınabilecek tüm önlemler sırf bu boş inatlaşmalar yüzünden eğitime zarar veriyor. Özellikle 28 Şubatçı zihniyetler Eğitim ve Din Eğitimini baltalayıp yok etmişlerdir. “Anamı Asın” hikâyesinde olduğu gibi, küçük çocukları canavarca hislerle öldüren çocuk katillerinden önce bu kafaları ve bu düşünceleri asmak gerekir. Bir eğitim çalışmasının başlayıp uygulamaya geçmesi ve sonucunu almak için en az 15-20 yıla ihtiyaç vardır. Bu gün için Vicdan Eğitimi vermeye başlasanız, sonuçlarını ancak çok uzun bir sürede alabilirsiniz. Olansa bu ara dönemdeki yavrularımıza olmuştur. Yani kısacası bir nesil aradan kaybolmuştur. Bu eğitimleri aldırmayanlar şimdi bir de utanmadan Laisizm inancının arkasına gizlenerek suçlarını örtbas etmeye, kendilerini masum göstermeye çabalıyorlar.

Bu meselenin çözümü için en başta İslami terbiye almış anne ve babalara ihtiyaç var. Anne babanın helal lokma ile beslenmesi gerekir. Çocuk küçük yaşta ailede almaya başladığı eğitime anasınıfında devam etmelidir. Atalarımız 4 yaş 4 aylık iken İslami Eğitim vermeye başlamışlardır. Beşikten mezara din temelli eğitimin devam etmesi ve kişinin sürekli maddi ve manevi murakabe halinde bulunması gerekir. Çünkü nefis sürekli teyakkuzdadır.

Sadece maddenin peşinde koşan, maneviyat ile alakası olmayan bir güruh olmamalıyız.… Batının ekonomik açıdan geçtiği merhaleleri geçerken sefil hale getirdiği aile düzeninden daha sefil bir hale gelmeden gereken tedbirlerimizi almalıyız.

Başta devlet eliyle ve sivil toplum kuruluşları aracılığıyla sağlam bir din eğitimi, vicdan eğitimi, nefs eğitimi vermesi…

- Okullarda kız ve erkeklerin birbirini rahatsız etmeyeceği ayrı okullar

- Her yaştan insana bulunduğu işe, ortama göre hayat boyu eğitim.

- Hangi insan hangi eğitime ihtiyaç duyuyorsa, ihtiyaca göre eğitim,

- Hükümetlerin devletten aldığı gücü yerinde kullanması, devletin marjinaller tarafından itibarsızlaştırılmasına müsaade edilmemesi, etkili yönetim…

- Kanunların caydırıcılığının bulunması,

- Devletin güçlendirilerek iç ve dış mihraklarca içişlerimize müdahaleye müsaade edilmemesi,

- Devletin, canavarca hislerle planlanmış çocuk katillerine gerekirse idam cezasını uygulaması…

- Ana babaların, öğretmenlerin, kolluk güçlerinin alması gereken tedbirler…

- Komşuluk bilincinin geliştirilmesi… Komşuların biz bilincine sahip olarak komşunun çocuğuna da kendi çocuğu gibi bakması…

- Medya, tv ler, sosyal paylaşım sitelerle ilgili alınması gereken tedbirler…

Tüm bu tedbirler belki yarayı tam kurutmaz ama çok küçültecektir.

Müslüman dünyanın Müslümanlık bilincine ulaşması ve Müslüman’ca yaşamasıyla ancak  Asr-ı Saadet benzeri hayata yaklaşılabilir...

 

 

 

 

 


Bu Yazı 4269 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar