DÜNYANIN YARISI AÇ
..        
Bugün tanıdığımız birçok âlimin yetişmesinde büyük emeği olan merhum Mahir İz hocamız, diyanette göreve başlayan bir talebesine:
“İlk maaşını aldığın zaman doğruca bana gel” diye tembihlemiş. Talebesinin aklına gelen ilk şey “İlk maaş olduğu için, herhalde gidip bir yerlerde yer, içeriz” olmuş. Üzerinde çok emeği ve hakkı olduğu için can-ı gönülden kabul etmiş. Maaşını aldığında doğruca Mahir hocanın yanına gelmiş ve paranın tamamını Mahir hocanın önüne koymuş. Mahir hoca:
“Bunun yüzde iki buçuğunu ayır; o senin maaşını zekâtıdır. Artık her ay maaşını alır almaz yüzde iki buçuğunu hesapla ve bekletmeden bir fakire, bir muhtaca ver” deyince talebesi:
“Hocam benim etim ne, budum ne?” demiş. “Hem ayrıca, zekât verecek kadar mala sahip değilim ve zekâtı verilecek malın üzerinden bir yılın geçmesi gibi birtakım ölçüler var zekâtta. Ben bunların hiçbirine sahip değilim.”
Bunun üzerine Mahir Hoca şu ibretlik cevap vermiş:
“Evlâdım, sen memur adamsın, ayın birinde maaşını alırsın, on beşinden sonra paran biter. Eğer sen zekâtın oluşma şartlarını kollar durursan, belki ömrün boyunca hiç zekât veremezsin. Memleketimizde birçok muhtaç insan var. Onların bu şartları beklemeye tahammülleri yok. Ayrıca, bekletirsen, sen zaten veremeyeceksin. Onun için, elini zekâta, hayır ve hasenata ilk maaştan itibaren alıştırmaya bak!”1
Dünyanın Yarısı Yoksul
Açlık ve açlıkla mücadele adına, dünya genelinde birçok şey yapılmasına rağmen, aç statüsündeki insan sayısı bir türlü azalmamaktadır. Özellikle Dünya Bankası ve IMF (Uluslararası Para Fonu) uzun yıllardır “açlıkla mücadele” adı altında faaliyetler göstermesine rağmen istenilen seviyede bir başarıya ulaşılamamıştır. Bilakis açlık sınırının altında yaşayan insan sayısında artma eğilimi gözlenmektedir! Acaba açıklanan miktarlarda yardım yapılmamakta mıdır, yoksa birtakım yanlış politikalar mı takip edilmektedir. Bunu kesin olarak bilemiyoruz… Ancak kesin olan bir şey varsa, o da, bunlar veya bunlara benzer bazı sebeplerin var olduğu…
Peki, dünyadaki yiyecekler insan sayısıyla denge arz etmediği için mi böyle bir durum söz konusu olmaktadır?
Yapılan araştırmaların, bu soruya “hayır” cevabını verdiğini görmekteyiz. Dünya genelinde üretilen gıda miktarının 10 milyardan fazla insana bile rahatlıkla yeterli geleceği belirtilmektedir. Bugün dünyamızda 6 milyar 600 milyon civarında insanın yaşadığı hesaba katılırsa, burada farklı bir takım etkenlerin söz konusu olduğunu görmek mümkün.
Bugün 3 milyardan fazla insan açlık sınırında yaşamaktadır. Ki bu da dünya nüfusunun yarısı demek… Bir buçuk milyar insan ise, bir dolardan daha az bir gelirle günlük gıda ihtiyacını karşılamaya çalışmaktadır. Ki bu, bahsi geçen insanların açlık sınırının altında yaşadıkları anlamına geliyor. Bunun neticesi olarak, açlıktan veya yeteri miktarda gıda ihtiyacını karşılayamadığı için yakalandığı hastalıktan ölen insanların sayısı on milyonun üzerine çıkmaktadır.
Ama diğer taraftan dünya gelirinin yüzde 70'inin, dünyanın yüzde 10'luk bir kesiminin elinde olduğu görülmektedir. İşte bu rakamlar yukarıda anlatılan üretimin neden insanlara yeterli olmadığını açıkça anlatmaktadır.
Türkiye'deki şartlar da çok iç açıcı değil. Yine Dünya Bankası verilerine göre Türkiye'deki yoksul sayısı 10 milyondan fazla. Ve bu sayının 4,5 milyonu hem yoksul, hem de hiçbir sosyal güvencesi olmayan insanlardan oluşuyor.
Bizim Gücümüz Neye Yeter?
Şimdi yukarıdaki tablodan sonra arkamıza yaslanıp düşündüğümüz zaman karşımıza şu seçenekler çıkıyor.
Birincisi: Ya elimizden gelen hiçbir şeyin olmadığını görürüz. Çünkü bu, dünya çapında olan bir şeydir. Buna bizim dur demeye gücümüz yetmez.
İkincisi: Yoksa bizim de yapacağımız bir şeyler olmalı. Eğer biz de bu dünyada yaşayan bir fert isek, bizim de yapacağımız bir şeyler mutlaka olmalı.
Herkes kendi iç muhasebesini yapmaya mezundur. Ancak ikinci seçeneğin çok daha ağır bastığını görmek mümkün…
Bundan Herkes Mesul
Evet, Türkiye'mizin, dünya geneliyle kıyaslandığı zaman, açlık standartlarının üzerinde bir konuma sahip olduğu bir gerçek; ancak metropollerden kırsal kesimlere, şehir merkezlerinden kenar mahallelere doğru gittikçe fakirliğin etkisinin arttığını ve yardıma ihtiyacı olan insan sayısının çok fazla olduğunu görmemiz mümkün… Değil sadece illere göre, belki her semtin zengin ve fakir bölgeleri oluşmuş durumda.
Aslında fazla uzağa gitmeye de gerek yok; herkesin kendi yanı başında tanıdığı, bildiği veya duyduğu fakir ve yardıma muhtaç insanları görmesi mümkün. Ve bunların sayıları hiç de az değildir.
Her kim olursa olsun yapacağı bir şey mutlaka vardır. Bunu birçok âyet ve hadis-i şerif açıkça ifade etmektedir. Bizden dünyayı kurtarmamız istenmemektedir ancak dünyalar kıymetinde olan canlara ab-ı hayat olabileceğimiz ifade edilmektedir. “Kim birisinin hayatını kurtarırsa, bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur”2 ve “Allah kimseyi gücünün yettiğinden fazlasıyla mükellef tutmaz”3 ayetleri bu gerçeği göstermektedir.
Yardıma muhtaç olanlara el uzatmak, Müslüman'ın öncelikli görevlerindendir. “Ben neyim ki, dünyada bu kadar aç insan var. Benim yapacağım yardımdan ne çıkacak?” şeklinde düşünmek bir illettir, bir düşünce zafiyetidir. Çünkü herkes böyle düşünecek olursa, kimse yardımda bulunmayacaktır. Ama herkes elinden geleni yaparsa, herkes tanıdığı, bildiği muhtaç insanların yardımına koşarsa, o zaman değil sadece Türkiye'de yaşayanlar, bütün dünya insanları huzura erecektir. “Herkes kapısının önünü süpürürse, sokaklar cennet olur” sözü de bunu güzel ifade etmektedir. Herkes bu yardım kervanına katılırsa, bu faaliyetler önce gönüllerde dalga dalga yayılacak ve daha sonra bütün dünya sathını kaplayacaktır.
Yardımda Ölçü
Burada şu noktaya da dikkat etmekte fayda var: Zekât ve sadaka yardımında bulunmak için özellikle muhtaç olanları bulmak gerekiyor. İnsanın her haline önem veren İslâmiyet, sosyal hayatın dengesinin korunmasına da çok önem vermektedir. Bu dengenin korunması için bir takım şartlar sıralamıştır.
Üstad Bediüzzaman, “Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda bağışta bulunurlar”4 ayetinin tefsirini yaparken sadaka ve zekâtın şartlarını şöyle sıralamaktadır: “İsraf etmemek, kendi malından vermek, verdiği kişiyi minnet altında bırakmamak ve yardım edilen kişinin zaruri ihtiyaçları için harcamasına dikkat etmek” gibi şartlara dikkat etmek gerekir. Bu konuyla alakalı detaylı bilgi için İşârâtü'l-İ'câz isimli esere bakmakta fayda vardır.5
Evet, İslâmiyetin zekâtı farz kılması ve sadaka ve yardımları her defasında vurgulanması, ferdî yardımın, yani herkesin bu yardım faaliyetine katılmasının önemini göstermektedir.g
***
Dipnotlar:
1 Mustafa Özdamar, Mahir İz Hoca, s. 23, Marifet Yayınları, İst. 1994.
2 Mâide Sûresi, 32.
3 Bakara Sûresi, 286.
4 Bakara Sûresi, 3.
5 Bediüzzaman Said Nursi, İşârâtü'l-İ'câz, s. 72, Söz Basım, İst. 2006.

Bu Yazı 3513 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar